İslam ve insanlık düşmanı emperyalist ve Siyonistler bin bir oyun ve hile ile bizi aldatmaya çalışırlar. Kur’an’ın uyardığı gibi, şeytan ve avenesi “Sağdan, soldan, önden, arkadan yanaşarak” sizi saptırmaya çalışırlar. Çok masumane, haklı ve akli görünen gerekçelerle, sizi hiç ummadığınız yanlış ve tehlikeli alanlara çekebilirler. Bu kesimler üzerinden yapılan da budur.
Birileri görmese ve kabul etmese de; Müslüman karşıtlığıyla programlanmış gibi sürekli Müslümanlara saldırır, kötüler ve aşağılarlar. İslam ve ibadetlerin içini boşaltıyor, Müslümanlar arasında güven bırakmıyorlar. Bu iddia sahiplerinin açtıkları yolun tahribatını, insanları nasıl bütün değerlerden uzaklaştırdığını; sorumsuz, saygısız ve tekfirci bir nesle sebep olduklarını görüyoruz.
İddialarına verdiğimiz cevaplar, sebep oldukları bu gerçeklere göre değerlendirilmelidir. Kur’an, hadis, mezhep… Hakkında ehil ve samimi Müslümanlarla konuşmamız farklı olur.
İster başkalarının yönlendirmesiyle, ister taklit ve art niyetle, yıkıcı ve zarar vermek amaçlı söylem ve iddialara göstereceğimiz tavır farklı olması gerektiği kanaatindeyim.
Hastayı iyileştirmek için hastalığa vurulan bıçağı tutan doktor elini, öpülmeye layık görürüz. Ama zarar vermek, cana kıymak için bıçak sallayan ele karşı tutumumuz farklı olur.
Amacı İslam ve Kur’an olana, Kur’an’ı bir ahlakla Kur’an’a davet edene ve insanlık yararına faydalı çabalara saygı ve sevgiyle yaklaşırız. Ama kötü emellerle Müslümanlar arasına fitne sokulmasına hoşgörüyle bakamayız.
Kur’an’ın bazı ayetlerini farklı anlayabilir, farklı yorumlayabilirsiniz. Mesela tesettürün şekli ve malzemesi hakkında onlarca farklı giyimden söz edebilirsiniz. Bu konuda çekişmenin ve sabit fikirliliğin doğru olmadığına inanıyoruz. Ama “Kur’an’da örtünmeyle ilgili ayet yok” yalanı, Kur’an’a inanan bir müminin sözü olamaz. Yanlış ve zararlı üsluplarına karşı çıkarken, piyasadaki kötü örneklere ve yanlışlara gözümüzü kapatmıyoruz.
Yanlışa ve yanlış yapanlara getirilen eleştirilere karşı çıkmıyoruz. İslam’a, ahlaka, iyi niyete uymayan zararlı bir dilin kullanılmasına ve bu yanlışın Kur’an’a mal edilmesine itiraz ediyoruz. Bazı yanlışlar bahane edilerek, hakkın ve doğrunun da aynı şekilde itibarsızlaştırılmasına itiraz ediyoruz. Bu sebeple dini hükümleri çekiştirme ve müminler arasındaki fitne ateşini alevlendirme çabalarına vereceğimiz tepki ve cevap farklı olur.
Aşağılayıcı ve zararlı üslubun, gayri Müslimlere karşı kullanılmasına da aynı şekilde karşı çıkar tepki gösteririz.
Hadis, tefsir ve âlimleri ret ettiklerine göre beyefendilere sormak gerekir:
1 – Neyin araştırmasını yapıyorlar? Eğer dedikleri gibi her şey Kur’an’da teferruatıyla anlatıldıysa ve anlamak için hadis, tefsir ve âlimlere ihtiyaç yok ise, kendilerinin araştırma ve yazacakları kitaplara ne gerek var? Kendi kitapları hadis ve âlimlerin araştırmaları olan kitaplarından çok mu daha doğru ve değerli olacaktır?
2 – Peki, “uydurulmuş” dedikleri rivayete ‘hadis’ demek, suça ortaklık değil mi? Resulün ancak vahyi emrettiğine ve Kur’an’a muhalefet etmediğine inanıyoruz. Kur’an’da olmayan ve Kur’an’a uymayan sözlerin, resulün sözü olmayacağını söylüyorlar. Peki, insanları dinden soğutacak kadar gayri insani ve aklın kabul etmeyeceği rivayetlere nasıl ‘hadis’ diyebilirsiniz? Resule iftira olduğunu iddia ettiği rivayete “hadis” diyerek, bu rivayet üzerinden resulün örnekliğini ret etmek; peygamberden olduğuna inandığı ‘hadise’ itibar etmekten daha mı iyidir?
Madem uydurulmuş, neden ‘Hadis’ diye peygambere mal ediyorsunuz? Peygamberin “Her kim benim ağzımdan bilerek yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın!” (Buhârî, İlim, 38) sözü sizi korkutmuyor mu? Bilerek veya bilmeyerek resule iftira edenlere hizmet ettiklerinin farkında değiller mi?
3 – “Mezhepsel yorumlar” dedikleri, âlimlerin Kur’an ve yaşanan örneği resulden öğrendiklerini açıklama gayretleridir. Kendilerinin Kur’an üzerinde araştırma yapma, açıklama ve kitap yazma hakları var da, kendileri gibi düşünmeyen âlimlerin bu hususlarda hakları yok mudur? Mezhepçilikle suçladıkları İmam Cafer, Ebu Hanife gibi âlimler ders vermemeli, kitap yazmamalı ve sorulara cevap vermemeli miydiler? Emperyalistlerin destek ve teşviki olmadan hiç kimse din ve Kur’an hakkında yorum ve tavsiyelerde bulunmamalı mıydı?
4 – Hayatlarını ilme, öğrenci yetiştirmeye ve halkı aydınlatmaya adamış âlimleri, insanları dinden soğutmakla suçlamak bir iftira ve davet ettikleri Kur’an’ın açık ayetleriyle çelişmektedir. Bu âlimler dini anlatmaya ve açıklamaya çalışmışlar. Kendileri gibi ithamlarda bulunmamış ve şüphe yaymamışlar ki, insanların dinden soğumalarına sebep olsunlar.
Okumayı, ilim öğrenmeyi emreden Allah, ‘iyiliği emretme ve kötülüklerden sakındırmayı, bilenlere sormayı’ da emretmiş. Bazı eksiklik, fazlalık ve kendi dönemleriyle ilgili içtihatlarına ikna olmazsanız bile, âlimlerin ekseriyeti bu gayeyle çalışmışlar.
Onların tavsiye ve öğretileri onlardan sonrakiler tarafından kalıplaşmış ve bağlayıcı gibi algılanmıştır. Kur’an’ın emri gereği gayret sarf etmiş âlimleri bu şekilde toplu suçlamak Kur’an ve emeğe saygısızlıktır.
5 – Kur’an, hidayet ve sapmanın Allah’a bağlı olduğunu söylüyor. İnsanların dinden soğumalarını, ‘Hadis ve âlimlerin yorumlarına’ bağlamak, Kur’an’ın “Allah, dilediğini saptırır, dilediğini hidayet eder” ayetleriyle çelişmektedir.
Kur’an, resul ve âlimlerin nasihatleriyle yola gelmeyenleri, mezhepler mi dinden uzaklaştırıyor? Kur’an’ın “Kördürler, sağırdırlar, kalpleri mühürlenmiştir, akletmezler…” Ayetlerini nasıl açıklayacaksınız? Allah (cc) Kur’an’da kendi resulüne soruyor, “Allah’ın saptırdığını sen mi yola getireceksin?” Aynı soruyu kendilerine sorsak, “Allah ve mezheplerin saptırdığını, siz mi doğru yola getireceksiniz?”
Yegâne kaynak kabul ettikleri Kur’an şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz kâfirleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, onlar iman etmezler. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de bir perde vardır.” 2/6-7
“Allah kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde bırakır da, bocalayıp dururlar.” 7/186
“Ayetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış sağırlar ve dilsizlerdir. Allah, dilediği kimseyi saptırır, dilediği kimseyi de dosdoğru bir yol üzere kılar.” 6/39
“Heva ve hevesini ilah edinen ve Allah’ın bir bilgi üzere kendisini saptırdığı, kulağına ve kalbine mühür vurduğu, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Allah’tan başka artık ona kim hidayet verebilir? Siz hala öğüt almıyor musunuz?” 45/23
“Sen onların doğru yola gelmelerini ne kadar arzulasan da, Allah, saptırdığına yol göstermez ve onların yardımcıları da yoktur.” 16/37
“Bizim uğrumuzda gayret edenleri, elbette kendi yolumuza eriştiririz. Şüphesiz ki Allah, iyilik edenlerle beraberdir.” 29/69
“Başa gelen hiç bir olay Allah’ın izni olmadan gerçekleşmez. Kim Allah’a iman ederse, onun kalbini doğruya yöneltir. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.” 64/11
Kur’an’ın bütünlüğü içinde hidayet ve sapmanın bir liyakat meselesi ve nihayetinde Allah’ın kontrolünde olduğunu anlıyoruz. Ama “Kur’an açıktır, herkes anlar” anlayışına göre, sadece bu ayetlerin zahiriyle ‘Allah’ın başından insanları saptırdığı’ gibi yanlış anlaşılmalar olabilir.
Hâlbuki Allah hiç kimseyi sebepsiz olarak saptırmayacağı gibi, hiç kimseye de torpil geçmez. Kişi neyi dilerse ve neyi hak ediyorsa ona kavuşur. Kaldı ki Allah’ın inkârcılar hakkındaki hükmü budur.
Bunlar ise Allah rızası için ve Allah’ın verdiği iyiliği emir göreviyle, insanlara Kur’an’ı ve dinden anladıklarını anlatan âlimleri, insanları dinden soğutma ve haktan uzaklaştırmakla itham ediyorlar.
Oysa hakkı arayan ve hidayete layık olanı hiç kimse Allah’tan ve dininden soğutamaz, uzaklaştıramaz.
Ne Firavun Musa ve Asiye’yi Allah’tan soğutabildi, ne de Nuh (as) öz oğlunu asilikten kurtarabildi. Oysa bunlar, Allah ve Kur’an’a davet eden hadis ve âlimleri, insanları dinden soğutmakla itham ediyorlar. Sanki resulün hadisleri, âlimlerin içtihat ve tavsiyeleri olmasaydı insanlar daha mı çok dine sarılacaklardı?
Hadis ve âlimler değil; bilakis kendi ürettikleri evham ve şüphelerle, kafaları karıştıran iddialarla, bilerek veya bilmeyerek Müslümanları resulden, dinden, âlimlerden, cami ve Müslümanlardan soğutmaya alet oluyorlar…
DEVAM EDECEK…