İDDİA: Hadislerin dinin kaynağı olmadığını göstermenin peygambere hakaret değil, peygamberi iftiralardan kurtarmak olduğunu göstereceğiz. S-23
CEVAP: Beşer olarak bizim gibi tabii bir hayat yaşayan resulün, her söz ve yaptığının bizi bağlayan dini bir sorumluluğu yoktur. Ancak Allah’ın resulü olarak dini açıklayan ve bizi bağlayan hadisleri ve dini uygulamaları vardır.
Kur’an’da 100 kadar yerde emri geçen namazı ancak resulün hadis ve sünnetinden öğreniyoruz. Hadis ve sünneti ret edenler, başta namaz olmak üzere din ve ibadetleri keyfi yorumlara havale edip, içinden çıkılmaz tartışmalara sebep olmaktadırlar.
Dininin anlaşılması ve yaşanması için değil, resul aracılığıyla bildirilen dini kendi arzularına göre yontmak için Allah’ın “Uyun” dediği resulün örnekliğini ret ediyorlar.
Dini kaynak kabul ettikleri Kur’an’ı bize bildiren tek kaynak peygamberdir. Ve tuhaftır ki, hadislerin dinin kaynağı olmadığını söyleyenler, kendi içlerinden “Kur’an, peygamberin hadisidir” diyenlere itiraz etmemektedir. Aynı kesim içinde dillendirilen şu 4 iddiayı beraber düşündüğümüzde, varılmak istenen nihai amaç görülecektir.
1 – “Dinin tek kaynağı Kur’an’dır.”
2 – Kur’an’ı anlamamıza yardımcı olan hadis, tefsir, ayetlerin nüzul sebepleri, mezhepçilik bahanesiyle âlimlerin ret edilmesi…
3 – “Hadisler dini kaynak değil. Hadisler güvenilmez.”
4 – “Kur’an, peygamberin hadisidir.”
Hakla batıl karıştırılarak; kelime oyunlarıyla, toplum ve tarikatlardaki bazı yanlışlar üzerinden adım adım uygulanan plana alet olunmaktadır. Resulün hadis ve sünnetini, âlimleri devreden çıkardıktan sonra; Kur’an ve İbadetlerle istedikleri gibi oynuyorlar. Hadisler güvenilmez ise, resulün bildirdiği ve “peygamberin hadisidir” dedikleri Kur’an’a nasıl inanacaklar ki?
İddiaların sonucuna baktığınızda, esas amaç ve tahribat görülmektedir. Resule isnat edilen bazı rivayetlerden beri olduğunu, beşeri yönü ve geleneğin ‘Din’ olmadığını göstermek takdir edilmesi gereken imanı bir sorumluluktur. Ancak resulü, sünnetini ve ibadetleri itibarsızlaştırmaya çalışmak iyi niyetle, imanla ve kaynak gösterdikleri Kur’an’la uyuşmamaktadır.
Hadis ve sünneti ‘kaynak’ olmaktan çıkararak, resulü iftiralardan kurtaracaklarını söylüyorlar. Peki, Allah ve Kur’an’ı iftiralardan nasıl kurtaracaklar? Çünkü Allah hakkında daha fazla tartışmalar ve ileri–geri konuşmalar yapılmaktadır. Kur’an’ın birçok ayetinde “Allah’a yalan isnat edenlerden daha zalim kim olabilir?” Şeklinde beyanlar var. Mesela:
“Allah’a iftira eden veya O’nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır?” (7/37
“Hiçbir gerçek bilgiye dayanmadan kendi uydurduğu yalanları Allah’a isnat eden, böylece insanları saptırandan daha zalim kim olabilir?” 6/144;11/18
Veya emperyalistlerin İslam toplumuna gönderdikleri Oryantalistlerin, emperyalist ve Siyonistlerden aldıkları talimatlara göre Kur’an’ı yanlış yorumlayan işbirlikçilerin Kur’an’a iftiralarına ne yapacaksınız? Bazı yoldaşlarınızın “resulün sözüdür” dedikleri Kur’an’ı, dini kaynak olmaktan çıkararak mı iftiralardan koruyacaksınız?
Her eline bir meal alanı cesaretlendirerek dini konularda ahkâm kesmesine, kendi görüşlerini ve istediklerini Kur’an’ın emriymiş gibi dayatmasına ne yapacaksınız? Bazı yoldaşlarınızın Allah’ın açık ayetlerine yanlış manalar vererek Allah’a iftira etmelerini; açık hükümlere rağmen namaz ve tesettürü inkâr etmeleri, zina ve içkiye farklı mana vermeleri gibi iftiralara ne yapacaksınız? Sayenizde Kur’an hakkında yapılan farklı yorumlar, saptırmalar, uydurmalar ve karışıklıklar, hadisler hakkındaki ihtilafları kat be kat geride bırakmış. Ve Allah’a karşı haddi aşmanın cürüm ve cezası çok daha büyüktür.
Resule yaptığınız gibi, Allah’ın hadisi olan Kur’an’ı ‘dini kaynak’ olmaktan çıkararak mı iftiralardan koruyacaksınız? Yoksa Kur’an ayetlerinin doğru anlaşılması için gayret mi edeceksiniz? Elbette doğru olan, Allah’ın hadisi olan Kur’an ayetlerinin ve Allah’ın dinini bize bildiren resulün hadis ve sünnetinin doğru anlaşılmasına çalışmak olmalıdır.
Hadis gibi, dinin yaşanan pratiği olan sünneti de ret ediyorlar. Kur’an ve resule inanan bir Müslüman, peygamberin şahsında uygulamalı olarak gösterilen ‘dini örnekliği’ ret edemez. Resulün Allah’tan aldığı dini yaşadığı ve ancak Allah’tan aldığı emirleri insanlara bildirdiğine inanıyoruz.
Kur’an’ın onlarca ayetine uyarak resule inanıyor, uyuyor ve örnek alıyoruz. Resulün Allah’ın dininden başka bir dine uyduğunu veya bir din uydurduğunu sananlar, zaten Kur’an ve resule iman etmemiştir. Peygambere inananlar Kur’an’a inanırlar; Kur’an’a inananlar da peygambere inanır ve onu dini delil kabul ederler.
Âlimlerin ekseriyeti sünneti, Kur’an’ın beyanı ve tefsiri olarak görüyor. Hadis ve sünneti toptan ret etmek, peygamberin bütün sözlerini ve yaşamını Kur’an’la eşdeğer görmekten daha masumane bir davranış olmadığı gibi; sonuçları itibarıyla inancımıza ve ümmete daha çok zarar verecektir. Ama eğer uydurma rivayetler kast edilecekse; bunlar hadis değil, kaynaklarımızdan temizlenmesi gereken ayrık otlardır. Evet, bu uyduruk rivayetleri ve yanlışları ayıklamak ve insanlarımızı Kur’an’ın aslına davet etmekle büyük hizmetler yapılabilir ve mutlaka yapılmalıdır.
Ancak bazılarının yaptığı, sağ gösterip sol vurmak gibidir.
Münafıklıktan saflığa kadar çok farklı sebeplerle uydurulmuş rivayetler bahanesiyle, Kur’an’ı bize bildiren ve örnek gösterilen rehber ve öğretmen Resulüllah’ı hayatımızdan çıkarmak istiyorlar. Oysa imanın gereği olarak resule inanan ve seven Müslüman, peygamberi gerçek şahsiyetiyle örnek gösterir, kendisine edilen iftiralar içinde onu boğmaz ve müminlerin hayatından çıkarmaya çalışmaz.
İftiraya uğrayan aile fertlerinizi ret ederek mi kurtarmaya çalışırsınız, yoksa yapılan iftiraları çürüterek aile mensuplarınızın temiz ve saygın kişiler olduklarını kanıtlamaya mı çalışırsınız?
Kendinizi ve aile fertlerinizi iftiralardan temizlemeye çalışırken, neden iftiralar yüzünden peygamberi itibarsızlaştırmaya çalışıyorsunuz? Uydurma ve resule iftira olduğu söylenen çelişkili rivayetlere ‘Hadis’ demekten de vaz geçilmelidir. Resulü, kendisine ait olmayan bir söz üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışmak iftira ve art niyettir.
İhlaslı ehil insanların usulüne uygun çalışmalarla uydurma rivayetleri, hurafeleri ve başka kültürlerden geçmiş yanlış gelenekleri ayıklamaları imanı bir görev ve hizmettir.
Peygamberin geleneksel yaşam ve şahsi sözlerinin, bizi bağlayan ‘sünnet’ olmadığını delilleriyle anlatmak her Müslümanın görevidir. Ancak başkalarının yalan ve yanlışları bahane edilerek, Allah’ın görevlendirdiği ve uymamızı emrettiği Resulüllah’ın rehberliğine karşı saygısızlık ve itibarsızlaştırmaya çalışmak imanla bağdaşmaz.
Elbette peygamberin her söylediği ve her yaptığı uymamız gereken ‘Dini’ vecibeler değildir. Yapılması gereken hadis ve sünneti toptan ret değil, doğru anlayıp tasnif etmektir.
1 – “Vahiydir, yazın” dediği Kur’an ayetlerine inanıp uyduğumuz gibi; “Cebrail bana öğretti; Namaz kıldığım gibi kılınız” gibi sözlerine de aynı şekilde itimat edip uymalıyız.
2 – Dini uygulamaları, ahlakı, sosyal ilişkileri bizim için güzel örnektir.
3 – Dini ve Kur’an’ı bizden daha iyi anlayan ve yaşayan peygamberin sünnet ve tavsiyelerine uymak bizim faydamızadır.
4 – O günün şartlarına ve geleneğine uygun yaşamı, bize dini bir sorumluluk yüklemez. Bir beşer olarak yaşadıkları; o günün geleneksel kıyafetleri, sevip- sevmediği yemekler… Sünnet olarak insanlara dayatılamaz…
DEVAM EDECEK…