Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Okullar, kütüphaneler, teknoloji atölyeleri, güvenlik tedbirleri ve sahaya inen eğitim yönetimi önemli imkânlar oluşturuyor. Ancak asıl soru şu: Bu imkânlar Batman’ın merkezinden ilçelerine, köylerinden mezralarına kadar her çocuğa gerçekten ulaşıyor ve nitelikli bir eğitime dönüşüyor mu?
Okullar Açılıyor, Ama Asıl Soru Şimdi Başlıyor
Yeni eğitim ve öğretim yılı başlıyor.
Özellikle okul öncesi ve ilkokul birinci sınıfa başlayacak çocuklarımız için 7-11 Eylül arasındaki uyum haftasıyla birlikte okulların kapıları yeniden açılıyor. 14 Eylül’de ise eğitim ve öğretim yılı bütün öğrenciler için başlayacak.
Okullarımız yeniden çocukların sesiyle, öğretmenlerimizin heyecanıyla, velilerimizin beklentileriyle dolacak.
Bir yanda yeni okul binaları, derslikler, kütüphaneler, teknoloji atölyeleri ve eğitim yatırımları var. Diğer yanda ise bütün bu çalışmaların asıl muhatabı olan öğrencilerimiz…
İşte tam da bu nedenle artık yalnızca “Ne yaptık?” sorusunu sormak yetmez.
Asıl soru şu olmalı:
Yaptıklarımız çocuklarımızın hayatında neye dönüştü?
Bugün Batman İl Millî Eğitim Müdürlüğünün verilerine baktığımızda 715 okul ve kurum, 6 bin 622 derslik, 8 bin 629 öğretmen ve 168 bin 499 öğrenci görüyoruz.
Bu rakamlar bize eğitim altyapısının geldiği noktayı gösteriyor.
Ama rakamların söylediği kadar, söylemediği de önemli.
Çünkü 168 bin 499 öğrencinin her birinin aynı şartlarda eğitim aldığını varsayamayız.
Bir çocuğun önünde modern bir okul olabilir, başka bir çocuğun ulaşabileceği kütüphane sınırlı olabilir. Bir öğrencinin evinde sessiz bir çalışma ortamı bulunabilir, başka bir öğrenci ders çalışabilmek için okulun veya kütüphanenin imkânlarına ihtiyaç duyabilir.
Dolayısıyla eğitimde fırsat eşitliği, herkese aynı imkânı sunmakla bitmiyor.
Asıl mesele, herkesin o imkândan gerçekten yararlanabilmesini sağlamak.
Vali Ekrem Canalp döneminde Batman’da üzerinde özellikle durulan kütüphane yatırımlarını bu açıdan önemsiyorum.
“Seattle Modeli” olarak bilinen yaklaşımın Batman’da “Batman Modeli” olarak uygulanması hedefleniyor. Merkezde ve ilçelerde yeni kütüphaneler hizmete girerken bu alanların yalnızca kitap okunan yerler değil; öğrencilerin ders çalışabileceği, araştırma yapabileceği ve kendilerini geliştirebileceği ortamlar olması amaçlanıyor.
Sason’da hayata geçirilen “Yaşayan Kütüphane” yaklaşımı ise bu düşüncenin başka bir boyutunu ortaya koyuyor.
Burada mesele yalnızca kitaba ulaşmak değil; teknoloji okuryazarlığı, yazılım, yapay zekâ, robotik ve dijital imkânlarla çocukların geleceğe hazırlanması.
İşte fırsat eşitliği dediğimiz şey biraz da budur.
Çünkü kütüphane yalnızca kitapların bulunduğu bir bina değildir.
Bazı çocuklar için sessiz bir çalışma ortamıdır.
Bazıları için sınava hazırlanma imkânıdır.
Bazıları için evinde bulamadığı teknolojik imkâna erişimdir.
Bazıları için ise “Ben de yapabilirim” duygusunun başladığı yerdir.
Şimdi kendimize daha zor bir soru sormalıyız.
Batman merkezde yaşayan bir çocukla ilçede, köyde veya mezrada yaşayan bir çocuğun eğitim imkânları gerçekten birbirine ne kadar yakın?
Okul binası aynı standartta olabilir.
Ders kitabı ücretsiz olabilir.
Ama eğitim yalnızca okul binasından ve ders kitabından oluşmuyor.
Çocuğun öğretmene erişimi, rehberlik hizmetleri, teknolojiye ulaşımı, güvenli bir okul çevresi, ders dışı etkinliklere katılımı, kütüphaneye erişimi ve ailesinin eğitim sürecine katılabilme imkânı da işin içinde.
Bu nedenle fırsat eşitliğini artık daha geniş düşünmek zorundayız.
Fırsat eşitliği, herkese aynı şeyi vermek değil; herkesin kendi potansiyeline ulaşabilmesi için ihtiyaç duyduğu imkâna erişmesini sağlamaktır.
Burada eğitim yönetiminin sahadaki varlığı da önem taşıyor.
İl Millî Eğitim Müdürü Yaşar Ciğer’in farklı ilçelerde ve köylerde yaptığı okul ziyaretlerini bu nedenle yalnızca birer protokol ziyareti olarak görmemek gerekiyor.
Okulun fiziki şartlarını, öğretmenlerin ihtiyaçlarını ve öğrencilerin durumunu yerinde görmek; eğitim yönetiminin masa başından çıkıp sahayı tanıması açısından değerli.
Fakat artık sahadan toplanan bilgilerin ölçülebilir sonuçlara dönüşmesini de görmek istiyoruz.
Çünkü ziyaret sayısı değil, öğrencinin gelişimi önemlidir.
Toplantı sayısı değil, öğrencinin başarısı önemlidir.
Proje sayısı değil, o projenin çocuğun hayatında oluşturduğu değişim önemlidir.
Bir başka başlık ise okul güvenliği.
Okulun kapısından içeri giren çocuğun kendisini güvende hissetmesi, eğitim kalitesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Yeni eğitim yılı öncesinde yapılan Okul Güvenliği İl Yürütme Kurulu toplantısında okul giriş ve çıkışlarının kontrollü olması, yaya ve araç trafiğinin ayrılması, okul çevresindeki kör noktaların aydınlatılması ve acil durumlarda güvenli tahliye için bakım ve onarım çalışmalarının tamamlanması ele alındı.
Toplantıya İl Emniyet Müdürü İbrahim Kaba ile İl Millî Eğitim Müdürü Yaşar Ciğer de katıldı.
Bu çalışmalar önemli.
Ancak okul çevresindeki güvenlik meselesini yalnızca toplantı başlıklarında bırakmamak gerekiyor.
Çocuklarımızı zararlı alışkanlıklardan ve uyuşturucudan korumak, servis güvenliğini sağlamak ve okul çevresini gerçekten güvenli hale getirmek de eğitimin bir parçasıdır.
Çünkü güvenli olmayan bir ortamda kaliteli eğitimden söz etmek kolay değildir.
Batman’ın eğitim alanında önemli bir altyapıya ulaştığını kabul etmek gerekiyor.
Ama artık yeni bir ölçüye ihtiyacımız var.
Kaç okul yaptık?
Kaç derslik açtık?
Kaç kitap dağıttık?
Kaç kütüphane kurduk?
Bunların hepsi önemli.
Fakat bundan sonra bunların yanına şu soruları da koymalıyız:
Öğrencilerimizin akademik gelişimi ne durumda?
LGS ve YKS’de yalnızca derece yapan öğrencilerimizin değil, bütün öğrencilerimizin gelişimi nasıl?
Merkez ile ilçeler, köyler ve mezralar arasındaki başarı farkı ne kadar?
Bir öğrenciyi bulunduğu seviyeden ne kadar ileri taşıyabiliyoruz?
Çünkü gerçek başarı, yalnızca en başarılı birkaç öğrencinin fotoğrafını paylaşmak değildir.
Gerçek başarı, bize emanet edilen her öğrencinin kendi potansiyelinin bir adım ötesine taşınabilmesidir.
Nicelik bize ne yaptığımızı söyler; nitelik ise yaptığımızın çocukta neye dönüştüğünü gösterir.
Mehmet Şimşek’in Batman’ın eğitimine yönelik ilgisini de bu uzun hikâyenin içinde değerlendirmek gerekiyor.
Şimşek’in Batman milletvekilliği ve bakanlık dönemlerinde Batman’daki eğitim yatırımları, derslikler ve öğretmen sayısı üzerine yaptığı açıklamalar da bu ilginin geçmişten bugüne uzandığını gösteriyor.
Bugün ise Mehmet Şimşek ve Zekeriya Kaya’nın da katıldığı yeni eğitim ve teknoloji yatırımlarıyla farklı bir aşamaya geçiyoruz. Batman’da kurulumları tamamlanan 50 Yapay Zekâ Atölyesi bunun güncel örneklerinden biri.
Burada mesele artık yalnızca okul yapmak değil.
Okulu yaşayan bir eğitim ortamına dönüştürmek.
Kütüphaneyi gerçekten kullandırmak.
Teknoloji atölyesini öğrencinin üretim alanına çevirmek.
Öğretmenin imkânını öğrencinin başarısına dönüştürmek.
Ve merkezdeki çocukla köydeki çocuğun arasındaki fırsat farkını mümkün olduğunca azaltmak.
Batman’ın önünde önemli bir fırsat var.
Bir tarafta eğitim için yapılan yatırımlar…
Diğer tarafta bu yatırımları sahaya taşıyan yöneticiler, öğretmenler, kurumlar ve aileler…
Ve bütün bunların tam ortasında öğrencilerimiz.
Artık başarıyı onların üzerinden okumamız gerekiyor.
Çünkü eğitim yatırımlarının gerçek karşılığı bina değildir.
Gerçek karşılık, öğrencidir.
Gerçek başarı, çocuğun hayatında oluşan değişimdir.
Ve bugün yaptığımız her eğitim yatırımı, aslında yarının Batman’ına yapılan yatırımdır.
Bugün yaptığımız okul, yarının binasıdır.
Bugün yaptığımız kütüphane, yarının çalışma ortamıdır.
Bugün açtığımız teknoloji atölyesi, yarının üretim merkezidir.
Ama bütün bunların ötesinde…
Bugün yetiştirdiğimiz çocuk, yarının Batman’ıdır.
Sadece Batman’ın mı?
Hayır.
Türkiye’nin de yarınıdır.
O nedenle Batman’ın eğitimde bundan sonraki hedefi yalnızca daha fazla okul, daha fazla derslik veya daha fazla proje olmamalı.
Hedefimiz; daha eşit fırsatlara sahip, daha güvenli ortamlarda yetişen, daha nitelikli eğitim alan ve potansiyelini gerçekleştirebilen çocuklar yetiştirmek olmalı.
Çünkü biz bugün yalnızca bir eğitim yılına başlamıyoruz.
Batman’ın ve Türkiye’nin yarınını yetiştiriyoruz.
Kalın sağlıcakla…