‘UYDURULAN DİN, İNDİRİLEN DİN’ UYDURUKÇULARINA REDDİYE – 30

Yayınlama: 24.09.2026
A+
A-

İddia: Hadislerin dinin ikinci bir kaynağı olamayacakları gibi, güvenilir de olmadıklarını göstereceğiz. S-28

Peki, Kur’an ayetlerinin vahiy olduğunu kim bildirdi? Kimin hadisine inanarak 6000 kusur ayetin Allah’tan olduğuna inandınız? “Hadisine güvenilmez ve dini kaynak olmaz” dediğiniz resulün bildirdiği Kur’an’ı nasıl dini kaynak kabul ediyorsunuz?

Allah, din ve Kur’an’ı resul ile bize bildirmiş ve açıklamasını istemiştir. Dinin kaynağı kabul ettiğiniz Kur’an’ı bildiren tek kaynak da, hadisine güvenilmez dediğiniz Allah’ın resulüdür. İddialarının aksine, Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğuna inanmak için Kur’an’ı bildiren resulün hadisine inanmak gerekir. Çünkü Kur’an’ın Allah’ın kelamı olduğunu bildiren ve yazdıran ilk ve tek kaynak Hz. Muhammed’dir. Resulün sözüne itibar etmeyen Kur’an’a da inanmaz, çünkü Kur’an resulün söylemiyle yazılmıştır. “Resulün hadisi güvenilir değil” ifadesi, resulü öldürmeye çalışan Ebu Cehillerin bile başvurmadıkları seviyesizliktir. Azılı düşmanlığı döneminde Ebu Süfyan bile, Hz. Muhammed’in gıyabında onun “Doğru, Emin ve Güvenilir” olduğunu itiraf ediyordu. Herkesin güvendiği, itimat ettiği ve “Muhammed’ul Emin” dedikleri Allah’ın resulüne, iman iddiasında bulunan bugünün bazı hadsizleri, “Hadisine güvenilmez” diyebiliyor. Kelime oyunlarına hiç gerek yok. Rivayetlere değil, açıkça ‘Hadise’ diyorlar. Rivayetin sıhhati, resulden olmadığı ve bağlayıcılığı hakkında tereddütleriniz olabilir. Ama hadis ve sünnete “Güvenilmez” diyerek toptan ret etmek, Müslümanların hayatlarından çıkarmaya çalışmak Kur’an’a inanan bir Müslümanın tavrı olamaz.

Mekke müşrikleri ve ehli kitap, Allah’a inanıyor ve kendilerince hac, kurban gibi bazı ibadetleri yapıyorlardı. Allah’ı değil, resul Muhammed’e itaat etmeyi kabullenmediler. Resulü kabul etmeyince, davet ettiği Kur’an’ı da kabul etmediler. Kibir ve çıkarları için itaat etmeyi kabullenmedikleri peygamberle, belki bunlara göre daha mertçe ve açıkça savaşıyorlardı.

Bazıları da, “Bu ancak sizin gibi bir insandır… Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz şüphesiz kaybedersiniz!” diyorlardı. 23/33-34 ”

“Kavminden küfür öncüleri şöyle demişlerdi: ‘Biz seni bizim gibi bir insandan başka bir şey olarak görmüyoruz.” 11/27; 14/10

“Resul de şöyle demişti: ‘Evet biz de sizin gibi beşeriz. Fakat Allah kullarından dilediğine lütfeder. Allah’ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemiz mümkün değildir.” 14/11

“Aramızda bir insana mı uyacağız? Bu durumda sapkınlık ve çılgınlık içinde oluruz! Demişlerdi” 54/24

“(O azabın sebebi) Onlara Elçilerin apaçık deliller getirmeleri fakat onların ‘Bir insan mı bizi doğru yola ulaştıracakmış? Demeleriydi. İnkâr etmiş ve yüz çevirmişlerdi…” 64/6

Ve bugün Allah ve Kur’an’a iman eder görünerek benzer şekilde, resulün hadisinin dine kaynak olmadığını; resule uyanların dinden saptığını ve zarar edeceklerini iddia ediyorlar. İnkârcılar gibi, kendileri gibi bir beşer olduğunu söyledikleri resule uyulmamasını istiyorlar. Resulü dinlemekten alıkoymaya çalışanlar gibi, resulün hadisine güvenilemeyeceği ve dini kaynak olamayacağını ve hatta bazıları daha da ileri giderek resulün hadisine uymayı sapma ve şirkle itham etmektedirler. Hadisi itibarsızlaştırdıktan sonra da “Kur’an resulün hadisidir” iddiasına geçiyorlar. Birileri daha da ileri giderek, hadis için söylenenlerin daha fazlasını Kur’an için söylüyor. Resul zamanında yazılan bir Kur’an’ın olmadığını, Kur’an’ın Emevi Melikleri tarafından yazıldığını ve dine kaynak olamayacağını söylüyor. Birileri İslam, Kur’an ve Müslümanları itibarsızlaştırmak için bu büyük darbeyi vurmaya çalışıyor. Dini, bir ideoloji gibi algılayan saf kardeşim de, resule güven yitirilince, bildirdiği İslam ve Kur’an’ın da aynı şekilde itibar kaybedeceğini düşünmeden bu kirli oyuna alet olmaktadır.

Adam! Resulün sünnetini kabul etmediği gibi ‘güvenilir’ olmadığını da kanıtlayacakmış! Allah’ın rehber ve öğretmen olarak görevlendirdiği resulü Müslümanların hayatlarından çıkardığınızda, yaşanacak din ve hayatın daha doğru olacağını mı sanıyorsunuz? İmamsız, rehbersiz, kimsenin kimseye uymadığı, herkesi “en iyi ben bilirim” dağınıklığı içinde emperyalist ve şeytani güçlere kolay yem haline getirdiklerinin farkında değiller mi? Yanlışları değil, direk resulün hadis ve sünnetini itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar. Oysa yanlış anlayış ve yanlış uygulamalara karşı takınılacak tavır çok daha farklıdır.

“Kur’an’a uymayan hadisler peygambere iftiradır” diyorlar. Ama iftira dedikleri rivayetler üzerinden peygamberi hayatımızdan çıkarmaya çalışıyorlar. Bu tavırla, karalamak ve itibarsızlaştırmak için peygambere iftira edenlerle aynı amaca hizmet etmiş olmuyorlar mı?

Kur’an’ın “Resul, emin, doğru” dediği ve Kur’an’ı açıklama vazifesi vererek “Uyun, itaat edin, örnek alın” diye emrettiği resulün hadisine güvenilemeyeceği ve dini kaynak olmayacağı iddiası, Kur’an’a da açık bir itiraz değil midir? Kur’an’ı dinin tek kaynağı göstererek, Kur’an’ı bize bildiren tek kaynak olan resulün sözüne güvenilemeyeceği ve dini kaynak olamayacağını iddia etmek mantıksız bir çelişki değil midir? Allah sizinle konuşmadı ve size direk vahiy gelmediğine göre, Kur’an’ın Allah’ın vahyi olduğuna kimin hadisine inanarak iman ediyorsunuz? Resulün hadisine inanmadığınızda ve onu dini kaynak kabul etmediğinizde, Kur’an’a nasıl iman edebilirsiniz ki? Kur’an’a iman ederek onu dini kaynak kabul eden biri de, Kur’an’ı bize bildiren resul için, “sözüne güvenilmez ve dini delil olmaz” diyebilir mi? Kur’an’ı bize bildiren tek kaynak resuldür. Kur’an’a iman etmek için, önce resule inanmak gerekir. Kur’an kitap şeklinde nazil olmamıştır. Ancak Cebrail aracılığıyla ve ilhamla resule bildirilmiş ve resulün diliyle bizlere aktarılmıştır. Dinin bize aktarılmasında tek kaynak olan resulün hadislerine, “güvenilmez ve dini kaynak olmaz” demek, Kur’an’a imanla bağdaşmaz. Unutmayın ki Mekke müşrikleri peygamberi kendi başlarında lider, rehber kabul etmedikleri için Kur’an’ı kabul etmediler. Resulü kabul eden her insan, resulün sözüne inanarak Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna iman etti. Ama resule inanmayan hiç kimse, resulün bildirdiği Kur’an ve dini kabul etmedi.

Kur’an’ı anlayan ve davet eden biri; Kur’an’ın ‘Âlemlere Rahmet’ olarak vasıflandırdığı, uymayı ve itaat etmeyi emrettiği resulü hakkında böylesine itibarsızlaştırmaya, Müslümanların hayatından çıkarmaya yeltenebilir mi? Bu haddi aşan söylemlerle, resule itaat ve uymayı emreden Kur’an’ın açık hükümlerine karşı gelinmiş olunmuyor mu?

Emperyalistler sömürmek istedikleri toplumlarda öncelikle aralarındaki güveni yıkar, itimat ettikleri liderlerini çeşitli hilelerle işlevsizleştirdikten sonra onları birbirine düşürerek kolay lokma haline getirirler. Ve günümüzde en kolayı da örgüt, parti, tarikat… Liderlerini satın alarak, onları kendi idealleri doğrultusunda kullanmaya çalışıyorlar. Emperyalist şeytani güçler algı operasyonları ve yerli işbirlikçileri aracılığıyla Müslümanlar arasında güven bırakmadılar. Bütün grup ve topluluklar birbirlerine şüpheyle baktıktan sonra kendi zihniyetlerindeki işbirlikçilerini ‘Çağdaşlık’ maskesiyle Müslümanların başına geçirmek istediler. Oyunu göremeyen birçok zavallı da, oyunun gönüllü figüranı oldu. Kur’an’ın uygulaması ve Müslümanlar için örnek ve birleştirici olan peygamberi sünneti itibarsızlaştırma çalışmalarını, emperyalistlerin şeytani hileleri olduğunu kabul etmeseniz bile, aynı amaca hizmet ettiğini görmelisiniz.

Resul tebliğ ettiklerini açıklamak, yaşayarak pratiğini göstermek ve insanları davet etmekle görevlidir. Şahsiyetiyle, bilgisiyle, söylediklerini yaşayarak örnek olmayan; emin, güvenilir ve sorunlara çözümler üretmeyenlerin sözüne kim itibar eder ki? Vahyin yönlendirdiği resul kitabı bildirmek, açıklamak, örnek olmak; inananları eğitmek ve onlara rehberlik etmekle görevlendirilmiştir. Resulün vahye göre yaşadığı ve dini örnek olduğu inkâr edilemez. Hadis ve sünneti ret edenler, resule itaat ve uymayı emreden Kur’an’ın onlarca ayetini ve resulün eğiticilik ve öğretmenlik vasıflarını da inkâr etmiş oluyorlar.

Resul, Kur’an’ın canlı örneği ve pratik eğitmenidir. Resulün şahsında Allah’a nasıl kulluk ve ibadet edileceği en güzel şekilde gösterilmiştir. Vahiyle yönlendirildiği ve vahiyle ahlaklandığı için: ibadetleriyle, ahlakıyla, sosyal ilişkileriyle, dürüstlüğüyle, eş ve çocuklarına muamelesiyle, insanlara verdiği değerle güzel bir örnektir. Peygamber, ümmet için ‘Nuh’un gemisi’ gibidir. Kurtulmak isteyen bu gemiye yoldaş olmalıdır. Allah, peygamberini kurtuluş gemisine kaptan ve rehber yapmıştır. “Gemiye binerim ama kaptan da benim gibi bir insandır, geminin mülkiyeti onun değildir. Onun kaptanlığına ve rehberliğine ihtiyacımız yok” sözü, akli ve ilmi olmadığı gibi, boş bir gevezeliktir. Allah resulünün sünnetine güvenilemeyeceğini iddia ederek itibarsızlaştırmaya çalışanların, Nuh peygamberin davetine icabet etmeyerek tufanda boğulan oğlundan bir farkları yoktur. Ancak ne yazık ki bu zararı sadece kendilerine vermiyorlar. Resul ve bildirdiği Kur’an’ı ayrıştırarak, mantık ve kelime oyunlarıyla saf insanları da peygamberi yoldan uzaklaştırmaya çalışmaktadırlar.

Ve bu fikir burada durmuyor. Müslümanların kafalarını bulandırıp, resulü söz makamından kaldırdıktan sonra, söz makamına başkalarını oturtup Müslümanların başına idareci yapıyorlar. Bakın Allah’ın görevlendirdiği ve uymamızı emrettiği resulün söz hakkını elinden alanlar, daha sonraki aşamalarda neler söylüyorlar?

İlk dönem âlimleri, rivayetlerin artması ve dini hassasiyetlerinden dolayı Mütevatir derecesine ulaşmamış ‘Ahad haberin’ esas alınamayacağı üzerinde fikir beyan ettiler. Ama bu garpzadeler! Dini hassasiyetin aksine, Kur’an ayetlerini diledikleri gibi tevil etmek ve ümmeti bir arada tutan bütün bağları zayıflatmak ve çözmek için resulün sünneti ve âlimleri devreden çıkarmaya çalışıyorlar.

Bu hareketin öncülerinden Hafız M. Eslem şöyle diyor: “Allah ve resulüne itaat edin, ondan yüz çevirmeyin” (Enfal-20) Gibi ayetlerden geçen Allah’a ve resulüne itaatten kastedilen, Millet Merkezi’ne itaattir. (Peygambersiz Kur’ancılar S-245)

Hafız Eslem ve talebesi Ahmet Perviz, Kur’an’ın kemalini bütün esasları kapsamasında ve ayrıntılarının da çok az bir kısmını zikretmesinde görüyorlar. “Kur’an’da geçmeyen ayrıntıları kanunlaştırmak, Millet merkezinin yükümlülüğündedir.” (age. S-234)

“İlahi kitap ebediyete kadar bütün insan nesli için bir hidayet kanunudur. Bu sebeple onda sadece temel esaslar zikredilmiş, bu esasların ayrıntılarının belirlenmesi İslami yönetime bırakılmıştır. Bu yönetim bunları muhtelif zamanlara uygun olarak belirler. Temel esaslar değiştirilemez, fakat ayrıntıların zamanın şartlarına uygun olarak değiştirilmesi mümkündür. Değişen ve değişmeyen bu karışımından dolayı İslam nizamı sonsuza dek baki kalır.” (Ahmet Perviz; P. Kur’ancılar S-246)

“İslam nizamı, Kur’an’ın caiz gördüğü şeylerden bazılarını bazı şartlar sebebiyle yasaklamayı uygun görürse bunu yapabilir. Fakat bunları ebediyen yasaklayamaz. Ayrıca Kur’an’ın mutlak bıraktığı şeyleri sınırlandırabilir veya şartsız olarak gelen şeyleri karşılaştığı durumlar sebebiyle şarta bağlayabilir. Nitekim bazı hükümleri de uygulamadan kaldırma hakkına sahiptir.” (P. Kur’ancılar S-246; Ahmed Perviz, Şahkar-ı Risalet, S-84)

Görüldüğü gibi öncüleri ‘Kur’an’ın esas ilkeleri belirlediğini ve detayların zaman ve şartlarla ortaya konulacağını’ söylüyor. Allah’ın resulü ve muttaki âlimlerin dini açıklamalarına karşı çıkanlar, darbecilerin oluşturacakları ‘Millet Merkezlerinin’ dini hüküm belirleyebileceklerini iddia ediyorlar.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

o sohbet org