DÜNYANIN ÖLÜMÜ

Yayınlama: 01.07.2026
Düzenleme: 28.06.2026 14:28
A+
A-

“Harab-ı âlem, mevt-i dünya mümkündür. Hem vaki olacaktır.” (Bediüzzaman, Sözler)

Dokuzuncu  Söz’de akşam vaktinin”İnsanın vefatını” ve “dünyanın kıyamet iptidasındaki harabiyetini”  ihtar ettiği ifade edilir. Akşam ile yatsı arasında karanlık adım adım koyulaşır ve yatsı vaktinde gündüzden hiçbir eser kalmaz.

Bunun bir benzeri de kıyamet ve haşir hadiseleriyle kâinat çapında sergilenecek. Kıyametle haşir arası, akşamla yatsı arasına benziyor. Kıyametin kopmasıyla dağlar uçacak, denizler yanacak, böylece haşre kadar dünya hayatından bazı izler görülecek. Dünya misafirlerinin tamamının haşir meydanına toplanmasıyla dünyadan artık hiçbir eser kalmayacak.

Kıyametten sonra kâinatın tamamen ortadan kalkıp kalkmayacağın konusunda açık bir hüküm olmamakla birlikte, bazı âlimler kıyamette her şeyin yok olacağı görüşündedirler ve şu âyet-i kerimeyi buna delil getirirler.

“Allah’ın zâtından başka her şey helâk olacaktır.” (Kasas Sûresi, 88)

Ancak âyet-i kerimede geçen “Hâlikün” ibaresine bazı zâtlar “helâk olacaktır” değil de “helâk olucudur” manasını vermişler. Yani her şeyin mahiyetinde helâk olabilme özelliği vardır. Ancak Cenabı Hak dilerse helâk eder, dilerse varlığını devam ettirir. Bu âyeti kerimeye verilen üç farklı meali burada nakledelim:

Diyanet:  O’nun zâtından başka her şey yok olacaktır…

Elmalılı: O’nun vechinden başka her şey helâktedir…

Ömer Nasuhi Bilmen: O’nun zâtından başka her şey helâk olucudur…

****

Bediüzzaman Hazretleri Kader Risalesi’nin zeylinde şöyle bir manaya dikkat çeker:

“Her şey, nefsinde mânâ-yı ismi ile fânidir, mefkut’tur hâdistir, mâdumdur. Fakat mânâ-yı harfiyle ve Sâni-i Zülcelâl’in esmâsına âyinadarlık  cihetiyle ve vazifedarlık itibariyle şahittir, meşhuddur, vâciddir, mevcuttur.”

Bu hakikatin özellikle insan hayatına bakan yönü hakkında şöyle düşünebiliriz:

İnsan ömrü Allah yolunda harcanmışsa bu ömür helâk olmaz, daha güzel bir hayatı netice verir. Yanlış yollarda tüketilen bir ömür ise gerçekten helâk olur, mahvolur, gider.

Şu var ki, kıyametle başlayacak yeni dönem hakkında “Neş’e-i uhra” yani ikinci yaratılış denildiği ve bu dünyadaki her şeyin âhirettekilere göre gölge gibi zayıf kalacağı düşünülürse, kıyamet hadisesi ile bütün mahlûkat yok olmasalar bile, her şeyin o âleme uygun yeni bir mahiyete bürüneceğinde şüphe yoktur.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi o âlem:

“Taşıyla, toprağıyla hayattadır. Sen bir ağaca gel desen hemen gelir.”

Taşın ve ağacın bu kadar değişeceğini âhiret âleminde, bu terakki yolculuğundan bütün eşya hissesini alacaktır. Ne cennetin bağları dünya bahçelerine benzer, ne cehennemin ateşi dünya ateşine. Bu değişimle, eşyanın dünyadaki halleri bir bakıma helâk olmuş, ortadan kalkmış gibi olur.

İbrahim Sûresinin 48. ayeti bu hakikati şöyle beyan etmektedir:

“O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar Vahid (Bir) ve Kâhhar (her şeye hâkim ve galip) olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.”

Bazı âlimlerimiz, ayette yer ve göklerin başka şekle girmesini bunların tamamen ortadan kalkacağı şeklinde yorumlamışlardır. Ancak, “dönüştürülme” hadisesi tümden yok olma şeklinde mi olacaktır, yoksa farklı bir mahiyet kazanma şeklinde mi?

Bu konuda kesin bir hüküm verilmemiştir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.