Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Hayat, hiç şüphesiz ki bir akıştır. Fakat hayat, bildiğimiz bir yolu takip etmeyi sevmez, şaşırtmak ona bahşedilmiş yaman bir huyudur. Bu sebepten olsa gerek; hayatın akışı her ne kadar zavallı bir insan için dibe doğruymuş gibi gözükürse de, hayat hep bir yokuşu tırmanır.
Yokuş tırmanmak, bir diğer deyişle imtihan olunmak; tasaffi etmektir. Arınmak ve durulanmaktır. Su göğe doğru fışkırdıkça pek çok şeyi manidar bir şekilde ardında bırakır. Durgun bir su ise duru bir su olarak kalamaz.
Doğrusu her mükemmeliyet bir çaba ve bedel ister. Yaşamak ve hayat sahibi olmak bir şereftir. Elbette bedelsiz olmamalıdır. Nitekim bedava değildir. İmtihan edilmenin bir şeref bahşolunması olduğuna inanıyorum. Sıkışmadıkça yukarı zıplayamayacak bir yayın boynuna asılı ruhlar, güçlükle karşılaşmadıkça yiğit meydanında itibar sahibi olamayacaktır.
Çünkü zorluk yiğitlerin en büyük nasibidir. Hamurunda kötülük olan bir varlık ise hikayenin sonunda kötü adam yapan, başına gelenler değildir.
Başına gelenler, yanlızca karanlıkta kaybolmuş bir cisme doğru tutulan bir fener gibi değil midir? Işıkla görünür olmak, ışığın suçu mudur gerçekten? Böyle olmadığına inanıyorum.
Ben bu mevsimlere darılmıyorum Yunus Emre’nin “Hoştur bana senden gelen…” dediği bir mevsim çenemi titreten bir kış da olsa; buna değecektir, zira değerlidir.
Ama her şey bittiğinde, ben burada olmayacağım.
Haberim olmayacak ardımda kalanların acı dolu hiçbir göz yaşından. Hiç bilmeyeceğim, bana geç kalmış olanların bana dair pişen pişmanlıklarını… Yine de onlar benden daha iyi olacaklar. Zaman, onları iyileştirirken benim aleyhimde davranacak. Yaşamanın adına kanaat etmemiş canım, nihayet ölümün farkına varmış olacak. Pişman olacağım; yolculuğun zahmetine katlanmayıp da ziyaret etmediğim için sevdiklerimi.
Sevdiğimi sır tutmak acımın da sır kalmasına sebep olacak. Bu yüzden kendi benciliğim en sonunda beni can evimden vurmanın tahmini ile kavrulacak. Sevgiyle büyüttüğüm her kutlu gaye benimle birlikte sarılacak anayurdun kucağına.
Eğer şansı varsa gözlerim bir rüya olacak gökyüzüne doğru yükselen. Korkarım, diğer azalarım onun kadar şanslı olmayacak. Karanlık gecelerde onun gibi ızdırap çekip yaş dökmediklerine pişman olacaktır.
Gözlerim, sabırla sustuğu her sırrı nihayet bulutlara açacak. Her yağmur damlasıyla yeniden doğacak Güneşin üzerine. Güneş karşılayacak renkli bir hoş amedi ile onu göğün yüzünde. Bir elmas parıltısıyla karışacağım zamanım karanlık toprağına. Zalim tamahkârların tuzağına düşmüş mazlum bir kralın, şekva edeceği bir kimsesi olmaması gibi, haykıracak benliğim bir boşluğun ötesine doğru, “Kimim ben?!” diyerek. Her sükut bir doğru yanıt sayılacak, bir hiç olduğumu sayıklayan.
Bütün bu yokluğun ortasında kanat çırpınan varlığım, ikna olacak, beni O’ndan başka kurtaracak kimsenin olmadığına. Bir sonsuzluğu özleyen sıkışmış ruhum, bu karanlığın canını okuyacak mukaddes bir vaade tutunacak yalnızca ve en başta anlaması gerekeni derk edecek en sonunda:
“Meğer doğruymuş… Yokmuş bir ilâh Allah’tan başka”