‘UYDURULAN DİN, İNDİRİLEN DİN’ UYDURUKÇULARINA REDDİYE – 18

Yayınlama: 14.04.2026
Düzenleme: 10.04.2026 10:14
A+
A-

ÇERAĞ ALİ (1844-1895): Üstadı S. Ahmet gibi İslam’ı batı medeniyetiyle boyamaya çalıştı. İslam’ın naslarını Avrupalı hayata uygun şeylerle tevil etti.

Dr. Muhammed Mustafa A’zami, “emperyalistler, silahlı cihat ruhunun öneminin farkına vardıkları için Cihat hadislerine saldırmaya başladılar. Çerağ Ali ve yalancı peygamber Ahmet Kadiyani, bu medresenin önde gelenlerindendi. Yenilmişlik duygusu S. Ahmet Han, Abdullah Çekralevi ve Ahmedüddin Emretseri gibi adamları ortaya çıkardı.

ABDULLAH ÇEKRALEVİ (1830-1914): Tefsir ve birçok kitap yazmış, usta bir cedelcidir. İslam kültür mirasını ve bu mirasın mensuplarını aşağılar.

Abdullah Çekralevi ve Ahmet el Kadiyani’nin, İngiliz hükümetinin tohumları olduğu kanaati yaygındır. M. Ali el Kasuri gibi araştırmacılar, Kadiyanilik ve Çekralevi hareketinin arkasında Britanya hükümetinin olduğu kanaatindedirler. “Bu dönemde İngilizler, İslam’a düşman manevralarında yeni bir plan türünü uygulamaya soktular. Bu plan çerçevesinde kendilerine bazı İslami şahsiyetleri avlama ve onları İslami tahrif etme hareketinde kullanma imkânını veren çok sayıda misyoner papazı siyasi saflarına kattılar. Dünyevi gayeler peşinde koşan bazı kimseler de bunlara katıldılar. İngilizler de onları, Hadis-i Şeriflere olan güveni gönüllerden uzaklaştırıcı faaliyetlerde bulunmaya teşvik ettiler. Bunların başında Abdullah Çekralevi yer almaktadır. Hıristiyanlar bu iş için onu tercih ve teşvik ettiler. O da sünnetin tamamını inkâr etmek için sesini yükselterek yıkıcı projeye davet etmeye başladı. Bu arada Hıristiyan misyonerler tarafından kendisine destekleyici kitaplar ve broşürler gönderildi. Ona mali destek vaat ettiler ve gayretleri için teşekkür ettiler. Abdullah Çekralevi İngilizce bilmediği için bütün bunları biz, bu broşürleri tercüme eden samimi bir dostumuzdan öğrenmiş bulunuyoruz.” (P. Kur’ancılar S-29)

Abdullah Çekralevi ve Hace Ahmedüddin, Sünnet ile amel etmenin ve peygamberin hadiste geçen hükümlerini kabul etmenin şirk olduğunu ve bu hükümlere uymanın şirki diriltme ve şirk itikadını doğrulama yöntemi olduğunu söylerler. (P. Kur’ancılar S-261)

Ey Müslüman! Hadsizliği ve neticeyi görün. Resulün hadislerini ve âlimleri ret ediyorlar. Ama kendileri din hakkında ileri geri konuşuyor, Kur’an ayetlerini mana ve maksatlarından saptırıyorlar. Din ve Kur’an’ı kendilerince yorumlamak için kitaplar yazıyor, vaazlarda bulunuyorlar. Dini hükümleri yürürlükten kaldıran Eyüp Han gibi darbecilerin, Sosyalist düzenden etkilenerek oluşturdukları ‘Millet Merkezi’nin dini konularda hüküm çıkarmalarını meşru ve Müslümanların da bu merkezin çıkaracağı her hükmüne uymasını farz gösteriyorlar. Hatta Kur’an’ı hükümleri kaldıran ‘Millet Merkezi’ni Allah ve resulü yerine koyuyorlar. Ama Allah’ın resulüne uymayı şirkle itham ediyorlar.

Oysa Kur’an’da ‘resule uymayı, örnek almayı’ emreden Allah, Al-i İmran 31. Ayette “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…” Ve Enfal 20. Ayette “Ey İman Edenler! Allah’a ve Resul’üne itaat edin. İşittiğiniz halde Ondan yüz çevirmeyin” buyurmaktadır. Bu ve benzeri ayetler, Allah resulüne uymayı imanın şartı olarak göstermektedir. Birçok ayette Allah’a itaatle resule itaat beraber zikredilmekte, bazı ayetlerde de “resule itaat eden, Allah’a itaat etmiştir” buyurmaktadır. Bunca açık, net ve anlaşılır Kur’an ayetlerine rağmen, Kuran’ı göstererek peygamberi işlevsizleştirmeye çalışmak, resulün sünnetine uymayı ‘şirkle’ itham etmek, nasıl açıklanabilir ki?

“Dinlerinde ayrılığa düşüp fırka fırka olan, her fırkanın da kendisinde bulunanla sevindiği müşriklerden olmayın.” (30/31) Ayetiyle; mezhep, cemaat ve tarikatları ‘şirkle’ itham ederler.

Ayetin şerhinde Perviz şunları söyler: “Tefrika, ümmeti birçok fırkaya dönüştürmek ve çeşitli gruplar icat etmektir ki, bu da müşriklerin adetlerindendir. Mezhep ve siyasi fırkalar da bu tefrikanın içine girer. Çünkü İslam, bu ikisini birbirinden ayırmaz.” (P. Kur’ancılar, S-262)

Dini veya siyasi konularda ihtilafları şirkle damgalamak, Kur’an’a aykırı çok tehlikeli bir ithamdır. Çünkü şirk Allah’a ortak koşmaktır ve asla affedilmeyeceği Kur’an’da açıkça belirtilmiştir. Hâlbuki Nisa 48 ve Hucurat 9. Ayetlerde “Eğer müminlerden iki grup çatışırlarsa hemen aralarını bulun. Şayet biri diğerine saldırıya devam ediyorsa, Allah’ın emrine dönünceye kadar saldıran tarafla mücadele edin” diyor.

Eğer her ihtilaf ve çekişme şirk olsa, dünyada sahih iman üzere insan kalmaz. Ve özellikle bu kesimler, hem de dinin tek kaynağı gösterdikleri Kur’an üzerinde olabildiğince farklı yorumlarla ihtilafları körüklemektedirler…

DEVAM EDECEK…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.