Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Konu ile yakından ilgili olan şu an hadis-i kutsîyi hatırlayalım:
“Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim (bilinmeye muhabbet ettim) de mahlûkatı yarattım.”
Risale-i Nur’un On Birinci Söz bu hakikat dersini en güzel şekilde şerh ve izah etmektedir.
Padişahın hazinesinde ne gibi cevherler bulunduğunu ancak kendisi bilir. Bütün bunlar başkalarından gizlidir. Başkaları o cevherlerden ortaya çıkarılıp umumun nazarına arz edilen ne kadarsa onları bilebilirler. Diğerleri yine gizli kalmaya devam ederler.
Kenz-i hafi (gizli hazine) ve kûnuz-u mahfiye (gizli hazineler) tabirleri ilâhi isimler için kullanılmaktadır. Meselâ, bütün rızıklar henüz kâinat yaratılmadan Allah’ın ilminde mevcuttu. Rezzak isminin hazinesindeki bu rızıkların bilinmesi ve tanıtılması irade edildiğinde önce o rızıklar, arkasından rızka muhtaç canlılar yaratılmak suretiyle Rezzak ismi tecelli etti. İlk rızıktan tâ cennetteki ebedi ihsanlara kadar bütün rızıklar Rezzak isminin hazinesinden gelmektedir.
Aynı şekilde, bütün hayatlar Muhyî (hayat verici) isminin hazinesinden, bütün şekiller Musavvir (suret veren, şekillendiren) isminin hazinesinden, bütün süsler, bezekler Müzeyyin (tezyin eden, süsleyen) isminin hazinesinden gelmektedir.
****
Yaratılan her eserde, hem en mükemmel bir sanat teşhir edilmekte, hem de ona güzel bir şekil, renk, süs takılmaktadır. İşte bu hal, “Onların Sanatkârında ehemmiyetli bir irâde-i tahsin ve kuvvetli bir taleb-i tezyin” var olduğunu göstermektedir.
Burada Tahsin (güzel yapma, güzelleştirme) fiili ile, tezyin (süslendirme, ziynetlendirme) örnek olarak verilmiştir. Cenab-ı Hakk’ın bütün ilâhi fiillerini ve farklı sanatlarını sergilemeye karşı kudsî bir rağbeti vardır. Madem ki, Allah sanatını ve yaptığı sanat eserlerini sevmektedir. Elbette, bunlar içerisinde en çok sevdiği eserler, O’nun sanatını en mükemmel olarak gösterenlerdir.
Allah, Güneşi de sever, Ay’ı da. İkisi de O’nun sanatıdır.
Denizleri de sever, ovaları da. Bunların da tamamı O’nun mülkü, O’nun mahlûkudur.
Allah, arıyı da sever İpek böceğini de. Her ikisi de O’nun canlı tezgahlarıdır.
Allah’ın en mükemmel eseri insandır. Mahlûkatta sergilediği her türlü sanatını küçük mikyasta onda da sergilemiştir. Ona akıl vererek eserlerini tefekkür etme, onlardaki ilâhi sanatları takdir etme, Rabbani ihsanlara şükretme kabiliyeti İhsan etmiştir. Elbette, Allah her mahlûkunu sevmekle birlikte bu küllî, şuurlu ve umum-î nazarlı mahlûkunu daha çok sevecektir.
“Ve şu muhabbet ve rağbet ise, masnuât içinde en Münevver ve mükemmel ferd olan insana daha ziyade müteveccih olup temerküz etmek ister.” cümlesi bu dersi vermektedir. Nitekim Cenâb-ı Hak insanı ahsen-i takvimde yarattığı ve onu arza halife seçtiğini kelâmın da açıkça beyan etmektedir.
****
Bu noktada insanla hayvanın kısa bir mukayesesini yapalım:
Hayvanın şuuru çok sınırlıdır. Var olduğunun şuurundadır. Rızkını ve düşmanını tanır, yavrusu tanır ve ona şefkat eder. Bunun ötesinde, ne bedenindeki organların varlığını bilir, ne de görevlerini. Dış âlem hakkında da durum aynıdır. Karanlık olunca uyur, aydınlık olunca uyanır. Ama ne geceyi bilir ne gündüzü. Dünyanın dönmesiyle bunlar arasındaki ilgiyi bilecek halde değildir.
İnsan ise hem kendini, hem diğer hayvanları, hem bütün bir kâinatı tanır, bilir. Neyin ne görev yaptığını anlar. Bu yönüyle insanın şuuru küllîdir ve nazar’ı, yani düşüncesi umumidir geniştir.
Bu mahlukatı kendini bildirmek ve tanıttırmak için yaratan Cenâb-ı Hak, elbette ki, insanı muhatap alacak, onunla konuşacak ve onu ebedi saadet’e namzet yapacaktır. Nitekim öyle olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav), diğer peygamberler ve peygamberler varisi olan bütün âlimler Allah’ı tanıma ve tanıttırma görevini en mükemmel bir şekilde ifa etmişlerdir.
Allah’ın en mükemmel eseri insandır.
Ona akıl vererek eserlerini tefekkür etme, onlardaki ilâhî sanatları takdir etme, Rabbanî ihsanlara şükretme kabiliyeti İhsan etmiştir. Elbette, Allah her mahlûkunu sevmekle birlikte bu küllî, şuurlu ve umumî nazarlı mahlûkunu daha çok sevecektir.
“Şu güzel masnuattaki Hüsn-ü Sanat ve Zînet-î Sûret gösteriyor ki, onların sanatkârında ehemmiyetli bir irade-i tahsin ve kuvvetli bir taleb-i tezyin vardır.” (Bediüzzaman, Sözler)