Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hüküm Koyucu Allah’tır: İddiasıyla, Resulün rehberliğini ve âlimleri ret ediyorlar.
Hüküm koyma ve hesap sorma ancak Allah’a mahsustur. Allah, ibadetlerin açıklaması gibi bazı şeyleri de Kur’an’a geçmeyen vahiyle peygambere bildirdiğinden resule uyup, itaat etmemizi emretmiştir. Bu sebeple resulün din adına bize emrettiklerine de uymakla mükellefiz. Mesela namazın kılınma şekli Cibril vasıtasıyla fiili olarak peygambere öğretilmiş ve bizler, tıpkı Kur’an yazısına geçen ayetler gibi uymakla mükellef olduğumuz bu vahyi, hiç kimse Allah’ın dışında hüküm koyma olarak göstermemelidir.
Ayrıca Kur’an’ı bir emir olarak birbirimize iyiyi ve doğruyu bildirmekle mükellefiz. Allah için yapılan tavsiye ve bildirimler elbette İlahi emirler gibi bağlayıcı hükümler değil. İlahi olana mutlaka uymamız gerekir ama bir tavsiye ve yol gösterme olarak beşeri olana uymak zorunda değilsin. Ancak burada da kelime oyunu oynanmaktadır. “Hüküm Allah’a aittir” ilkesi üzerinden, bize doğru yolu gösteren ve davet eden resulün rehberliği ve âlimlerin çalışmaları ‘dine ilave’ ithamıyla atılmak isteniyor. Buna da piyasada yaşanan birçok yanlış abartılarak bahane ediliyor. Oysa istisnalar kaideleri bozmaz. Bazılarının yanlışları, iyi ve doğru olanı terk etmeye veya itibarsızlaştırmaya gerekçe olamaz.
Hariciler de ‘Hüküm Allah’ındır” itirazıyla Hz. Ali’ye başkaldırarak günümüze kadar devam eden bir fitnenin ateşini yakmışlardı. Ve ilginçtir ki bütün hınç ve güçlerini Müslümanlara karşı harcamışlar, harcıyorlar.
Resulün sünnetine, tefsir ve âlimlere itibar edilemeyeceğine delil gösterdikleri ayetleri, amacından saptırmaktadırlar. Bu hüküm, ayetlerde şu şekilde geçmektedir:
1 – “De ki, ‘Ben, Rabbimden apaçık bir delile dayanmaktayım. Siz ise onu yalanladınız. O çabuk gelmesini istediğiniz azap benim elimde değildir. Hüküm ancak Allah’a aittir…” 6/57
Resulden azabı hemen getirmesini isteyen inkârcılara, istedikleri azabın ancak Allah’ın takdirinde olduğunu açıklayan bu ayetin, resul ve âlimleri ret etmeyle hiçbir ilgisi yoktur.
2 – “Sizin Allah’ı bırakarak taptığınız şeyler, sizin ve atalarınızın taktığı bir takım isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlarla ilgili hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm ancak Allah’a aittir. Yalnız kendisine ibadet etmenizi emretmiştir. İşte doğru din budur.” 12/40
Gösterdikleri ayetlerin resulün örnekliğini ret etmeyle hiçbir ilgisi yok. Elbette nihai ve külli hüküm Allah’a aittir. Ayetten de anlaşılacağı gibi, ‘İbadet ve kulluk’ ancak Allah’a yapılır.
Bakış açımız, gördüklerimizi ve haliyle yorumlarımızı farklı kılmaktadır. Eğer dini Akide ile sınırlı görürseniz, elbette Akide hükümleri ancak Allah’a aittir ve Kur’an’da olanla sınırlıdır. Ama bu dinin ibadetleri de var ve pratiği resul aracılığıyla bize bildirilmiş. Bunları da Allah’tan bilmeli ve aynı şekilde uymalıyız. Eğer dinin hayat şekli ve hayatımızı dine göre ayarlamamız gerektiğine inanıyorsak; zamanla ortaya çıkacak yeni durumları da Kur’an’ın temel ilkeleri çerçevesinde değerlendirmeliyiz. Bunun için de Kur’an’ı bir bilgi birikimine, ihlas ve hikmete sahip ehil insanlar yol gösterebilir. Kâinata hükmeden, yaratan, yaşatan, hesap soran, dini hüküm sahibi sadece Allah’tır. Allah’ın bu hususlardaki hâkimiyet ve hükmünü, insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümler ve Allah’ın dininin doğru anlaşılması için ilim ehli ihlaslı âlimlerin ders ve tavsiyeleriyle karıştırmamak gerekir.
Fıtrat ve Kur’an, bize bir anlayış ve ahlak verir. Ayette Kur’an’ın bize verdiği ve resulün bize öğreteceği ‘Hikmetten’ söz edilir. Bu anlayışla resul ve âlimlerin bazı tavsiye ve yorumları, Allah’ın hükmüne karşı hükümler olarak görülmemelidir. Allah, bazı temel ilkeler vermiş; fıtratımıza programladıklarıyla, akıl ve Kur’an’ın verdiği hikmetle, sonradan da oluşabilecek meseleleri en iyi şekilde değerlendirmemizi kolaylaştırmıştır.
Mesela, Kur’an’da Cuma namazı ve Hac ile ilgili hükümler var. Peki çıkabilecek bulaşıcı ciddi hastalık durumlarında; ehil ve sorumlu insanların, hastalığın yayılması ve ölümlere bir tedbir olarak Cuma ve Hac ibadetlerine bir süre için ara verdirmeleri, Allah’ın hükmüne karşı hüküm mü oluyor? Yoksa Kur’an’ın bize verdiği anlayışa ve Allah’ın hükmünün asıl maksadına uygun mu oluyor? Zahiri olarak zıt gibi görünen bu karar, aslında Allah’ın dininin doğru anlaşılması olan Hikmettin verdiği anlayıştır. İşte bunun gibi aslında Kur’an ve dini hikmetin gereği olan bazı yorum ve kararları, Allah’ın hükmüne karşı olarak yansıtmamak gerekir.
‘Hüküm Allah’ındır’ ayetinden, resulün örnek alınamayacağı sonucunu çıkarmak doğru değildir. Bu ayetlerin resulün rehberliğinin inkârıyla ilgisi yok, bilakis külli ve esas karar merciinin Allah olduğuna işaret edilmektedir. Kur’an’da resule uyulmasını emreden onlarca ayet var. Bu hüküm yasama ve dinin anlaşılması ile ilgili temel alınsa bile, “Hüküm ancak Allah’ındır” demek, “Allah’ın, karşılaşabileceğimiz her konuda hükümleri detaylı olarak açıklamıştır” demek değildir. Aksine, “Hüküm vermede başvurulması gereken temel ilkeleri belirleme yetkisi sadece Allah’a aittir” demektir. Resulün bu ilkeleri göz önünde bulundurarak Kur’an ayetlerini açıklaması, açıkça belirtilmeyen konulara çözüm getirmesi “Hüküm ancak Allah’ındır” ilkesine aykırı değildir. Nitekim Nisa 65. Ayette “Hayır Rabbin hakkı için, onlar aralarında çekiştikleri şeylerde seni Hakem yapıp sonra da verdiğin hükme içlerinde bir darlık duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olamazlar” buyuran Allah, resulüne Hakem ve hüküm verme yetkisi verdiği gibi, resulün hükmüne teslim olmayı, İmanın bir şartı olarak gösteriyor.
Kur’an; yönetim, aile, ticaret, ahlak, ibadetler, hukuk… Sosyal münasebetler gibi hayatın her alanıyla ilgilenir ve temel hükümler bildirir. Söz kesmekten, Mehir, nikâh ve boşanmaya kadar ki konularda hükümler belirtiyor. Ama anlaşmazlık durumlarında doğru bir hüküm vermeleri için erkek ve kadının ailelerinden birer adil insanın ‘Hakem’ tayin edilmesini istiyor. (Nisa-35) Evet dinin ve bütün kâinatın sahibi Allah’tır. Ama bu ayetlerden, Allah’ın açık ve kesin hükmünü bilemediğimiz bazı husus ve şartlarda, sosyal münasebetlerde, Allah’ın dininin maksadına ve temel ilkelerine aykırı olmamak şartıyla ehil insanlara da hakemlik yapıp, adil hüküm verme hakkı tanıdığını anlıyoruz.
Uyulması gereken ana kaynak Kur’an’dır. Ancak bu, Kur’an dışında hiçbir bilgi kaynağı bulunmadığı, bulunsa bile ona uyulmaması anlamına gelmez. Kur’an’ın lafzi anlamıyla yetinerek insanlığın karşılaşacağı bütün meselelerin çözülebileceğini düşünmek safiyane bir yaklaşım olur. Bu yüzdendir ki yeni karşılaşılan sorunlara, Kuran ve sünnette cevap bulunmadığı durumlarda “Kıyas, İcmaa, Maslahat gibi içtihat teknikleri” kullanılmıştır.
Allah’ın hükmünün (hakkın ve adaletin) gerçekleşmesine, maksadına ulaşılmasına kolaylık sağlayacak uygun araçlar kullanılmasında herhangi bir sakınca yoktur. Hakkın gerçekleşmesi için Yusuf (as) Kralın kanunlarından bile faydalanmıştır. Ve elbette ki bu yol ve yöntem Allah’ın izniyle olmuştur.
Kur’an’da bulamadığımız çağımız meselelerine ve ihtiyaçlara, Kur’an’ı bir anlayışla çözümler bulmalıyız. Bunun için Kur’an mesajlarının ve hükümlerinin gaye ve hedeflerini iyi tespit edip, bu doğrultuda yeni içtihatları ortaya koymalıyız. Bu da, Allah’ın hükmüne karşı hüküm koymak değildir. Bilakis Allah’ın hükmünün dışına çıkmamak için gayret göstermektir. Kur’an ve hikmeti anlamış birinin buna itiraz edeceğini sanmıyorum. Ve bize, size tanınan bu hakkın, bu dini ve Kur’an’ı bize bildiren Resulüllah’tan esirgenmesi düşünülemez. Ve elbette Allah tarafından görevlendirilmiş, vahiyle desteklenmiş resulün Kur’an’ı yaşam olan sünneti, içtihat ve tavsiyeleri bizim için güzel bir örneklik ve zenginliktir. Ve elbette bir doktor, bir akademisyen gibi okuyarak, araştırarak alanında bilgi ve tecrübe birikimine sahip olmuş âlimlerin, bilgi ve görüşlerinden faydalanmak bizim yararımızadır. Normal şartlarda bir doktor ve akademisyenin çalışmaları ilme ters olmayacağı gibi, dini ihtisas yapan ihlaslı bir âlimin de açıklamaları Kur’an’a ters olmamalıdır.
“Hüküm Allah’ındır” iddiasıyla, Allah resulünü ve Kur’an üzerinde ihtisas yapmış âlimleri dışlamak isteyenlerin; Namaz, oruç, tesettür gibi Kur’an’ın açık hükümlerini çekiştirmeleri, iman iddialarında samimi olmadıklarını göstermektedir.