ÖLÜMÜ DÜŞÜNMEK

Yayınlama: 11.06.2026
A+
A-

Dedi ki:  “Şöyle bir kenara çekilip de ölümü düşünecek vaktimiz yok…”

“Neden bir kenara çekilip düşünüyorsun ölümü?” diye sordum.

“Ölümü düşünmek iyidir.” dedi. “Hem tefekkür olur hem de sevap kazanırsın.”

Evet Peygamber Efendimiz:

“Lezzetleri acılaştıran ölümü çok hatırlayın” buyuruyor. Fakat ölümü düşünmek için kenara çekilin demiyor.

“Günlük telaşelerin arasında çok zor. O sebeple dedim.”

Her şeyin bir yeri, zamanı var. Yolu, yordamı, adabı, usulü var. Ölümü düşünmenin olmaz mı? Olur elbette. Her şey yerinde ve zamanında yapılırsa değerlidir. Yoksa bir kıymeti olmaz.

Mesela en doğru söz bile, yersiz söylendiğinde maksat gerçekleşmez. Hatta ters tepkiye de sebep olabilir. Yanımıza gelen birisine “hoş geldin” yerine “güle güle” desek anlamı değişir. O güzelim güle güle, kovmak anlamına dönüşür… Yersiz şey, değersiz şeydir.

Elbette ölümü düşünmek de böyledir…

Onun da bir adabı, yeri, usulü vardır. Çekilip bir kenara kara kara düşünmenin ne faydası olur bilemem…

Bak sana şu hatıramı anlatayım:

Bir doktor tanıdığım, çok seneler önce özel hastanede çalışırken devlet hastanesine geçmişti. Ziyaretine gittiğimde nedenini sordum. Dedi ki: “Orada; ihtiyaç olmadığı halde hastalara tahlil, film ve benzeri yazmam konusunda baskı gördüm. Baktım olmayacak, orayı bıraktım ve devlete geçtim. Elbette kolay olmadı. İyi bir gelirim vardı, planlarım vardı, orada kalsaydım maddi yönden daha rahat olacaktım…

Ancak düşündüm ki, ölüm var. Böyle haram ve haksız kazancın hesabı var, öyle kötü bir sonuçtan korktum ve bu kararı verdim. Şimdi burada çok rahatım, nasıl gerekiyorsa öyle yapıyorum…”

Evet bu doktor kardeşimiz ölümü tam olması gereken yerde düşünerek, o tatlı paranın acı yüzünü ve sonucunu gördü…

İşte, asıl ölümü tefekkür budur. Böyle olur. Hayatın ta içinde, hayata yön veren, hayata olumlu katkı yapan bir ölüm tefekkürü olmalıdır.

Bizler her şeyi sevap tartısıyla tarta tarta, İslam’ın hayatımızda bir ağırlığı kalmadı. Bu konu büyük problemimiz… Her ibadeti, her işi sadece sevabını düşünerek yapmak… Her şeye sevabı kadar değer vermek… Bu bakış çok problemlidir. Zaten bir ibadeti sevap için yapmak o ibadeti iptal eder. Çünkü ibadetin ruhu ihlastır. İhlas; bir şeyi yalnızca Allah için, Allah’ın razı olması için yapmaktır. Eğer başka amaçlarla yapılırsa, İhlas gider ve o iş ruhsuz bir beden gibi cesede dönüşür. Yani sevap düşüncesi sevabı da kaçırır.

“Sevap düşünmeyecek miyiz? Öyleyse niye sevaplardan bahsedilmiş?”

Âlimlerimiz sevap kavramının avamı ve tembelleri teşvik etmek için olduğuna dikkat çeker. İslam deyince sadece sevap düşünmek;  bu yüce dini çok basitleştirmek, asıl hikmetini ve anlamını göz ardı etmek olur. Hatta, tabirde hata olmasın, Kur’an’ın faydaları içinde belki de en azı okunmasıyla kazanılan sevaptır. Oysa Kur’an, insanı insan yapacak ve Allah’a muhatap olarak eğitecek yüce bir kelâmdır…

****

“Ben tüccarım, öyle ise benim ölümü tefekkürüm de dükkanımda olmalı öyle mi?”

Evet, herkes yaptığı işinin başında ölümü düşünecek ki, o düşünce onun harama bulaşmaktan, haksızlık yapmaktan, kul hakkına girmekten korusun… Böylece her işimiz helal ve meşru olur. Bu da bize Rabbimizin ihsanıyla sonsuz hayatta ebedi mutluluğu kazandırır.

Herkes her işinde ölümü ve hesap vereceğini düşünse dünyamız da ahiretimiz de inşallah cennet olur. Sana en başta bunun için ölümü tefekkür veya rabıta-i  mevt bir kenara  değil de hayatın içinde yapılmalı dedim… İslamiyet hayatın içinde geldi. Hayata hayat katmak, hayatlarımızı Allah’ın rızasına uygun olarak şekillendirmek için geldi. Ölüm gerçeğini hesaba katarak yaşamak da hayata can katar. İnsanın hayatın gerçeklerini görerek yaşamasını sağlar ve Allah’ın lütfuyla ebedi hayatı kazandırır…

Rabbimiz hayatımızı iman bilinciyle yaşamayı lütfeylesin.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.