Kitap, “Uydurma hadisler ve mezhepsel yorumlar gibi unsurların, insanları dinden soğutması üzerine, birikimlerimizi kitaba aktarmayı borç bilmiş Kur’an araştırmacılarıyız” ithamıyla başlıyor. Belki başlarda uç ifadeler içeren kitap, şimdilerde yoldaşları tarafından ‘İman, namaz…’ görüşlerinden dolayı tekfir edilebilir. Çünkü kıldığımız namazı, hadisleri… Kabul edenleri tekfir edenler çoğalmaktadır. Şimdilerde klasik kalan bu kitabın, tefrika sebebi olarak yanlış istikamete yönlendiren bazı ithamlarına dikkat çekmeye çalışacağız.
İddialarına karşı verdiğimiz cevapları da, yaşadığım şu örnek üzerinden okumanızı rica edeceğim. Müslümanlar üzerinde toplu kıyımların yapıldığı 28 Şubat 1997’ye kadar uzun bir süre oy kullanmadım. Ancak saldırıların zirve yaptığı 28 Şubat zulmünden sonra geçerli oy kullanmaya başladım. Daha önce mahalleden tanıdığımız hasta bir amcayı ziyarete gitmiştim. Orda hacı amcanın akrabalarından, İslam karşıtlığıyla bilinen sol bir partinin üyeleri de bulunmaktaydı.
İçlerinde diyaloğumuzun iyi olduğu bir arkadaş vardı. Bu arkadaşla fikri-siyasi konularda muhabbetimiz olduğu için, sistem ve partilere bakışımı iyi biliyordu. Dini hassasiyetinden dolayı kendi partilerine çekemediği, beni seven ve bana itimat eden hacı amcayı benim üzerimden ikna etmek istiyordu. “Bak hacı dayı, sana o kadar söylüyorum inanmıyorsun. İstersen İhsan kardeşimize de sor, o da partilerin sistemin parçası olduğunu söyleyecektir” dedi.
Tabi partiler sistemin olunca, haliyle hacı amcanın kendilerini tercih etmesi lazım! Velev ki kendilerine oy vermese bile (ki boşta kaldığında yönlendirilmesi çok kolay olacak), karşıt gördükleri Erbakan hocaya oy vermesini engellemek istiyorlardı. İşini bilen rakipler, politikacılar, emperyalistler, Siyonistler… Hep böyle yaparlar. Güçlenmeye çalıştıkları gibi, karşıtlarını da zayıflatmaya çalışırlar. Kendi taraflarına çekemediklerini, karşılarında durmaması için parçalamaya ve pasifleştirmeye çalışırlar. Ancak biz Müslümanlar çok bonkör davranırız. Aynı düşünmediğimiz kardeşlerimizi çok basit sebeplerle karşıt saflara iteriz. “Evet, öyledir” desem, hem iyi ile kötüyü bir gösterme haksızlığında bulunmuş, hem de hacı amca gibilerini kendi saflarına çekmelerine alet olmuş olurum. Ben de siyasi davranmak istedim! “Evet, bütün siyasi partiler sistemin yasalarına göre kuruluyor ve sistemin dışına çıkmalarına izin verilmiyor. Ancak siyasilerin inanç, söylem ve icraatları çok farklı olabiliyor. Bazı siyasiler ve partiler açıkça İslami değerlerle alay ediyor ve yasaklamaya çalışıyorlar.
Kur’an’ın haram ettiğini yapıyor ve savunuyorlar. Bazı siyasiler de gördüğümüz kadarıyla Allah’a inanıyor, İslam’ı yaşamaya ve yaşatmaya gayret gösteriyorlar. Zahire baktığımızda birileri açıkça İslam ve Müslümanlara saldırıyor. Diğer taraf da İslam ve İnsanlıktan yana gözüküyor. Biz ancak görüneni biliriz.
Eğer İslam ve insanlıktan yana olanı destekliyor ve oy veriyorsak, belki Allah katında “Ya Rabbi, Senin rızanı gözeterek iyiden yana oldum. İç âlemlerini ancak Sen bilirsin” gibi bir mazeretimiz olabilir. Ama İslam ve Müslümanlara saldıran; Helal haram dinlemeyen, açıkça İslami değerlerle alay edenleri desteklemenin hiçbir mazereti olamaz” dedim. Yani, art niyetli olduğuna inandığım sorunun kötü amacına ve iyi niyetli bir Müslümanı Müslüman bildiği kardeşlerinden soğutup, İslam karşıtlarının saflarına katmaya alet olmadım. Bu iddia sahiplerine verdiğimiz bazı cevapları da bu minvalde okumanızı isterim.
Kimden gelirse gelsin, iyi niyet ve hakkaniyetle yapılacak bütün uyarı ve eleştirilere açık ve tahammül göstermemiz gerekir. Ama her söylemleriyle İslam ve Müslümanların aleyhinde olan; bile bile Kur’an ayetlerini çarpıtan; Allah’ın resulüne ve âlimlere saldırarak itibarsızlaştırmaya çalışanlara verilecek cevaplar elbette farklı olmalıdır.
Bilmeden yanlış yapanlara merhametle, ikna edici güzel sözlerle yaklaşmalıyız. Ama bilerek ve saptırarak, zarar vermek ve itibarsızlaştırmak için düşmanca saldıranlara yaklaşım farklı olmalıdır…
DEVAM EDECEK…