BİR ŞEHRİN MERHAMETİ, HAYVANLARA DAVRANIŞIYLA ÖLÇÜLÜR

Yayınlama: 04.10.2026
A+
A-

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü: Geçmişten günümüze hayvan hakları, inancımız, kültürümüz ve Batman’da verilen mücadele…

Her yıl 4 Ekim, hayvanların yaşam hakkını, doğanın dengesini ve insanın diğer canlılara karşı sorumluluğunu yeniden hatırladığımız önemli bir gün. Ancak hayvanları korumak, yalnızca takvimde bir güne sığdırılabilecek bir mesele değildir. Merhamet, vicdan ve sorumluluk gerektiren bu konu, yılın her günü hayatımızın bir parçası olmalıdır.

Bugün hayvan haklarını konuşurken yalnızca sokak hayvanlarının beslenmesini, barınmasını veya korunmasını değil; insanın doğayla kurduğu ilişkiyi, çocuklarımıza bıraktığımız kültürü ve toplum olarak merhamet anlayışımızı da konuşmalıyız.

Çünkü bir toplumun gelişmişliği, yalnızca yollarının, binalarının ve teknolojisinin büyüklüğüyle değil; kendisinden daha savunmasız canlılara nasıl davrandığıyla da ölçülür.

İnancımızda hayvan hakları: Merhamet bir tercih değil, sorumluluktur.

İslam dini, insanın diğer canlılara karşı sorumluluğunu açıkça ortaya koyar. Hayvanlar, Allah’ın yarattığı ve kendi düzenleri içerisinde yaşayan canlılardır. İnsan, bu canlılara karşı sınırsız bir tasarruf hakkına değil, aynı zamanda koruma ve gözetme sorumluluğuna sahiptir.

Kur’an-ı Kerim’in En’âm suresi 38. ayetinde, yeryüzünde yürüyen hayvanların ve kanatlarıyla uçan kuşların da insanlar gibi topluluklar olduğu bildirilir. Bu ayet, diğer canlıların da kendilerine özgü bir yaşam düzenine sahip olduğunu hatırlatır.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hadislerinde de hayvanlara merhamet gösterilmesi, onların aç ve susuz bırakılmaması, gereksiz yere acı çektirilmemesi gerektiği vurgulanır.

Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su veren kişinin Allah tarafından bağışlandığını anlatan hadis, merhametin ne kadar kıymetli olduğunu gösterir. Başka bir hadiste ise bir kediyi hapsederek açlıktan ölümüne neden olan kadının cezalandırıldığı bildirilir. Bu örnekler, hayvanlara yönelik davranışların dinimizde ahlaki bir sorumluluk olarak ele alındığını açıkça ortaya koymaktadır.

Buradan çıkaracağımız ders çok nettir: Bir hayvana eziyet etmek, onu aç ve susuz bırakmak ya da sırf güçsüz olduğu için ona zarar vermek, inancımızın merhamet anlayışıyla bağdaşmaz.

Hayvan sevgisi yalnızca güzel bir duygu değil, davranışlarımızla göstermemiz gereken bir vicdan meselesidir.

ECDADIMIZDAN MİRAS KALAN MERHAMET KÜLTÜRÜ

Hayvanları koruma anlayışı, bu topraklarda yeni ortaya çıkmış bir düşünce değildir. Ecdadımızın şehir kültüründe hayvanlara yönelik pek çok güzel uygulama bulunmaktadır.

Osmanlı döneminde kuşların barınması için cami, medrese, han ve konakların duvarlarına kuş evleri yapıldı. Bu yapılar, kuşların soğuktan ve kötü hava koşullarından korunmasına imkân sağlarken mimari estetikle merhameti de bir araya getiriyordu.

Vakıf kültürümüz içerisinde yük hayvanlarının dinlendirilmesine, sokak hayvanlarının beslenmesine ve yaralı hayvanların bakımına yönelik örnekler de görülüyordu. Bazı vakıflar ve hayır sahipleri, hayvanların ihtiyaçlarını karşılamayı iyilik anlayışlarının bir parçası olarak kabul ediyordu.

Elbette geçmişte hayvanların her zaman korunduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak ecdadımızın bıraktığı bu örnekler, merhametin kültürümüzde ve medeniyet anlayışımızda önemli bir yere sahip olduğunu göstermektedir.

Bugün bize düşen görev, bu mirası yalnızca anlatmak değil, yaşatmaktır. Tarihimizle övünmek kadar, o tarihten aldığımız değerleri bugünün şehirlerinde ve hayatlarında uygulamak da önemlidir.

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE HAYVAN HAKLARI: DÜN VE BUGÜN

Dünyada hayvanların korunmasına yönelik düşünceler, özellikle son birkaç yüzyılda kurumsal ve hukuki bir yapıya kavuşmaya başladı. Hayvanlara kötü muameleyi önlemeye yönelik ilk modern yasal düzenlemeler 19. yüzyılda ortaya çıktı. Zamanla hayvanların refahı, veterinerlik hizmetleri, barınma koşulları ve doğal yaşamın korunması konusunda daha kapsamlı çalışmalar yürütüldü.

1978 yılında ilan edilen Hayvan Hakları Evrensel Bildirisi de hayvanların yaşamına ve doğal ihtiyaçlarına saygı gösterilmesi gerektiğini gündeme taşıyan uluslararası girişimlerden biri oldu. Bununla birlikte, bu bildiri tek başına bütün ülkelerde doğrudan uygulanabilen bağlayıcı bir uluslararası yasa niteliğinde değildir. Ülkelerin hayvanlara ilişkin mevzuatları ve uygulamaları birbirinden farklıdır.

Türkiye’de de hayvanların korunması konusunda yıllar içerisinde önemli değişiklikler yaşandı. 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, hayvanların korunması ve refahının sağlanması açısından temel yasal düzenlemelerden biri oldu.

2021 yılında yapılan değişikliklerle hayvanların hukuki statüsü ve korunmasına ilişkin düzenlemeler yeniden ele alındı. 2024 yılında ise 5199 sayılı Kanun’da önemli değişiklikler yapıldı. Bu değişiklikler, özellikle sahipsiz hayvanların toplanması, bakımevleri, rehabilitasyon ve yerel yönetimlerin sorumlulukları konusunda yeni hükümler getirdi.

Hayvanlara kötü muamele, işkence, öldürme ve diğer ihlaller bakımından uygulanacak yaptırımlar; olayın niteliğine, ilgili kanun hükmüne ve somut koşullara göre değişmektedir. Bazı fiiller idari para cezasına tabi olurken, kanunda suç olarak tanımlanan belirli fiiller hapis cezasını da gerektirebilmektedir.

Bu nedenle hayvana zarar veren her eylemin aynı cezaya tabi olduğunu söylemek doğru değildir. Önemli olan, mevcut mevzuatın etkili biçimde uygulanması, ihlallerin denetlenmesi ve hayvanların korunmasına yönelik sorumlulukların yerine getirilmesidir.

Ancak şunu da unutmamalıyız: Hayvan hakları yalnızca cezalarla korunamaz. Eğitim, toplumsal bilinç, sorumlu sahiplenme, kısırlaştırma, aşılama, tedavi, uygun barınma koşulları ve yerel yönetimlerin düzenli çalışmaları da bu mücadelenin ayrılmaz parçalarıdır.

BATMAN’DA ÇOCUKLUĞUMUZDAN BUGÜNE: DEĞİŞEN YALNIZCA ŞEHİR DEĞİL

Batman’ın eski günlerini hatırladığımda, çocukluğumuzun geçtiği mahalleler gözümün önüne geliyor.

O yıllarda evlerin çoğunun bahçesi vardı. Küçükbaş hayvanlar, kümes hayvanları, kediler ve köpekler günlük hayatımızın doğal bir parçasıydı. Çocuklar hayvanlarla iç içe büyür; onların beslenmesini, korunmasını ve davranışlarını yaşayarak öğrenirdi.

Bir hayvana yaklaşmayı, onu ürkütmemeyi, aç kaldığında beslemeyi çoğu zaman kitaplardan değil, hayatın içinden öğrenirdik. Doğayla aramızda görünmez ama güçlü bir bağ vardı.

Bugün ise şehirleşmeyle birlikte yaşam biçimimiz değişti. Bahçeli evlerin yerini büyük ölçüde apartmanlar aldı. Çocuklarımızın doğayla, hayvanlarla ve toprağa dokunarak geçirdiği zaman azaldı. Elbette bütün çocukların hayvanlardan uzak büyüdüğünü söyleyemeyiz; hayvan sevgisini ailelerinden, okullarından ve çevrelerinden öğrenen pek çok çocuğumuz da var.

Ancak üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir mesele bulunuyor: Hayvanlarla karşılaşmayı, onların davranışlarını anlamayı ve onlara nasıl yaklaşılması gerektiğini öğrenmeden büyüyen çocuklarımızın sayısı artıyor.

Bir hayvanı sevmek kadar, onun da korkabileceğini, acı çekebileceğini ve kendisini korumaya çalışabileceğini anlamak gerekir. Hayvan sevgisi, yalnızca dokunmak veya sevmek değildir; mesafesine saygı göstermek, ihtiyaçlarını anlamak ve zarar vermemektir.

Çocuklarımıza hayvanları tanıma fırsatı sunamazsak, onlardan doğayı ve diğer canlıları korumalarını nasıl bekleyebiliriz?

Bugün okullarda, ailelerde ve mahallelerde yeniden bir merhamet kültürü oluşturmak zorundayız. Çünkü hayvanlardan uzaklaşan bir nesil, zamanla doğayla kurduğu bağı da kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

BATMAN’DA GÖNÜLLÜLÜKLE BAŞLAYAN BİR MÜCADELE

Bizler de yıllar önce gönüllü arkadaşlarımızla birlikte, bu konuda üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek amacıyla sahaya çıktık.

Önceliğimiz sokak hayvanlarının aç ve susuz kalmasını önlemekti. Besleme etkinlikleri düzenledik, ihtiyaç duyulan alanlara yiyecek ve su bıraktık. Yaptığımız çalışmaları sosyal medya üzerinden paylaşarak daha fazla insana ulaşmaya, insanları bu iyilik hareketine ortak etmeye gayret ettik.

Çünkü biliyorduk ki birkaç gönüllünün yaptığı çalışma değerli olsa da asıl değişim, toplumun tamamının bu sorumluluğu sahiplenmesiyle mümkün olacaktı.

Sadece besleme yapmakla yetinmedik. Hayvan hakları konusunda farkındalık oluşturmak için dönemin müftüleriyle görüşmeler gerçekleştirdik. Cuma hutbelerinde İslam’ın hayvanlara merhamet anlayışının ele alınması için girişimlerde bulunduk.

Amacımız, insanlara yalnızca hayvanları beslemeyi değil, onları korumanın dinî, ahlaki ve insani bir sorumluluk olduğunu da hatırlatmaktı.

Ardından okullara yöneldik. “Ağaç yaşken eğilir” anlayışıyla minik öğrencilerimizle bir araya gelerek hayvan sevgisini, merhameti ve canlılara zarar vermemenin önemini anlattık.

Esnaf ziyaretleri gerçekleştirdik. İş yerlerine mama ve su kapları dağıtarak bu kapların düzenli biçimde doldurulmasını, artan yiyeceklerin uygun olanlarının bir kaba, temiz suyun ise başka bir kaba konularak kapı önlerinde bulundurulmasını rica ettik.

Böylece hayvanların korunmasını yalnızca gönüllülerin üstlendiği bir görev olmaktan çıkarıp mahallelerin, esnafın ve vatandaşlarımızın da katılabileceği ortak bir sorumluluğa dönüştürmeye çalıştık.

Kış aylarında ise kar yağışının ve soğuk havanın etkili olduğu bölgelerde yaban hayvanları için uygun noktalara yiyecek bıraktık. Amacımız, doğada besin bulmakta zorlanan canlıların hayatta kalmasına katkı sunmaktı.

Bunların her biri belki tek başına küçük bir adımdı. Ancak biz, küçük iyiliklerin bir araya geldiğinde büyük bir fark oluşturabileceğine inandık.

BATMAN’DA HAYVAN REHABİLİTASYON HİZMETLERİNİN DÖNÜŞÜMÜ

Gönüllü çalışmalarımızın yanında, şehirde hayvanların korunması için kurumsal kapasitenin gelişmesi de büyük önem taşıyordu.

Yaklaşık 7-8 yıl önce Batman’daki belediye hayvan bakım ve rehabilitasyon hizmetleri, bugünkü imkânlarla karşılaştırıldığında oldukça sınırlı bir fiziki alanda yürütülüyordu. Üç katlı bir bina ve küçük bir bahçeden oluşan bu yapı, şehrin ihtiyaçlarını karşılamak bakımından çeşitli zorluklar taşıyordu.

Yaptığımız girişimler ve ilgili kurumlarla yürüttüğümüz temaslar sonucunda, belediye bünyesinde bulunan eski taş kırma alanına geçilmesiyle daha geniş bir alanda hizmet verilmesinin önü açıldı.

Bu süreçte şehrimize kazandırılan hayvan ambulansı da önemli bir gelişmeydi. Yaralı ve hasta sokak hayvanlarına daha hızlı ulaşılması, ihtiyaç duydukları veterinerlik hizmetlerine erişebilmeleri bakımından bu imkânın önemli katkıları oldu.

Zaman içerisinde hayvanların yalnızca toplanması veya tedavi edilmesi değil, uygun koşullarda bakılması ve yaşamlarını sürdürebilecekleri alanların oluşturulması gerektiği de daha fazla gündeme geldi.

Dönemin Batman Valisi Ekrem Canalp ve değerli eşi Dr. Ayten Canalp’in girişimleriyle hayvan bakım, rehabilitasyon ve tedavi hizmetleri alanında kapsamlı bir merkezin oluşturulması yönünde önemli adımlar atıldı.

Bu merkezde bakım, konaklama, rehabilitasyon, ameliyat ve yaşam alanları gibi farklı ihtiyaçlara yönelik imkânların geliştirilmesi, şehirdeki hayvanlara sunulan hizmetler bakımından önemli bir aşama oldu.

Burada bir hususun altını özellikle çizmek isterim: Bir merkezin büyüklüğü kadar, hayvanların orada nasıl yaşadığı da önemlidir. Yeterli veteriner hekim desteği, temizlik, beslenme, hareket alanı, hastalıkların takibi ve hayvanların refahına uygun koşullar, yapılan yatırımların gerçek değerini belirler.

ATIK YİYECEKLERDEN MAMAYA: HEM İSRAFI ÖNLEMEK HEM HAYATI KORUMAK

Batman’da hayvanların beslenmesine yönelik çalışmalarımız arasında beni ayrıca mutlu eden girişimlerden biri de atık yiyeceklerin değerlendirilmesi oldu.

Batman Valiliği, Batman Belediyesi, Bir Kalp Bin Umut Derneği ve Esnaf ve Sanatkârlar Odası iş birliğiyle; esnaflardan ve kamu kurumlarının yemekhanelerinden toplanan uygun atık yiyeceklerin değerlendirilerek hayvan beslenmesine katkı sunması yönünde çalışmalar yürütüldü.

Bu yaklaşımın temelinde iki önemli düşünce vardı: Birincisi, yenilebilir durumdaki gıdaların israf edilmesini önlemek; ikincisi ise hayvanların beslenme ihtiyacına katkı sağlamaktı.

Doğru şekilde uygulandığında bu tür çalışmalar, kaynakların daha verimli kullanılmasına ve hayvanların beslenmesine katkı sağlayabilir. Aynı zamanda kamu kurumları, esnaf, gönüllüler ve sivil toplum kuruluşları arasında iş birliğinin ne kadar kıymetli olduğunu da gösterir.

EMEĞİ GEÇENLERE TEŞEKKÜR BORCUMUZ VAR

Batman’da hayvanların korunması için yıllardır emek veren gönüllü arkadaşlarımızın, kamu kurumlarının ve sahada görev yapan personelin katkısını unutmamak gerekir.

Özellikle Batman Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Onur Kılıç’a, Hayvan Rehabilitasyon ve Tedavi Merkezi Müdürü Hasan Kurt’a ve merkezde A’dan Z’ye görev yapan bütün çalışma arkadaşlarımıza teşekkür etmek istiyorum.

Yıllar boyunca sahada ortak çalışmalar yürüttüğümüz, ihtiyaç duyulan zamanlarda emek veren ve hayvanların yaşam koşullarını iyileştirmek için çaba gösteren herkese Batman halkı adına şükranlarımı sunuyorum.

Hayvan hakları konusunda kalıcı ilerleme sağlamak, tek bir kişinin veya kurumun başarısıyla mümkün değildir. Gönüllüler, belediyeler, valilik, veteriner hekimler, sivil toplum kuruluşları, esnaf, eğitimciler ve vatandaşlar aynı amaç doğrultusunda hareket ettiğinde daha güçlü sonuçlar elde edilebilir.

Bu nedenle geçmişte yapılan çalışmaları anarken, eksiklerimizi de görmeli ve geleceğe yönelik ortak hedefler belirlemeliyiz.

DAHA YAŞANABİLİR BİR BATMAN İÇİN HEPİMİZE GÖREV DÜŞÜYOR

Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü vesilesiyle kendimize şu soruyu sormalıyız: Hayvanları korumak için yalnızca belirli günlerde mi harekete geçiyoruz, yoksa günlük hayatımızda da sorumluluk alıyor muyuz?

Bir kap temiz su bırakmak, uygun yiyecekleri paylaşmak, yaralı bir hayvanı gördüğümüzde ilgili birimlere haber vermek, çocuklarımıza hayvanlara nasıl yaklaşmaları gerektiğini öğretmek ve hayvana yönelik şiddete sessiz kalmamak… Bunların her biri büyük bir değişimin parçasıdır.

Aynı zamanda sokak hayvanlarının korunması konusunda bilimsel, insani ve sürdürülebilir çözümlere ihtiyacımız var. Kısırlaştırma, aşılama, tedavi, sorumlu sahiplenme, terk etmenin önlenmesi ve yerel yönetimlerin yeterli hizmet sunması birlikte ele alınmalıdır. İnsanların güvenliği ile hayvanların yaşam ve refah ihtiyaçları arasında kalıcı çözümler geliştirmek, ancak bilimsel veriler ve ortak sorumluluk anlayışıyla mümkündür.

Ve unutmayalım:

“Bir şehirde sokak hayvanları insanlardan kaçmıyorsa, o şehir yaşanabilir bir şehirdir.”

Daha yaşanabilir, daha merhametli ve doğayla barışık bir Batman için hep birlikte çalışmaya devam edelim.

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü kutlu olsun.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

o sohbet org