Uykunun nedenliği, nasıllığı, insanlık tarihi kadar eski bir merak sorusudur. Zira uyku, fıtri bir ihtiyaç ve önlenemez insani bir haldir. Bu nedenle başta insan bedenini, fizyolojik açıdan inceleyen ve tıp ilmi ile iştigal eden tüm ilim adamlarının olduğu kadar, insan eğitimi ve terbiyecesine önem veren filozofların da ilgi ve merak konusu olmuştur. Zira uyku, yanlızca maddi değil, manevi hayatımız açısından da önemli, bedensel sağlıkla birlikte, ruhsal sağlığımız için de son derece elzemdir.
Bu derece hayati bir önemi haiz olan uyku, elbette ki İslam dininde de kapsamlı şekilde vurgulanmış, ayetler ve hadisler çerçevesinde usulü bildirilmiş, nasıl ve ne zaman olması gerektiği, adabı gibi hususiyetler belirtilmiştir. Zira İslam, insanlığın tüm beşeri ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak, insan-ı kâmiline ulaşabilmesi için gerekli her konuda, yeterli öğretiyi içinde barındırır. Âlemlerin Rabbi olan Allah, kitabında ve üsve-i hasene olarak gönderilen Habibi’nin hayatında bizler için gerekli bütün bilgileri dercetmiştir. Bu yazımızda “Uyku nedir ve nasıl olmalıdır?” sorusuna ayet ve hadislerden cevap bulmayı ve sünnete tabi olarak uyumanın, beden ve ruh sağlığımız üzerindeki etkileri üzerinde tefekkürümüzü artırmayı niyet etmekteyiz.
Uyku, sözlükte “Dış uyaranlara karşı bilincin, bütünüyle veya bir bölümünün yittiği, tepki gücünün zayıfladığı ve her türlü etkinliğin büyük ölçüde azaldığı dinlenme durumu” şeklinde tanımlanmaktadır.
Tariflerin en güzeline muktedir Allah’ın kelamında ise “Uykunuzu bir dinlenme kıldık” ifadesiyle, açıklayıcı, doyurucu ve ne eksik ne fazla, kifayet derecesinde bir bilgi ile uyku hakikatı bildirilmiştir.
Furkan Suresi 47. ayette ise “O, geceyi size bir örtü, uykuyu istirahat zamanı ve gündüzü de hareket ve çalışma vakti yapandır.” buyrularak adeta uykunun en verimli ve olması gereken vaktine bir işaret vardır.
En’am Suresindeki bir diğer ayette de “Geceleyin sizi öldüren, gündüzün de neler yaptığınızı bilen; sonra belirlenmiş eceliniz tamamlansın diye (her) sabah sizi dirilten O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’nadır.” buyrulurken uykunun adeta ölüm nevinden olan mahiyeti vurgulanarak önemine dikkat çekilmiştir.
Evet uyku, canlıların hayatında o kadar kıymetli ve hususan insanlar için öylesine önemli bir yere sahiptir ki, sadece fiziki ve bedensel yapımızı değil aynı zamanda pişiko sosyal hayatımızı da etkileyebilecek niteliktedir.
Hadislerde ise uyku ile ilgili dikkat edilmesi gerekenler özellikle vurgulanmış ve bizzat Resulullah tarafından uygulanmıştır.
UYKUNUN ZAMANI
Ayette de buyrulduğu üzere uykunun en makbulü gece olandır. Allah geceyi dinlenme ve istirahat vakti olarak tarif etmektedir. Fakat gündüz, ihtiyaç usule geldiğinde dikkat edilmesi gereken ve en ideal zaman dilimleri de Resûlullah’ın sünneti ile had altına alınmıştır. Öncelikle uyku vakitleri ile ilgili rivayetlere bir bakalım:
“Sabah uykusu, rızkın azalmasına sebep olur.”
Ebu Berze’den nakledildiğine göre:
“Resûlullah (sav) yatsıdan önce uyumayı ve yatsı sonrasında da (oturup) konuşmayı hoş karşılamazdı.”
“Gündüz orucu için sahur yemeğinden ve gece ibadetine kalkmak için de kaylûle’den yararlanın.”
Peygamberimiz (sav) yatarken, sağ tarafa ve kıbleye yönelerek, sağ elini sağ başına koyarak ve ayaklarinı karnına doğru çekerek uyumayı tavsiye etmistir. Bu uyku şekli insanı çok rahatlattığını ve sağlık açısından çok yararlı olduğunu tıbben ispatlanmıştır.
Bu rivayetlerden yola çıkarak Bediüzzaman Hazretleri gündüz uykularını şu şekilde tefsir etmiştir.
Uyku üç nevidir:
BİRİNCİSİ: Gaylûledir ki, fecir’den sonra, tâ vakt-i kerahet bitinceye kadardır. Bu uyku, rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine hadisçe sebebiyet verdiği için, hilâf-ı sünnettir. Çünkü rızık için sa’y etmenin mukaddimâtını İhzar etmenin en münasip zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet ârız olur. O günkü Sa’ye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sabit olmuştur.
İKİNCİSİ: Feylûledir ki, ikindi namazından sonra, mağribe kadardır. Bu uyku ömrün noksaniyetine, yani, uykudan gelen sersemlik cihetiyle, o günkü ömrü nevm–âlûd, yarı uyku kısacık bir şekil aldığından, maddi bir noksaniyet gösterdiği gibi, manevi cihetiyle de o gün hayatının maddi ve manevi neticesi ekseriya ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uykuyla geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor.
ÜÇÜNCÜSÜ: Kaylûledir ki, bu uyku sünnet-i seniyedir. Duhâ vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıyamına sebebiyet verdiği için sünnet olmakla beraber, Ceziretü’l Arab’da, vaktü’z–zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir tatil-i eşgal, âdet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o sünnet-i seniyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir. Bu uyku hem ömrü hem rızkı tezyide (çoğalmaya) medardır. Çünkü yarım saat kaylûle, iki saat gece uykusuna muadil gelir. Demek, ömrüne her gün bir buçuk saat ilave ediyor. Rızık için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saati, ölümün kardeşin olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilave ediyor.”
****
Gerek bilimsel çalışmalar gerekse insanlık tarihinde bizzat tecrübe edilmiş uygulamalar doğrultusunda aşikâr olan odur ki, ayet ve hadislerde vurgulanan uyku adabına mutabık kalmak, hem biyolojik hem psikolojik açıdan çok önemlidir. Örneğin MÖ 3. yüzyılda yaşamış olan Hipokrat tedavi ettiği hastalarında bizzat müşahede ettiği ve bu bağlamda tavsiye ettiği, uyku ve sağlıklı olma durumu arasındaki bağı şu şekilde belirtmiştir: “Sağlıklı olmak için hastanın gündüz uyanık kalması, gece ise uyuması gerekmektedir. Eğer bu kural ihlal edilirse, hasta için iyi olmaz.”
Mairan, bu bitkinin yine dışarıda gün ışığı varken yapraklarını aşmış ve dışarıda karanlık çöktüğünde ise yapraklarını kapamış olduğunu gözlemler. Bu da canlılardaki gece ve gündüzün etkisini ve sirkadiyen ritminin varlığını ispat eden önemli bir deney olarak uyku araştırmalarındaki yerini alır.
1963 yılında Richard Wurtman ve ekibi, sirkadiyen ritmi belirleyen ve normal bir insanda yaklaşık olarak saat 23:00 ile 05:00 arası salgılanan bir hormon olan Melatoninin epifiz bezinde ışığa duyarlı bir şekilde sentezlendiğini göstermiştir. Wurtman’ın elde ettiği bu sonuç, uyku döngüsü için önemli olan sirkadiyen ritm ile gün ışığı arasındaki ilişkiyi de kanıtlamıştır.”
Bütün bu çalışmalar, zaten iman ve itaat ettiğimiz bir hakikati, ilmî delillerle ispat etmekte ve her şeyin en doğrusunu Allah’ın bildiğini bir kez daha ilan etmektedir. Evet Allah, geceyi bir dinlenme ve gündüzü çalışma vakti olarak yaratmış ve insanı adeta böyle programlamıştır.
Yazımızı, sözlerin en güzeli ile nihayete erdirelim:
“Hiç yaratan yarattığını bilmez mi? O en gizli şeyleri hakkıyla bilendir, her şeyden hakkıyla haberdar olandır.”
Amenna ve Saddakna…
KAYNAKLAR:
1- Nebe Süresi, 9. Ayet,
2- Ibn Hanbel, 73
3- Bediüzzaman said Nursi, 28. Lem’a
4- Mülk Suresi, 14. Ayet