‘İNDİRİLEN DİN, UYDURULAN DİN’ UYDURUKÇULARINA REDDİYE- 34

Yayınlama: 05.11.2026
Düzenleme: 28.10.2026 16:45
A+
A-

İDDİA: Kur’an’ı dinin tek kaynağı olarak esas alırsak, başka kaynağa ve otoriteye ihtiyaç duymadan dinimizi doğru bir şekilde öğrenebiliriz. S-34

Her insanın başvurması ve yaşamaya çalışması gereken ana kaynağımız Kur’an olmalıdır. Ama ayetlerin nüzul sebebini, resulü ve âlimleri ret ederek dini keyfi yorumlara bırakamazsınız. Dinin temel ilkelerini Kur’an’da belirten Allah, bazı detayları da resulü aracılığıyla bildirmiş. Mesela namazı Kur’an’da farz kılmış; farklı ayetlerde abdest, kıyam, rükû, secde lafızları geçer ama bir bütünlük için ancak Cibril’in resule pratik olarak öğrettiği ve peygamberin de bize bildirdiğinden öğreniyoruz. Zekât emri var ama detayları resulden öğreniyoruz. Resulü arada çıkardığınızda dinin en temel hükümleri üzerinde tefrikalara sebep olur, tahmin edemeyeceğiniz kadar parçalara ayrılırsınız. Nitekim Kur’an ayetleri ve ibadetler hakkında çok farklı tevillerle dini yazboza çevirmektedirler.

Kur’an ilmi de okul gibidir. İnsanlar eğitimini görerek doktor, mühendis, avukat oluyorlar. Bizler de bir ücret karşılığında bu uzmanların bilgilerinden faydalanıyoruz. Kur’an ilimleri tahsilini yapmış ihlaslı insanlara da ‘Âlim’ diyoruz. Dini bize bildiren resul ve dini ilimlerde uzmanlaşmış âlimlerin bilgilerinden faydalanmamız gayet tabiidir. İhtiyaç duymamak için bunlardan daha fazla bilgiye sahip olmak gerekir.

Dini öğrendiğimiz resul ve âlimleri, Arapçayı, ayetlerin nüzul sebebini ret ederek din ve ibadetleri doğru bir şekilde öğrenemezsiniz. Ancak, ‘temel alınamaz’ dedikleri ‘zanda bulunurlar. Oysa Kur’an, Allah’ın görevlendirdiği resule “uyun, örnek alın” diyor.

Resul ve alimlerin bilgilerinden faydalanmadan, kaç insan dilini bilmediği Kur’an’dan dini öğreniyor veya öğrenebilir? Dini öğrendiğiniz mealler de birilerin Kur’an’dan anladıkları kendi yorumları değil midir? Başkalarının hazırladıkları meal ve görüşlerinden faydalananların, “Kur’an dışında bir şeye ihtiyaç yok” iddialarını, kendileri yalanlamaktadır.

Ellerinde kitaplarla çocukları için en iyi okul, en iyi öğretmen ararken; Kur’an dilini bilmeyenlerin İslam kültürünü ret etmelerini isteyerek “dini anlamak için resule, tefsirlere, âlimlere ihtiyacınız yoktur” iddiaları, insanları dinden ve Kur’an’dan uzaklaştırmaktır. “Piyasada her çeşit kitap var, öğretmenlere ihtiyaç yok” mantığıyla bütün okulları kapatıp, akademisyen ve öğretmenleri ret etmektir. “Doktora ihtiyaç yok” diyerek, kendi ilacını almaktır. Fikir anarşisi çıkarmaktır. Müslümanlar arasındaki güven, saygı, âlim ve bilgiye hürmeti ortadan kaldırıp, herkesin kendi anlayışını ‘Din’ edinmesine yol açmaktır. İstemezseniz de yapılanın neticesi budur. Şimdiden Kur’an bilmez, Kur’an’ın dilini anlamaz, İslami edep ve ilimlerden yoksun insanların âlimlere, Müslümanlara ve ibadetlerine ‘indirilen din’ maskesiyle saldırdıklarına şahit oluyoruz.

Dini açıklayan kaynakları ret etmek, Müslümanlar arasındaki eğitim ve yardımlaşmaya sekte vurmaktır. Herkesin kendi akıl ve algısını din edinmesidir. Ehil olmadan ahkâm kesmeye ve herkesin kendi fikrini din diye dayatmasına sebebiyet vermektir. Resulü aradan çıkarınca namaz gibi Kur’an’ın üzerinde önemle durduğu ibadetler boşta kalmakta, Kur’an ve ibadetlere diledikleri manaları vermektedirler. Mesela:

“Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.” 2/7

Herkesin anlar dedikleri Kur’an’ın bu hükmünü nasıl değerlendireceksiniz veya herkes sizin gibi mi anlayacak? Zahiri manasına göre Allah, bazı insanlara düşmanlık mı yapıyor ki! Hakikatleri anlamasınlar diye kalplerini mühürlüyor, kulak ve gözlerine perde çekiyor? Ki bu tercümeyi yapabilmeniz için de Kur’an Arapçasını bilmeniz ve okuyabilmeniz şarttır. Yoksa başkalarının hazırladığı meallerden öğrenmiş olursunuz ki, bu da öğrenmek için başkalarına ihtiyaç duyduğunuzu ve dininizi başkalarının tercümelerinden öğrendiğinizi göstermektedir.

“Hüre hür, köleye köle, kadına kadın…”2/178 Kısas ayetini nasıl anlayacaksınız?

“Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa, sadece Allah’ın elçisi, Meryem’e atmış olduğu kelimesi ve O’ndan bir ruhtur.” 4/171

“Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir «dabbe» çıkarırız ki bu, onlara insanların ayetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.” 27/82

Bunlara uyarak resulü, âlimleri, nüzul sebebi ve tefsirleri ret eden, Kur’an ve Arapça ilminden bihaber insanlar bu ayetleri nasıl anlayacaklar?

Ki kendileri bütün ibadet ve hükümleri çok farklı şekillerde tarif ediyorlar. Tevhit, şirk, kader, Bella’m… Gibi Kavramların herkes tarafından aynı şekilde anlaşılmadığını biliyorlar.

Kur’an’da üzerinde önemle durulan namazı dört tarafa çekiştirmektedirler. Aynı ayetleri kaynak gösterenlerden:

1, 2, 3, 4, 5 vakit ve rekât hususunda çok farklı görüşler ileri sürüyorlar.

Peygamberden öğrendiğimiz gibi 5 vakit olduğunu söyleyenler var.

Günde 1 defa ve 1 rekâtın yeterli olduğunu söyleyenler var.

Okunanlar ve şekil olarak onlarca farklı şekilde izah edenler var…

Kafaları karıştırmak için kıyam, rükû, secde yerine; “Salat, ayakta bir lahza durmak, sonra eğilmek ve daha sonra yere kapanmaktır” diyenler var.

Dua, yardımlaşma, zikir olduğunu iddia ederek, kıldığımız namazı ret edenler var.

‘Salat’a, “okul ve işyerleri açmaktır” diyerek, emperyalistleri övenler var.

“Uydurmadır; Müslümanların başına getirilmiş en büyük beladır” diyenler var.

Resulüllah’tan sonra iktidarı eline geçirenlerin, Kur’an ve Salat’ı unutturmak için ürettiği beşerî bir uygulama olduğunu söyleyenler var.

Salatı, namaz kılarak ikame edenleri ‘tekfir’ eden hadsizler var.

Hâlbuki “Şu ayetler Allah’ın kelamıdır” diyen resul, abdest ve namaz için “Cibril bana öğretti” demiş ve gösterdiği gibi abdest almamızı, namaz kılmamızı istemiştir. Kur’an’da emredilen namaz, zekât ve diğer ibadetlerin detay ve açıklamalarını resulden öğreniyoruz. Resule tabii olunca din ve ibadetlerde birleşir, gönül rahatlığıyla ibadetlerimizi yapabiliriz. Ama aklı putlaştırıp nefse uyunca, çok farklı fikir ve anlayışlar ortaya çıkıyor.

Dini doğru anlamak için Kur’an dilini ve dini açıklamakla görevlendirilen resulün bildirdiklerini bilmeli ve aklımızı doğru kullanmalıyız. Nefis ve aklımızı putlaştırmadan; doğru anladığımızı teyit ettirmek, daha doğrusuna ulaşmak için Kur’an’ın emrine uyarak ehil alimlerin bilgi ve tecrübelerinden faydalanmalıyız.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

o sohbet org