Evet, sevmenin yolu tanımaktan geçiyor. Peygamber Efendimizi daha çok sevmek istiyorsan daha iyi tanımalısın. “Kâmil insan” odur. Biz O’na benzediğimiz oranda insan oluruz. O’nun faziletlerini tarife benim gücüm yetmez.
Denizden bir damla say şu söyleyeceklerimi:
Rahman, ezeli rahmeti sebebiyle kâinatı yarattı. Sınırsız ilmiyle semayı bir tavan, arzı bir mekân yaptı. Sürmedi hitabına şuurlu bir muhatap olsun diye insanı var etti.
Zahirini göz, kulak, burun, el, ayak gibi organlarla bezedi. Batınını akıl, kalp, hayal, irade, ruh gibi cihazlarla donattı. En güzel sureti verip yeryüzüne gönderdi.
RAB ismi ile mahlukatını terbiye etti. Yani noksan bir halden alıp kemâle erdirdi. İhtimamla korudu, gözetti, besledi, büyüttü.
Hak yolda yürüsünler diye akıl sahiplerine peygamberler gönderdi. Hakikati bilsinler diye kitaplar indirdi.
Hidayet ve dalalet yollarını gösterdi. Ruhlarına irade, iradelerine hürriyet verdi, tercihi kendilerine bıraktı.
İnkar da etseler rızıklarını kesmedi. Çünkü dünya bir imtihan yeriydi ve asıl ceza da, ödül de ahirette verilecekti.
Zaman yürüdü. Dünya ihtiyarladı. İnsan nevi kemâle erdi. Bir tek hocadan ders alabilecek düzeye erişti. Allah da son nebisini gönderdi. Eline en Kâmil kitabı verdi. Bütün nebilerin ilmine vâris kıldı.
O’nun izini yegane felah yolu tayin etti. Dilini hidayete vesile eyledi. Yaşantısını insanlara örnek yaptı. Resulüne tabi olsunlar diye kullarına emirler verdi:
‘Resul size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının!’ buyurdu.
Hikmet sarayına O’nun kapısından girilir. Teslimiyet bahçesine O’nun yolundan gidilir. Rıza mertebesine O’nun miracıyla çıkılır.
Hakikat ilmi O’nunla elde edilir. Hakiki iman O’nun sayesinde kazanılır. Allah O’nunla tanınır. Muhabbet nuru O’nunla parlar.
Kendi akıllarına güvenip O’nun nurundan mahrum kalanlar ise dalalet bataklıklarında debelenir dururlar.
Evet, O’nun yolunu yol edilen kurtuldu. Zira O yaşayan Kur’an idi. Vahyin birinci mahattabı idi. Müfessirlerin ilkiydi. İbadetin zirvesindeydi. Takvada en ileriydi. Ahlâkın en güzeline sahipti. Bizzat Rabbi tarafından terbiye edilmişti. Emsalsiz ilmi sadece Hak’tandı. Kendisi de halka eşsiz bir mürebbi oldu.
İnsanlık amellerin en mütedilini O’nda gördü. Hakiki fazileti O’nunla anladı. Merhameti, şefkati, feragatı O’nunla tanıdı. İhlası, sabrı, şükrü O’ndan öğrendi.
Cehalet zulmetleri içinde bulunanlar O’nun getirdiği Nur ile nurlandılar. Karanlık iklimlerde hidayet kandilleri oldular. Medeni milletlere üstatlık ettiler.
Ve O’ndan bize iki şey kaldı. Kitap ve Sünnet. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bunların önemini bildirmek üzere
“Şüphesiz, en güzel söz kitabullahtır. En güzel yol da benim yolumdur” buyurdu.
BAŞKA BİR MURADSIN! EY NEBİ!
Hatırına sözcükler ayıklıyorum günün tortularından. Sana düşkünlüğüm tartılıyor istikametin kefelerinde.
Çok kitâbî, çok alıntılı, çok okumuş, çok bilmiş yazılardan isminin hecelerine kaçıyorum hiç durmadan. Adının harflerinden bir dünyayı şart koşuyorum her menzilde.
Bir âmâ gibi yokluyorum gönlümü, Seni bulmak, Sana tutunmak tek çarem. Sen yoksan yanımda bir nefes, ya hamaset bulaşıyor dilime, ya da derd-i maişet.
Çekiçler, çiviler ve çiçekler boy boy ellerimde, ya anlamsızlıklar çatıyorum çarpık, ya da çiçekler sunuyorum Sana renk renk.
Nasırlı nazarlar kaçıyor huzurundan ziftli kuytulara. Oysa ellerine sarılsam, kapında dursam, dizlerine kapansam, hıçkırıklarla ağlasam diye, ölüyorum her sayfada.
Başka bir muradsın, başka bir heyhat!..