İSLAM’IN SİMGELERİ

Yayınlama: 30.06.2026
Düzenleme: 28.06.2026 14:28
A+
A-

“Kim Allah’ın şeairine saygı gösterirse, hiç şüphesiz ki bu kalplerin takvasındandır.” (Hacc Sûresi, 22-23)

Şeair adıyla Kur’an’ın bize öğrettiği kavram, İslamın nişanları, alâmetleri, simgeleridir. Buraya aldığımız ayetin öncesi ve sonrasında Bakara Sûresinin 158 ve Mâide Sûresinin 2. âyetinde de Allah’ın şeairine atıfta bulunmakta ve Hac ile ilgili ibadetler, ibadet mahalleri, kurbanlıklar, haram aylar bu arada sayılmaktadır. Kur’an bunları sayarken

“Şeair bunlardır” deyip de bir sınırlama yapmamış.

“Bunlar Allah’ın şeairindendir” buyurarak, bu kavramı genişliğine ve daha başka şeyleri de içine aldığına bir işarete bulunmuştur.

Özet olarak, İslam’ı hatırlatan ve ilân eden şeylerin tümünü şeair kapsamında sayabiliriz ki, Cuma ve bayram namazları, Ramazan, oruç, mübarek gün ve geceler, kurban, ezan, tesettür, minare, zekât, ayrıca bir beldeye İslam mührünü vuran muhabbetler ve türbeler gibi alâmet ve simgeler de bunlar arasındadır.

****

Büyük müfessir Bediüzzaman Hazretlerinin şeair kavramına getirdiği açılımlar son derece dikkat çekicidir. Ona göre, kâinat baştan başa ilâhi şeairle doludur. Gökkubbeyi tebessümleriyle baştan başa yaldızlayan rengarenk yıldızlar da sonsuz bir rububiyet saltanatının şeairidir ki, düşünenleri imana ve tevhide davet eder. Onun için,

“Kâinat söndürülmezse, iman-ı İslâm da sönemez”  der Bediüzzaman.

Kâinatta Allah’ın varlık ve birliğini, kudret ve saltanatını sayısız dillerle ilan eden varlıklar gibi, İslam’ın ibadetleri, özellikle toplum halinde yaşanan ibadet ve uygulamaları ve zaman içinde İslam medeniyetinin vücuda getirdiği kendine özgü değerler ve eserler de bütün âleme ilan eder ki,

Bu gezegen Yer ve Gökler Rabb’inin ülkesinden bir menzildir. Burada da O’nun hükmü geçer. O’nun sözü okunur, O’nun sözü dinlenir, O’nun zikri söylenir, O’na kulluk edilir.

İşte, o şeairden bir tanesi olan ezan, yine Bediüzzaman’ın tarifi ile, bir tevhid ilânıdır ki, bu da zaten insanın yaratılış amacıdır. Yer ve göklerde sergilenen rububiyet eserlerine bir karşılık olarak, insanlık âlemi de,  ezanlarıyla sürekli olarak bu gezegen üzerinde tevhidi ilan eder. O rububiyete karşı kulluğunu bütün âleme bildirir. Böylece, gündüzler ve geceler dünyamız üzerinde birbirinin peşi sıra  dolanırken, yerin her köşesinden de semaya ezan sesleri yükselir ve bu şirin gezegen her an binlerce diliyle tevhid sadalarını uzayın derinliklerine saçarak kâinat içindeki yolculuğuna devam eder.

****

Bir başka deyişle, Âlemlerin Rabbi,  baharı çiçeklerle, gökleri yıldızlarla konuşturduğu gibi, bu gezegeni de İslami şeairle konuşturmaktadır. Şu farkla ki, İslam şeairi, bu kâinatın aziz konuğu ve Yer ve Gökler Rabb’inin muhatabı olan insan topluluklarına emanet edilmiş, onların dilleri ve elleriyle nutka getirilmiştir.   İşte, herhangi bir şekilde bir şeairin ilânına vesile olan bir mü’min, bu hareketiyle, böyle göz kamaştırıcı bir tablonun içindeki yerini almış olur. Onun ağzından çıkan söz, elinden çıkan iş, artık gelip geçici ve bireysel bir olay değil, bir muhteşem bütünün parçasıdır. O, bir muazzam binada yerli yerine konmuş bir süsleme, yahut kâinat çapındaki bir koronun içinde işitilen bir güzel sestir.

Bir çiçek bir baharı, bir yıldız kâinatı gösterdiği gibi, tek bir şeairin ilânı da tüm İslâm hakikatlerini gösterir. Bütün kâinatı kaplayan ilâhi rububiyeti ilân eder.

Hatta yine Bediüzzaman’ın ifadesiyle, zaman içinde, şeair İslam’ın kendisiyle öylesine özdeşleşmiştir ki, sanki İslam’ın nurları cisme bürünmüş, mabedler ve minareler gibi şeair halinde görünmüştür. Onlar yeryüzüne çakılmış çivilerdir ki, sadece duruşlarıyla bile âleme dini telkin etmekte, İslam’ın ruhunu ders vermektedir.

Kaynaklar:

1- Risale-i Nur Külliyatı (32.Söz) s. 275

2- Lemaat s.335

3- 29. Mektup s. 537-538.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.