“Size kendi içinizden öyle bir peygamber geldi ki, sizin sıkıntıya uğramamız O’na ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.” (Tevbe,128)
Yollar ki, çok karışık. Kimi çöle çıkar, kimi de denizlere. Ne çağlar yaşadı insanlık Senden uzak, Senden mahrum. Ağlıyordu anneler, ağlıyordu kız bebekler…
Başına ne geleceğini nereden bilecekler? Dünya zulmün ve merhametsizliğin tam bir işgali altındaydı. Gecenin karanlığı gibi, hesabın en koyusundaydı, simsiyahındaydı ard düşüncelerin sahipleri, kötülüğün sembolleri.
Kararan gecelerin en aydınlık sabahları Seninle doğdu. Nurun sadece o asra değil, her asra umut oldu. Gelişine muntazırdı gökler ve yerler. Işıdı muhabbetinle, aydınlandı yürekler yâ Resulallah (ASM) Sen Yok iken, dün yok, yarından ümit yok iyi. Yol kesmeler ne ki? Hayatları kesmişti şakîler.
Sen geldin, gitti zulmet.
Sen geldin, bitti husumet.
Birbirine kardeş olduk kâinat.
Küfrün çektiği perdeye inat.
****
Yolun yolumuzdur. İmanımızla, yaşamımızla Senin gibi olmak biricik arzumuzdur…
Yâ Resulallah (ASM), gerçek saadet budur. Seni anmak, Seni sevmek, kirlenmiş dudaklara, paslanmış kalplere cilaldır.
Kıymetimizi Seninle birdik. Yoksa ucuz mu ucuz, değersiz mi değersizdik. Paslı kalbimize merhem bildik adını, derdimize devâ bildik salâvatını.
Esselâtü ve’sselamu âleyke yâ Resulallah.. .
****
Her şey Seninle güzel. Her şey Seninle ebedî.
Sende gördüğümüz o sevgiyi ki, hiç kimse hani…
Tattırmadı bugüne kadar hiçbir fânî.
Seni nasıl anlatabilir ki bu kalem, bu kelâm yâ Resulallah?
Esselâtü ve’sselam aleyke yâ Resulallah…
Kızgın çöllere su oldun. Güllere koku oldun. Bülbüllere ‘Hu’ oldun. Öyle bir hayat yaşadın ki, taşlasan yüreklerimiz, sözlerinle inceldi. Seni bulunca yeniden doğduk sanki. Bir hatıran, bir bakışın ruhumuza nice kapılar açtı. Hiç kimsenin o güne dek bilmediği, görmediği ve geçmediği sayısız kapılar açtın hayatlarımıza.
“Bir ben miyim böyle?” diye baktım yollara. Yolunu izleyen çoktu, hem de pek çoktu. Saymaya kalksam, sayıları milyarlarca.
Kanat kanat yükselip, Miraç’tan nurlar saçtın. Allah’a kulluğun zirvesine ulaştın. Rabb’imizden bize rahmetler, armağanlar taşıdın. Mazhar olduğumuz her güzellik Senin sofrandan geldi bize…
Mekke’de toprağa düşüp Medine’de çiçek açtın. Sadece Sahabelerinin mi? Bizim de kalplerimizi muhabbetle donattın.
Seni nasıl anlatsın ki bu kalem, bu kelâm?
Essalâtü ve’sselâm, esselâtü ve’sselâm…
Büyüdü, büyüdü sevgin. Kuşattı dört bir yanını dünyanın. Adın anılır oldu her yerinde dünyanın. Konuşan Sen oldun. Sevilen, bilinen ve tanınan Sen oldun. Beşer, Seni tanıyınca insan oldu…
NURUN Kİ, yolunu aydınlattı insanlığın. Köy. Kasaba, şehir… Sen şehirden geçtin, nurunla kıt’aları kuşattın yâ Resulallah(ASM) Dört bir yana yayıldı ilahî davetin, milyar gönüllere hayat kattın, ümit oldun.
Nur’un ki, aydınlattı kâinatı. Güneş, Nuru’nun yanında mum kaldı yâ Resulallah. Öyle değil mi, hakikati bilinmeyene ne varsa karanlıktadır. Seninle çıktı insanlık karanlıklardan aydınlıklara. Seninle bildi insanlık her şeyin hakikatini. İnsan ne imiş? âlem ne imiş? Kim yaratmış, niçin yaratmış?.. Her şey konuştu bir bir dile geldi:
“Kâinata can geldi.
Taptaze bir kan geldi
Cihan’a bedel olan
Ol yüce Sultan geldi.” dediler.
Adımlarına hasretti yerler ve gökler.
Hakk’a en yakın yol ki, Senden gelip, Senden geçer.
Sana ümmet yapmakla nimetlendirdi, şerefli kıldı bizi Allah…
Esselâtü ve’sselâm âleyke yâ Resulallah…
Öyle değil mi, hakikati bilinmeyene ne varsa karanlıktadır. Seninle çıktı insanlık karanlıklardan aydınlıklara. Seninle bildi insanlık her şeyin hakikatini:
İnsan ne imiş? Âlem ne imiş, kim yaratmış, niçin yaratmış?