ÖRTÜ, UTANMA VE ŞEYTAN

Yayınlama: 07.01.2026
Düzenleme: 01.01.2026 17:16
A+
A-

“Ey Âdem oğulları! Anne ve babanızın örtülerini çekip çirkin yerlerini ortaya çıkararak onları Cennetten çıkardığı gibi, sakın şeytan sizi de fitneye düşürmesin. Çünkü şeytan ve askerleri, sizin onları göremediğiniz taraftan sizi görürler. Biz ise o şeytanları, iman etmeyenlere dost kılmışızdır” (A’raf Sûresi, 7:27)

Yine bir şeytan tuzağına karşı bizi uyanık bulunmaya davet eden bir ikaz. Üstelik her zamankinden daha fazla bu zamanın ihtiyaç duyacağı bir ikaz:

Şeytan, sizin anne ve babanızın örtülerini çekerek onları çırılçıplak bırakmıştı. Sakın sizi de öyle bir çıplaklık fitnesine düşürmesin!

Bu âyetin öncesinde, şeytanın Hz. Âdem ile eşini kandırarak yasak ağaçtan tattırdığı ve bunun üzerine ikisinin de çırılçıplak kaldığı anlatılır. Ancak bu anlatımda son derece önemli bir ayrıntı vardır:

Gerek Âdem Aleyhisselâm, gerekse eşi, çıplak kalır kalmaz bundan utanır ve cennet yapraklarıyla örtünmeye çalışırlar. Bu, utanmanın da, örtünmenin de insanın yaratılışından gelen bir özellik olduğunu gösteren apaçık bir delildir. Bu konuda dikkat çekici bir ayrıntı daha:

Tevrat’ın Tekvin babında bu hadise anlatılırken, Âdem ile eşinin önceden de çırılçıplak dolaştıkları, üstelik bundan hiç de utanç duymadıkları anlatılır. Güya yasak meyveden tattıkları zaman birden çıplaklıklarının farkına varmışlar da utanıvermişlerdir. İnsanlık âleminde hayasızlığı yaymak isteyen fesat ehli utanmayı önce Allah’ın kitabından kaldırmakla işe başlıyor!

Kur’an ise kıssayı naklederken bu tahrifatı düzeltiyor ve ortada “elbiseyi çekip çıkarma” eyleminin bulunduğunu açıkça bildiriyor. Bundan da anlıyoruz ki, babamız ve annemiz, Cennette insana yaraşır bir kıyafetle dolaşıyorlar ve insana yaraşır bir hayâ duygusuyla donatılmış bulunuyorlardı. Buna karşılık, şeytan da, kendisine yakışan bir şekilde, onların örtüsüne de, hayâsına da düşmanlık besliyor ve onları bu iki özellikten de yoksun bırakmak istiyordu. Âyet-i Kerime, Şeytan ile askerlerinin, bize karşı da aynı tuzakların peşinde olduğunu bildirerek bizi açık bir şekilde uyarıyor.

Bundan da anlaşılıyor ki, hayâ ve örtünme, iki fıtratın birbiriyle çarpıştığı bir savaş alanıdır. Burada insanın insanlığı ve şeytanın şeytanlığı apaçık ortaya çıkar.

Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde

“Her dinin bir ahlâkı vardır. İslam’ın ahlâkı da utanmadır” buyurmuşlardır. Fıtrat dini olan İslam’da hayâ işte böylesine bir yere sahiptir. Âyet ise, örtünmeyi hayânın bir gereği olarak bildirmekte ve açılmanın utanılacak bir durum olduğunu canlı bir örnekle göstermektedir.

Buna karşılık, Kur’an’da insanın apaçık düşmanı olarak nitelenen Şeytan da ondan öcünü almak için bu noktadan saldırıya geçiyor.

Ve Kur’an’ın bütün kıssalarında olduğu gibi, bu kıssasında anlatılan hakikat de,  tüm zamanlarda birden yaşanmaya devam ediyor. Belki kılıklar farklı, belki yöntemler farklı; ama insan ile Şeytan arasında bir hayâ ve örtünme mücadelesi bütün şiddetiyle cereyan ediyor. Ve dün olduğu gibi, bugün de insanlardan birçoğu Şeytan ile askerlerinin tuzağına kapılmaktan kendisini alamıyor.

Dün bir meyve ile kandırmışlar şeytan insanı. Bugün ise o işi başta moda ve görenek olmak üzere daha çeşitli araçlar ve etiketlerle kandırıyor. Şu kadar var ki, artık insanların birçoğu, Şeytana uyup da bir yerlerini açtığında bundan utanç duymuyor. Tam tersine, kapanmak ve mazbut kıyafetlerle dolaşmak, yerine göre, bir suçlanma ve utanma sebebi teşkil edebiliyor.

İşte burada, zamanın baskısı altında bunalan ve fıtratından uzaklaşmaya zorlanan çağımız insanına, önündeki manzaranın iç yüzünü, Kur’ân, o keskin beyanıyla gün gibi gösteriyor. Utanma nereden gelir, çıplaklık kimin işidir, şeytan kimdir, ona dost olan kimlerdir, insanın dostu kimdir, düşmanı kimdir, apaçık şekilde gözler önüne seriyor.

Bu durumda insana da; ya fıtratı seçerek insanca yaşamak, ya da apaçık düşmanının elinde bir oyuncak olmak şıklarından birini tercih etmek kalıyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.