SEKİZİNCİ NÜKTE

Yayınlama: 04.04.2024
Düzenleme: 03.04.2024 19:47
13
A+
A-

Ramazan-ı Şerif, insanın hayat-ı şahsiyetine baktığı cihetindeki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:

İnsana en mühim bir ilaç nev’inden maddi ve manevi bir perhizdir. Ve tıbben bir hımye (perhis) dir. ki: İnsanın nefsi, yemek içmek hususunda keyfemâyeşâ (istediği gibi) hareket ettikçe, hem şahsın maddi hayatına tıbben zarar verdiği gibi, hem helâl– haram demeyip rast gelen şeye saldırmak, adeta manevi hayatını da zehirler.

Daha kalbe ve ruha itaat etmek, o nefse güç gelir. Serkeşane (isyan eden, asî) dizginini eline alır. Daha insan ona binemez, o insana biner.

Ramazan-ı Şerif’te oruç vasıtasıyla bir nevi perhize alışır. Riyazete (nefsi kırma) çalışır ve emir dinlemeyi öğrenir. Biçare zayıf mideye de, hazımdan evvel yemek yemek üzerine doldurmak ile hastalıkları celbetmez. Ve emir vasıtasıyla helâli terkettiği cihetle, haramdan çekinmek için akıl ve şeriattan gelen emri dinlemeye kabiliyet Peyda eder. Hayat-ı maneviyeyi bozmamaya çalışır.

Hem insanın ekseriyeti mutlakası açlığa çok defa müptela olur. Sabır ve tahammül için bir idman veren açlık, riyazete muhtaçtır. Ramazan’ı Şerifteki oruç, onbeş saat, sahursuz ise 24 saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır.

Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur.

Hem o mide fabrikasının çok hademeleri var. Hem onunla alakadar çok cihazat-ı insaniye var. Nefis, eğer muvakkat bir ayın gündüz zamanında ta’til-i eşgal etmezse; o fabrikanın hademelerinin ve o cihazatın hususi ibadetlerini onlara unutturur. Kendiyle meşgul eder. tahakkümü altında bırakır.

O sair cihazat-ı insaniyeyi de, o manevi fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanlarıyla müşevveş eder. Nazar-ı dikkatlerini daima kendini celbeder. Ulvi vazifelerini muhakkaken unutturur.

Ondandır ki; eskiden beri çok ehl-i velayet, tekemmül için riyazete, az yemek ve içmeye kendilerini alıştırmışlar. Fakat Ramazan-ı Şerif orucuyla o fabrikanın hademeleri anlarlar ki; sırf o fabrika için yaratılmamışlar.

Vesair cihazat, o fabrikanın süfli eğlencelerine bedel, Ramazan’ı Şerif’te meleki ve Ruhanî eğlencelerde telezzüz ederler. Nazarlarını onlara dikerler. Onun içindir ki; Ramazan-ı Şerifte mü’minler, derecatına göre ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevi sürurlara mazhar oluyorlar. Kalp ve ruh, akıl, sır gibi letâifin o mübarek ayda oruç vasıtasıyla çok terakkiyat ve tefeyyüzleri vardır.

Midenin ağlamasına rağmen, onlar masumane gülüyorlar.

DOKUZUNCU NÜKTE

Ramazan-ı Şerif’in orucu, doğrudan doğruya nefsin mevhum (evham, vehim) rububiyetini bildirmek cihetindeki hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Nefis Rabbini tanımak istemiyor. Firavunane kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır.

İşte Ramazan’ı Şerifteki Oruç doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, za’fını, fakrını gösterir. Abd olduğunu bildirir.

Hadisin rivayetlerinde vardır ki:

Cenab-ı Hak nefse demiş ki: ” Ben neyim, sen nesin?”

Nefis demiş: ” Ben benim, sen sensin! Azap vermiş, cehenneme atmış.

Yine sormuş. Yine demiş: ” Ene ene, ente ente.” Hangi nevi azabı vermiş, enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azap vermiş, yani aç bırakmış.

Yine sormuş: ” Men ene vema ente?”

Nefis demiş: “Sen benim Rabb-i Rahimimsin, ben senin âciz bir abdinim.” Demiş.

Böylelikle nefis, açlıkla yani oruçla teslim olup edeplenmiş.

RİSALE-İ NURDAN

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.