Batman’da son günlerin en hararetli tartışması, soframızın baş tacı, sofranın direği olan ekmeğe yapılan zam. Fırıncılar Derneği maliyetleri gerekçe göstererek fiyatı 12.50 TL’ye çekti. Ancak sokağa indiğinizde, fırın önündeki kuyruğa girdiğinizde duyduğunuz ses çok farklı: “Biz sadece ekmekle doyuyoruz, ona da mı göz diktiler?”
RAKAMLAR MI, VİCDAN MI?
Fırıncılar Odası, “Türkiye’nin en ucuz ekmeğini satıyoruz” diyerek bir kıyaslama içine giriyor. Ancak Batman’ı büyük metropollerle kıyaslamak ne kadar gerçekçi? Batman; hane halkı büyüklüğünün en yüksek, dar gelirli ve emekli nüfusun en yoğun olduğu illerden biri. Burada ekmek bir “yan ürün” değil, bir ailenin ana öğünü, sığındığı son kalesidir.
Ekonomik verilere baktığımızda; devletin (TMO) fırıncılara “ucuz un” desteği devam ederken, enerji fiyatlarında devasa bir sıçrama yaşanmamışken yapılan bu %25-30’luk artış, ekonomik bir zorunluluktan ziyade, dar gelirlinin omuzuna bırakılan ağır bir yüktür.
ZİFİRİ KARANLIKTA BİR ÇUVAL UNUN SORUMLULUĞU
Tam da bu noktada, adaletin timsali Hz. Ömer’in o meşhur kıssası düşüyor Batman’ın yorgun sokaklarına… Hani Hz. Ömer, zifiri karanlıkta açlıktan ağlayan çocukların sesini duyup bir çadırın kapısına varmıştı ya; hani o anne, tencerede çocuklarını uyutmak için taş kaynatırken Ömer’e, “Bizimle Ömer arasında Allah hakemdir!” demişti… Ömer, bu feryat üzerine sırtında un çuvalıyla dönüp geldiğinde yardımcısına, “Kıyamet günü benim yükümü sen mi taşıyacaksın?” diyerek o un çuvalını kimseye taşıtmamıştı.
Bugün Batman’da da tencerelerde “taş kaynatan” feryatlar yükseliyor. Ekmek zammı, bugün sırtlanması gereken o ağır un çuvalıdır. Bu çuvalı dar gelirlinin, yetimin, dulların sırtına yüklemek kolaydır; ancak o yükün manevi ağırlığını vebal gününde kimse taşıyamaz.
GÖRÜNMEYEN MAĞDURLAR: ASGARİ ÜCRETLİ VE EMEKLİ
Şüphesiz devletin şefkatli eli, Sosyal Yardımlaşma Vakfı kanalıyla Batman’da yaklaşık 70 bin haneye ulaşıyor, onlara dokunuyor. Bu destekler çok kıymetli. Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var: Vakıf yardımlarından faydalanamayan, aylık 18 bin TL civarında emekli maaşıyla hayata tutunmaya çalışan on binlerce insanımızı ve asgari ücretli emekçilerimizi düşünmek zorundayız. Yardımlardan pay alamayan ama hayat pahalılığı karşısında beli bükülen bu büyük kitle için ekmeğe gelen her kuruşluk zam, evdeki rızkın bölünmesi demektir. Sosyal devlet, sadece en alttakini değil, “geçinemeyen” her ferdini korumakla mükelleftir.
RAMAZAN KAPIDAYKEN BU ZAM REVA MI?
Önümüz mübarek Ramazan ayı. Paylaşmanın, yardımlaşmanın ve “komşusu açken tok yatmamayı” şiar edinen bir inancın mensuplarıyız. Tam da iftar sofralarının hazırlığı başlarken, fakirin son kalesi olan ekmeğe dokunmak toplumsal vicdanı yaralamıştır. Bu zamanlama, Batman halkına yapılmış büyük bir haksızlıktır.
ADALETİN VE MERHAMETİN GEREĞİ
Buradan yetkili tüm makamlara bir vicdan çağrısı yapmak gerekiyor. Kanunlar, sizlere bu zamları denetleme ve “kamu yararı” adına iptal etme yetkisi veriyor. Elbette yol yapmak, bina inşa etmek çok kıymetlidir; ancak asıl “imar”, bir çocuğun kursağına giren ekmeği korumakla başlar. Yetkililerden beklenen en doğru adım; Hz. Ömer’in o gece sırtlandığı yükteki hassasiyetle, bu zammın makul bir seviyeye çekilmesi ya da tamamen iptal edilmesidir.
SON SÖZ
Fırıncı esnafımız elbet korunmalı; ancak esnafın maliyet yükü vatandaşın ekmeğinden çalınarak hafifletilmemelidir. Eğer bir destek gerekiyorsa, bu yükü kamu imkanları üstlenmeli; vatandaşın sofrasındaki lokmaya dokunulmamalıdır.
Çünkü Batman’da fakirin ekmeği, her türlü kâr hırsının ve hesabın üzerindedir. Tenceresinde taş kaynatan annenin ahı, her türlü kazancın çok ötesindedir.
Kalın sağlıcakla…