Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
İDDİA: Nahl-89, Kur’an’ın her şeyi açıkladığı söylenmektedir. Kur’an dinle ilgili her şeyi açıklıyorsa Buhari, Müslim ve ilmihal kitaplarına ne gerek var?
Bu ayetleri göstererek, Resulüllah’ın açıklama ve uygulamalarına, âlimlere, tefsir ve ayetlerin nüzul sebeplerine gerek olmadığını iddia ediyorlar.
Din, sadece Allah’a inanmak değildir. Allah’ın istediği şekilde hayatı doğru yaşamaktır ve hayatın her alanında aktiftir. İyilik ve kötülüğün sınırları yok ve her hususta vahiy gelecek değil. Dine uygun bir hayat için aklı çalıştıracağız ve bilenlere soracağız. Kur’an ise, Akide/inançla ilgili detaylı açıklamalarda bulunur. Yönetim, Adalet, Ticaret, Sosyal İlişkiler, Ahlak ile ilgili temel ilkeler belirtir. Her çağın insanı hayatını bu temel ilkelere göre düzenlemelidir. İbadetlerle ilgili detayları ise resul aracılığıyla öğreniyoruz.
“Kur’an’ın açık ve anlaşılır” olduğuyla ilgili şu hususlar göz ardı edilmemelidir:
1- Kur’an, nazil olduğu toplumun diliyle hitap ediyordu. Haliyle hitap ettiği insanlar, nazil olan ayetlerin manasını ve niçin nazil olduğunu biliyorlardı.
2- Genellikle toplumun soru ve sorunlarına cevap olarak nazil oluyordu. Bu haliyle de çok iyi anlıyorlardı. O günün insanının anlayacağı şekilde Allah’ın varlığı, birliği ve şirk mevzuları açıklanıyor; soru ve sorunlarına açıklayıcı cevaplar veriliyordu.
3- Ve bu şekildeki açıklamalar, genellikle o günün toplumuna ve toplumun meselelerine hitap eden ayetlerle ilgilidir.
4- Zamanla, ilim ilerledikçe ve okudukça daha iyi anlaşılır. Bazı ayetler, yaşanan hayat tecrübesiyle farklı anlaşılabilecektir. İlimler geliştikçe Kur’an’ın manaları da sürekli açılacak ve hiç bitmeyecektir. İlim ve hayatın gelişmesiyle, Kur’an’ın mana ve çözüm rezervi genişleyecektir.
5- Kur’an’ın mana ve maksadını doğru anlamak için, ayetleri nüzul sebebi ve ilgili diğer ayetlerle bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Hitap ettiği günün şartlarından, nüzul sebebinden ve ilgili diğer ayetlerden koparılan ayeti yanlış anlar ve yanlışa sebep olursunuz. Ki çoğu cahil ve İslam karşıtları bu yanlışı yapıyor.
6- Beyne egzersiz yaptıran Kur’an’ın bazı ayetleri farklı yorumlara açıktır.
7- Kur’an bize ayna tutar. Herkes niyetine, bilgisine ve emeğine göre faydalanır. Kur’an’da hata arayan, peşin hükümlerle okuyan ve Kur’an’ı doğru bir şekilde anlamak için okuyanın anlayacağı elbette farklı olacaktır.
8- Evet bazı ayetlerde Kur’an’ın açık olduğu söyleniyor. Ama bazı ayetlerde de “Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler…” Buyurulmaktadır. 3/19
Bu ayetlerden bazı insanların kendi aralarındaki ihtiras ve çekişmelerden dolayı farklı yorum ve yollara tevessül ettiklerini, edeceklerini anlıyoruz.
9- Hayata rehberlik edecek dinin verdiği ahlaki anlayış, gelişen hayat gibi canlı ve dinamiktir. Zamanla çıkacak yeni meselelere de bu anlayışla davranılır. Kur’an’da Akide gibi önemli hususlarda gerekli açıklamalar yapılmış; Adalet, cihat, kardeşlik… Gibi hususlarda temel ilkeler belirtilmiş, diğer alanlarda bizlere hikmet ve Kur’an’ı ahlak vermektedir.
10- Herkesin Kur’an’ı anlamayacağını bizzat Kur’an söylemektedir.
11- Kur’an’ın açık ve birçok şeyi açıkladığını beyan eden ayetlerdeki hitap, Kur’an dilini bilmeyen bugünün insanına, “Biz her şeyi Kur’an’da açıkladık, sakın resulün hadislerine ve âlimlere itibar etmeyin” demiyor.
Ayeti de yanlış değerlendiriyorlar. Kitap ne kadar açık olsa da insanların durumları farklıdır. Ve kaynak kabul ettikleri Kur’an, bu iddialarını çürütmektedir.
1- Kur’an’a göre:
A- Kur’an’da, resulün açıklamasını isteyen ayetler var.
B- Kur’an ayetlerinin herkes tarafından anlaşılmayacağını beyan eden ayetler var.
“Ayetlerimi iyice anlamadan yalan saydınız, öyle mi? Değilse, yaptığınız ne idi?” 27/84
“İlmini kavrayamadıkları ve tevili kendilerine gelmemiş Kur’an’ı yalanladılar.” 10/39
“Bu misalleri insanlar için beyan ediyoruz. Ama onlara ancak âlimler akıl erdirirler.” 29/43
“Her bilenin üstünde daha çok bilen biri vardır.” 12/76
“Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun.” 16/43
Ayetlerden herkesin Kur’an’ı aynı şekilde anlamayacağı anlaşılmaktadır. Ve elbette Kur’an’ı doğru anlayanlar, bilmeyenlere anlatacaklar ve bilmeyenler bilenlerden ve kitaplarından faydalanacaklar. 16/43 de zaten bilenlere sormamızı tavsiye etmektedir.
2- Akla göre: Akletme, aklını çalıştırma hususunda da insanlar farklıdır. Akıllarına göre de insanlar Kur’an’ı farklı anlayabilirler. Bu hususta da az öğrenenler, kendilerinden daha iyi öğrenenlerin açıklama ve kitaplarından faydalanacaklar.
3- Bilgi ve emeklerine göre: Arapça dili başta olmak üzere Kur’an ilmine vakıf olmak gerekir. Bu bilgilerden yoksun olanlar elbette bu ilimlere vakıf ihlaslı âlimlerin bilgi ve kitaplarından faydalanacaklar.
4- Herkes liyakat, bilgi ve niyetine göre Kur’an’ı anlar. Kur’an’da çelişki arayan, muska için bakan, Kur’an’ı anlamak için okuyanın anladıkları elbette farklı olacaktır. Ve elbette ihlasına ve bilgisine inandığımız âlimlerden faydalanmalıyız.
Kur’an’ı doğru anlamak için Allah (cc) bizi uyarmaktadır: “Kur’an’ı okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!” 16/98
Yani bütün önyargılardan, şeytani dürtülerden, vesveselerden temizlenerek temiz bir kalp ve sağlıklı bir beyinle Kur’an’a yönel.
Ve elbette Allah’tan aldığı vahyi bize bildiren; bilgisiyle, ihlasıyla Kur’an’ı hepimizden çok daha iyi anlayan ve açıklayan Allah’ın resulünden dini öğrenmemiz en tabii ve doğru olandır.
5- “Kur’an açıktır ve her şeyi açıklıyor” iddiaları aksine, kendileri gibi düşünmeyen tüm Müslümanları ‘Kur’an’ı anlamamakla’ ithamlarıyla kendileriyle de çelişmektedirler.
6- Yaşanan hayatın gerçeği: Kendinize, ailenize, çevrenize, dünyaya bakın! İnsanların ne kadarı Arapça dilini biliyor ve dinini Kur’an’dan öğreniyor.
Meallerden öğrenenler, “dinlerini Kur’an’dan öğreniyorlar” diyebilir miyiz? Nihayetinde mealler ve hocalarınız da Kur’an dışında kaynaklar değil mi? Eğer birileri yardımıyla dini öğreneceksek, Allah’ın görevlendirdiği ve vahiyle desteklediği, Kur’an’ı bize bildiren Allah’ın resulü herkesten daha çok layık ve ehil değil midir?
Kur’an’ın her şeyi detaylarıyla açıkladığına inansanız bile, her insanın Kur’an’ı okuduğu, Kur’an’dan aynı dersi aldığını iddia edemezsiniz. Kur’an dilini bilenlerin ihtilafları, Kur’an’ı doğru anlayabilmek için öncelikle Kur’an’ı bildiren resulün açıklamalarına, birbirimizin bilgi ve araştırmalarına ihtiyacımız olduğunu göstermektedir. İnsanların çoğunun okur–yazar olmaması ve Arapça dilini bilmemesinden dolayı, âlim bildiği insanlardan dini öğrenmişler. Bu insanları Kur’an’ı bildiren resulün açıklamalarından ve âlimlerden men etmek, Kur’an’ı öğreten öğreticilerden mahrum bırakmaktır. Bu da akla ve Kur’an’a uygun bir davranış değil. Meal ve hocalardan Kur’an’ı öğrenenlerin, dini öğrenmek için başka kaynaklara ihtiyaçlarının olmadığını iddia etmek öncelikle kendi yaptıklarıyla çelişmektedir. Kur’an dilini bilmeden, dini öğrenmek için resul ve âlimlere ihtiyaç olmadığını iddia etmek bir komedidir.
İsimler üzerinde değil de ilkeler ve deliller üzerinde meseleleri değerlendirmek daha doğru olur. Hadis araştırmalarıyla tanıdığımız Buhari, Müslim ve diğer âlimlerle ilgili bir bağ veya sorunumuz yok. Bu zatlar kendi dönemlerinin zor koşullarında büyük emekler vererek hadisleri toplayıp kitap haline getirmişler. Dini anlamada ve yaşamada elbette bu dini bize bildiren ve Allah’ın ‘güzel örnek’ olarak uymamızı emrettiği Resulüllah’ı, O hayatta olmadığına göre onun hadis ve sünnetini öğrenecek ve dersler alacağız.
Ayetin de hedefini saptırıyorlar. Ayette, resulün söz ve sünnetinden, âlimlerin çalışmalarından men etme gibi bir anlam yoktur. Böyle bir anlam yükleme, Kur’an’a kendi yanlış fikirlerini söyletme hadsizliğidir. Ayettin başında resulün şahitliğine vurgu yapılmakta ve “Ve nezzelna aleyke’l kitabe tibyanen likülli şey’in” ayetini, “Sana bu kitabı her şeyi beyan etmen için indirdik” şeklinde tercüme edenler de var. Bu manasıyla da Bakara-151, Nahl-44, Araf-157 ve Duhan-58 ayetlerine de uygun olarak, resulün beyanı-açıklaması anlaşılmaktadır.
“O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şâhit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şâhit olarak getireceğiz. Ayrıca bu kitabı da sana her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve Müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” Nahl-89
Ayette peygamber dışlanmıyor, bilakis şahit olarak görev alacağı belirtiliyor. Ve başka ayetlerde resulün din ve kitabı açıklamakla görevli olduğu anlaşılır şekilde açıklanıyor.
“Ancak onu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık, belki onlar öğüt alırlar.” 44/58
“Sana da Kur’an’ı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. Umulur ki düşünürler.” 16/44
“Onlar ki, O ümmi resule tabi olurlar. O, kendilerine iyiliği emreder, fenalıkları yasaklar, onlara temiz şeyleri helal, murdar olanları haram kılar. Sırtlarından ağır yüklerini ve üzerlerindeki bağları, zincirleri indirir atar. İşte ona iman edenler, onu tazimde bulunanlar, kendisine yardım edenler ve ona indirilene tabi olanlar murada erenlerdir.” 7/157
Resulün örnekliğini, hadis ve sünnetini ret edenler, acaba Allah’ın bu hükmüne nasıl karşılık vermiş oluyorlar?
Kur’an’ın her şeyi açıkladığıyla ilgili, o günün toplumunun soru ve sorunlarına, Allah’ın varlığıyla ilgili açıklayıcı bilgiler ve hak yolun ana sınırlarının açıklandığını anlıyoruz. Allah, gösterdiği bu ana sınırlar dışına çıkmamamızı ve bu sınırlar dâhilinde resul, bilenler, akıl ve vicdanlarımızdan istifade ederek tevhide uygun, temiz ve adilane bir hayat yaşamamızı istemektedir. Bunu da Kur’an’ın bütünlüğü içinde anlıyoruz. Birçok ayette “Allah’a ve resulüne itaat edin” diyen Kur’an, farklı ayetlerde de “Aklınızı kullanmaz mısınız? Ululemre-sizden olan idarecilere itaat edin. Bilenlere sorun.” buyurmaktadır.
Eğer kendinizi kandırmaz ve inat etmezseniz! Kur’an’da emredilen “Namaz ve zekâtın” detaylarıyla açıklanmadığını kabullenirsiniz. Eğer, “Kur’an’da izah edildiği şekliyle kılınır” diyecekseniz! Herkesin kafasına ve algısına göre yüzlerce çeşit namaz şekli ortaya çıkacaktır ve nihayetinde namaz, Müslümanları toplayan, dirilten, kontrolde tutan bir halden çıkıp, Müslümanlar arasında tekfir ve kavga sebebi yapılacaktır.
Peygamberler, Allah’ın mesajını bize ulaştıran vahyin uygulayıcıları ve temsilcileridir. Kur’an’da “Allah’a itaat edin” emrinin geçtiği hemen hemen her yerde “ve resulüne itaat edin” emri geçmektedir. Kur’an, “Urvetül Hesene” olarak resulü bize örnek göstermektedir.
Peygamber için “O, yürüyen Kur’an’dı” denilmektedir. Vahyin kontrolünde ve vahiy alan resulün, bu dinin nasıl yaşanılacağını, ibadetlerin nasıl yapılacağını bizlere göstermekle ilgili sorumluluk ve yetkileri vardır. Din hususunda olduğu gibi, normal yaşantımızda da elbette peygamber ve âlimlerin insanlara bazı tavsiye ve yol göstericilikleri olacaktır.
Kur’an buyuruyor: “İçinizden bir resul gönderdik. O, size ayetlerimizi okuyor; sizi şirkten temizliyor, size Kitabı ve Hikmeti öğretiyor ve size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor.” 2/151
Kur’an’ı doğru anlamak ve dini güzel bir şekilde yaşamak için, örnek almamızı ve uymamızı emrettiği resulün hayatına ve sünnetine bakacağız. O, aramızda bulunmadığına göre onun sünnetini kitaplardan öğrenecek ve dersler alacağız. Resulün hadis ve sünneti biz Müslümanlar için, sünnet inkârcılarından ve onları yönlendirenlerin sözlerinden daha değerli ve önceliklidir. Kur’an çalışmaları gibi, Kur’an’ın açıklaması ve yaşayan örneği olan sünnet ve sahih hadisin öğrenilmesi için gayret gösterenler de dine ve insanlığa hizmet etmişler. Hadis, sünnet, âlimler… Ret edileceğine; Kur’an, tevhit ve resulün sünnetine ters düşen rivayet ve uygulamaların tespit edip ayıklanması daha doğru olacaktır.