Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İDDİA: Kur’an dinle ilgili her şeyi açıklıyorsa Hadis ve İlmihal kitaplarına; Hanbeli, Şafii, Hanefi, Caferi, Maliki diye mezheplere ne gerek var?
Gelenek gibi birilerini taklit etmek yerine, sayılan bu âlimler gibi dini esas kaynaktan öğrenmemiz gerekir. Ama Kur’an ve resulden öğrenemeyenler, âlimlerin bilgilerinden faydalanacaklar. Akide ve ibadetler değişmez ama sosyal ilişkiler, muamelat, kefaret, nafaka… Zamanla değişebilir. Her çağın Müslümanı kendi döneminin soru ve sorunlarını Kur’an’ın temel ilkeleri ve ahlakıyla değerlendirmelidir. Ama bu iddia sahipleri dini doğru öğrenip öğreteceklerine, yanlışı gösterip doğruyu itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.
Örnek gösterdikleri ayeti bir öncesiyle değerlendirdiğimizde:
“İnkâr edip (insanları) Allah yolundan alıkoyanlara gelince, fesat yapmakta olduklarından dolayı, onlara azap üstüne azap ilave ettik.” 16/88
“O günü, her ümmet içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz…” 16/89
İnkârda ısrar eden, iman edenleri Allah’ın yolundan alıkoyanları uyarmakla ilgili nazil olmuş olan bu ayetlerde, “biz size namaz, zekât… İbadet ve hayatınızla ilgi her şeyi Kur’an’da detaylarıyla açıkladık; Sakın resulün söz ve sünnetine, âlimlerin tavsiyelerine uymayın!” şeklinde bir mana yok. Ayetin başında resule hitaben ‘Seni de onların üzerine şahit olarak getireceğiz’ denilmektedir.
Ayetlerde işaret edildiği gibi; Allah’ın dinine yönelmekten men edenler olduğu gibi, her zaman Allah’ın dinine davet eden ve öğretenler de olacaktır. 2/143. Ayetten; Resulün şahitliğiyle (örnekliğiyle) öğrendiğimiz dini, diğer insanlara öğretmek ve şahitlikle sorumlu olduğumuzu anlıyoruz. Resulün şahitliğiyle öğrendiğimiz dini, kendi yaşantımızla şahitlik ederek insanlara tebliğ etmeliyiz. Ve Allah (cc) “Bana yönelen kimsenin yoluna uy” diye emretmektedir. Lokman/15
Tevhit ve şirki anlatan Kur’an; geçmiş kavimlerin sapmalarını, peygamberlerin mücadelelerini, ibretlik kıssaları, evlenme ve boşanma gibi birçok sosyal münasebeti, bazı yasakları anlatmış. Ama “Kur’an’da her şey teferruatlarıyla açıklanmış; hadis ve sünnete ihtiyaç yok” denilemez. Yüz kadar yerde emri geçen namazın, vakit ve şekliyle ilgili herkesin anlayacağı açıklıkta detaylı açıklamalar yok. Hadis, sünnet ve âlimlere ihtiyaç yok dediğinizde, namaz gibi ibadet ve hükümler hakkında birbirine zıt onlarca farklı yorumlarda bulunur ve bunu da gerçek din diye dayatırsınız. “Anlamak için hiçbir şeye ihtiyacımız yok” dediğiniz Kur’an’ı, doğru anlamak gerekir. Herkesin kendi algı ve yorumunu Kur’an’a mal ederek ‘din’ edinmesi doğru değildir. Kimin dini algısı ve açıklamasının doğru ve daha isabetli olduğunu anlamak için farklı kaynaklardan yararlanıp karşılaştırmamız gerekir. Allah’ın istediğini doğru anlamak ve doğru yaşamak şarttır. Çok farklı şekillerde tevil ve istismar edilen hususlardan biri de ‘Şefaat’ konusudur. M. Okuyan Hoca, “Kur’an’da şefaatin geçtiği 32 ayet var. Şefaati anlamak için 32 ayeti de doğru anlamak lazım, 12 ayeti bilseniz bile hepsini bilmeden şefaati doğru anlayamazsınız” diyor. Kur’an bilgisi olmayanların veya herkesin kendine göre Kur’an ayetlerini çekiştirmesi yerine, M. Okuyan gibi bizden daha bilgili olan ehil insanların bilgilerinden istifade etmesi daha doğru değil midir? Eğer başkalarının bilgi ve araştırmalarından istifade etmeye cevaz verirseniz, “hadis, tefsir ve fıkha ihtiyaç yok” iddiasında bulunmamalısınız. Gösterdikleri ayette de “her şey teferruatlarıyla yazılı, resulün hadislerine ve âlimlere ihtiyacınız yok” demiyor. Kur’an şöyle buyuruyor:
“Bu misalleri insanlar için beyan ediyoruz. Ama onlara ancak âlimler akıl erdirir.” 29/43
“Allah, dileyene hikmeti verir; kime hikmet verilmişse, ona büyük servet verilmiştir. Ama akıl sahipleri dışında kimse bunu düşünüp anlayamaz.” 2/269
Bu ayetler ve yaşanan hayatın gerçeği, Kur’an ve başka ilimleri herkesin aynı şekilde anlamadığı ve doğru anlamak için insanların daha iyi bilenlere ihtiyaç hissettiğini göstermektedir. Mevzubahis din ve Kur’an olunca, bunun en iyi ve yetkili öğretmeni Allah’ın görevlendirdiği resulüdür. Resulün yaşadığı ve tebliğ ettiği dindir.
“Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun” ayetine uyarak, samimi alimlerin bilgi ve tecrübelerinden faydalanırız. Tasvip edilmeyen abartı ve yanlışlar ise her tarafta ve her kesimde var. Yapılması gereken; doğru–yanlışı karıştırmadan yanlışları ayıklamak, Müslüman kardeşini daha uç noktalara itmeden tedavi edebilmektir. Alimler de bizim gibi insanlardır. Okumuşlar, emek vermişler, öğrendiklerini öğretmeye gayret etmişler. Ömürleri okumak, araştırmak ve öğrenci yetiştirmekle geçen bu âlimleri takdir etmek gerek. İlim ve bilgiden uzak toplum, bu âlimlere itimat ederek onlardan öğrendikleriyle amel etme kolaycılığına yatmışlar. Keşke insanlar ve bu âlimleri eleştirenler de aynı şekilde ilmi araştırmalarla kendilerini böyle yetiştirselerdi. Öyle okunan bir mealle, egolarını tatmin etmek için ve kelime oyunlarıyla âlimleri çekiştirmek cehalet ve hadsizliktir. Müslüman okumalı, hakikati araştırmalı; doğru yaşamalı ve kardeşlik elini uzatarak insanlara yardımcı olmaya çalışmalıdır. Suçlama ve bozma yerine, öğrenme ve güzel bir üslupla öğretmeye çalışmalıdır. Ama maalesef hadis-sünnet, ayetlerin nüzul sebebi ve âlimleri ret ederek; Din ve Kur’an’ı çekiştirerek, çelişkiler içinde itibarsızlaştırmaya çalışıyor ve bu projeye alet oluyorlar.