Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İktisat eden kişi, nimetin kıymetini bilip, ona karşı hürmetini gösteren kişidir. Bilmeliyiz ki israf eden kişi, o nimeti hafife almış, değersiz görmüş, hiçe saymış demektir.
Fakat günümüzdeki anlayış çok farklı. Sanki israf eden kişi zengin, cömert bir insan. İktisat eden insan ise cimri, haris, mala düşkün olarak damgalanıyor.
Elbette iktisatlı bir insanla bir cimriyi karıştırmamak gerekir. Cimri insan, malına canından fazla değer verir. Her zaman daha fazlasını ister, elindeki varlığı da rahat kullanmaz. Zengin bile olsa fakirdir. Parası onu yönetir. İktisatlı kişi ise nimetin değerini bilir, gereksiz harcamaz. Fakat gerektiği yerde gerektiği kadar harcamaktan sakınmaz. Yani ölçüyü tutturmuş yerli yerinde harcayan, parasını yönetmeyi bilen insandır.
İsrafa gitmemek ve yol açmamak için üretim ve tüketimin her alan ve aşamasında akla, bilime, beceri ve maharete yer vermek gerekir. Toplumda bazı önemli iktisadi ve israf alanlarına, bunların en başında şüphesiz tabii kaynakların israfı; en başta toprak olmak üzere, su kaynakları, madenler, tabii bitki örtüsü, tabii canlı varlıklar ve genel olarak çevre israfı gelir. Bütün bunları akılsızca, hor ve iktisadi olmayan biçimde kullanmak ve yok etmek en ileri boyutta bir israf olayıdır.
En kötü ve en büyük israf ise zaman israfıdır.
Zamanı çok güzel değerlendirip israf etmemeliyiz.
****
Mesela bir kişi var, iktisatlı. Bize göre belki de cimri, ama bakıyoruz ki, hiçbir imkanı ziyan etmiyor. Ölçülü alıp, ölçülüp pişiriyor, misafir geldiği zaman ise sofrası herkese açık. O insan nimeti verene hürmet ediyor, nimeti önemsiyor. Yani Allah’a şükretmiş oluyor.
Evet şu anda yağmurlar yağıyor, havalar elverişli, toprak uyumlu. Bu yüzden her yer güzel bitki ve meyvelerle dolu. Bir şeyin eksikliğini çekmiyoruz. Ya tersi olsa, kıtlık baş gösterse, bir damla suyun, bir başağın, bir elmanın kıymeti nedir, biliyor muyuz?
Bu yüzden sadece bir nimetin var olduğunu değil, yok olabileceğini düşünüp, o şekilde hareket ekmek, zayi etmemek gerekir.
Müsrif kişi, bolluk zamanında her şeyi israf edip zayi eder. Bol harcamalarla saçıp savurup, kendini çevresindeki insanlara göstermeye çalışır. Böylelikle nefsani duygularını tatmin eder. Ama yokluk baş gösterip, maddi durumu bozulunca büyük sarsıntı yaşar. İktisatlı hareket etmeyi bilmediği için isyankâr bir insan olur. Devamlı halinden şikayetçi, mutsuz, umutsuz bir insan haline gelip, herkese durumunu arz eden muhtaç durumuna düşer.
****
İnsanlar kanaat eğitimine tabi tutulursa zararlı hırsları giderilir veya kendi hayatlarını denetim altına alabilirler.
Hırs, kişiyi yıpratıcı ve ahlâk dışı tutumlarla topluma zarar verici olmadığı zaman, faydalı da olabilir. Çünkü yaratılışta insanlar özellikle mala karşı çok hırslıdır. Bu hırs, ahlâk ile bir kalıba alınır ve terbiye edilirse çalışkanlık olur. İman da devreye girerse, insan hem dünyasına hem de ahiretine bol bol çalışır, faydalar temin eder.
Yani hırsı, ahlâk ve iman olmadan sadece menfaati için her değeri kullanarak menfaatini çoğaltma çabası olarak tarif edebilir
Kanaat ise, çalışmanın sonunda olur ve kazandığı ile mutlu olmak, nasibinde hoşnut olmak, şükretmektir. Kanaat insana çalışma konusunda güç verir. İnsandaki yersiz korku ve tedirginlikleri ile bertaraf eder. Yani kanaat basit ve fakir bir hayat yaşamak anlamına gelmez. Ayrıca servet sahibi olmak da kanaata aykırı bir durum değildir. Servet edinmek bir haktır, onu kötüye kullanımı doğru değildir.
Ticaret alanında kanaatkar esnaf, insanlar için güven demektir. Çünkü kanaat; aşırı kâr istememeye ve sun’i fiyat arttırmaya engel olur. Kanaatsizlik, hırs doğurur ve iç kaynakları kurutan bir ruh halidir. Manevi eğitimle bu olumsuz etkiden kurtuluruz ve kazandıklarımızla mutluluğumuza mutluluk katarız.
Her şey kalbin sükûneti içindir. Kanaat mal kazanmamak değildir. Çalışmanın sonunda kazandığına razı olmaktır. Hırs ile başkasının malına göz dikmemektir.
“Hırs sebebi hasarettir.” diyor Bediüzzaman. Çevremizde hırsla çalışıp para kazanan insanların bir şeyi üst üste koyamadıklarını görürüz. Etrafımızda bu tür örnekler çoktur. Bakarsanız erkek üst düzey bir yönetici, ayrıca bir şirketi var. Bununla yetinmeyen hanımı bir iş yeri açıp çalışıyor. Hırsla çalışmaktan dünya tatlısı çocuklarına ayıracak vakitleri yok. Akşam geç vakitlere kadar annelerini bekleyen çocuklar, annesini babasını sayıklayarak uykuya dalarlar. Yıllar geçer bu tempoyla. Ama maddi açıdan değişen hiçbir şey yoktur…
Şimdi zenginin de fakirin de ağzında ekonomik sıkıntı, para yetmiyor, geçinemiyoruz sözleri. Maddi sıkıntıdan en çok bahsedip, yanıp yakınan kişilerin çoğunluğu da yüksek gelirleri olan kişilerin olması, manevi eğitime olan ihtiyacı gösteriyor.
Diğer taraftan asgari ücretle hayat mücadelesi veren, gayet mütevekkil bir yaşantı içinde hayat pahalılığı ile mücadele edip, şikayet dahi etmeden, ayakta durmaya çalışan aileleri de görürsünüz. Kanaat eğitimi almış bir kişi asla ev halini belli etmez. Misafirlerine en güzel yiyeceğini ikram eder, kendi ne bulursa yer, şükreder. Bir evde “para az, yetmiyor” ve “yok” kelimeleri çokça kullanılıyorsa o ev yok olmaya mahkumdur. Yok diyen yok olur. Velev ki, o eve milyonlar girsin, yine yok olur. Ama az gelirli olup da halini iyi gösteren, şükreden kişilerin, hem çevresinde saygı gördüğüne, hem de zamanla maddi durumunun daha iyi hale geldiğine şahit olmuşuzdur.
En büyük zenginlik Kanaattir.
Kanaatkar olan insanın kalbi ve ruhu mutmain olur, rahat olur. Hayatından zevk ve lezzet alır.
Güzel bir yaşantı geçirir.
Bundan dolayıdır ki, her zaman ve her yerde kanaatkar olmaya çalışmalıyız.