TEFEKKÜRNAME MARİFET DELİLLERİ

Yayınlama: 09.02.2026
Düzenleme: 05.02.2026 16:22
A+
A-

Doğru bir bakış açısıyla, doğru bir akıl yürütme ile hakikati arama konusunda halis bir niyetle ve en önemlisi inatla değil insafla bakıldığında her şey, kendi varlığından önce ve daha fazla, Cenab-ı Hakkı gösterir.

O’nu tarif eder ve O’na delil olur. Bu, insanı içten ve dıştan kuşatan sonsuz bir bilgi kaynağıdır. Bu kaynaktan Allah’ı bilmek ve tanımak amacıyla elde edilen her malumat, insanı Allah’a ve marifetullah’a yakınlaştıran bir marifet delilidir.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 20. Mektupta şöyle ifade eder:

“Kat’iyen bil ki: Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi ‘İmanı Billah’ tir. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, İmanı Billah içindeki ‘Marifetullah’ tır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı ni’meti, o marifetullah içindeki ‘Muhabbetullah’tır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfî sevinç, o Muhabbetullah içindeki ‘lezzet-i ruhaniye’dir. Evet, bütün hakîkî saâdet ve hâlis sürur ve şirin ni’met ve sâfi lezzet elbette Marifetullah ve Muhabbetullahdadır. Onlar, onsuz olamaz.

Cenab-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saâdete, ni’mete, envâra, esrâra; ya bilkuvve veya bilfiil mashardır. O’nu hakiki tanımayan, sevmeyen, nihayet şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeden müptelâ olur. Evet, şu perişan dünyada, sahipsiz, hâmîsiz bir sûrette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder. İşte bu âvâre nev’i beşer içinde, bu perişan fani dünyada; insan, sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bîçâre sergerdan olduğunu  herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlîkini tanısa, o vakit rahmetine ilticâ eder, kudretine istinad eder. O vahşetgah (vahşi) dünya, bir tenezzüh gaha döner ve bir ticaretgâh olur.”

Yani ilk önce Allah’a iman edilecek. Sonra Allah’ı tanıyacak. Daha sonra Allah’ı sevecek.

O zaman ruhta bir lezzet meydana gelir.

Kalp ve ruh mutmain olur.

Marifet delilleri içerisinde en mühimi en tevhide dair olanlardır. Cenab- ı Hakk hakkında sahip olunması gereken ilk bilgi, elbette O’nun varlığı ve birliği olacaktır. İman konusunda eksik bilgi, yanlış fikir ya da iman zafiyeti olan bir insanın marifette ilerlemeye çalışması, hem büyük bir çelişki hem de boş bir çabadan ibaret olacaktır.

Tevhid delilleri, aksi ispat edilemez kesinlikledir ve insan bu konuda yalnızca inanmak ile inanmamak arasında tercih yapabilir. Allah’ı tanımak, yani isimleri, sıfatları ve fiilleri ile ilgili bilgi sahibi olmak, ancak tevhid inancına sahip olduktan sonra mümkündür.

Her yerde görülen intizam Hikmet’in, ahenk sanatın, ölçü adaletin, sonsuzluk kudretin, süreklilik kayyumiyetin, tekâmül Rububiyetin delilidir ve insan Rabbini bu delillerle tanıyıp her adımda O’na daha da yakınlaşacaktır.

Tefekkür eden bir insan gördüğü her şeyin bir ustalık eseri olduğunu anlar. Hiçbir eserin ustasız olamayacağını bilir. Aynı şekilde kâinatın da bir usta tarafından yaratılıp idare edildiğine kânaat getirir. Bu iman elde edildikten sonra her şey, her özelliği ile Cenab-ı Hakkı tarif eden aynalara inkılap eder. Her yerde görülen intizam hikmetin, ahenk sanatın, ölçü adaletin, sonsuzluk kudretin, süreklilik kayyumiyetin, tekâmül Rububiyetin delilidir ve insan Rabbini bu delillerle tanıyıp her adımda O’na daha da yakınlaşacaktır.

Bu yakınlık her seferinde tekrar eden üç adımla kazanılır. İnsan önce görür, sonra gördüklerini tefekkür eder ve sonuçta kalbiyle tasdik edip imanını güçlendirir.

Bakan ve düşünen her insanın muhattap olabildiği bu delillerden başka, kâinatta cari kanunların ya da adetlerin dışında, her zaman, her yerde ya da herkes tarafından görülüp hissedilemeyen hususi marifet delilleri de vardır. Bu delillerin  bir diğer özelliği de göz, akıl, kalp sıralamasının dışında olmalarıdır. Bazen birine, bazen ötekine doğrudan hitap edebilir.

Mesela bir şüphe ya da problem üzerinde kafa yorup yine de çözüm bulamayan bir kişinin aradığı cevap bambaşka bir iş yaparken ya da farklı bir şey düşünürken birden aklına gelebilir. Aklına gelen fikir, marifete dair ama daha önce üzerinde hiç düşünmedi bir konu ile ilgili de olabilir. Ya da bir kişiye, özellikle ibadet, zikir, dua, tefekkür gibi işlerle meşgulken bir anda Cenab-ı Hakk’ın orada hazır olduğunu hissettiren bir refahlama ya da ürperme duygusu gelebilir. Bu duygu genellikle kişinin çok sevdiği ve görmek istediği bir kişiye yaklaşırken yaşadığı hissiyata benzer.

Herkes bazen yaşayacağı bir olayı önceden hisseder ya da rüyasında görür. İnsanın kaderini bilen ve yazan bir Sultan, adeta o insana alın yazısını göstererek varlığından haber vermektedir. Kendisini zayıf ve sahipsiz hisseden bir kişi, sanki gizli bir sesin derinden gelen uyarısı ile yalnız olmadığını, her şeye gücü yeten bir sahibin her an nazarı altında olduğunu keşfedip O’na yönelebilir.

Bu tür deliller üzerinde düşünülecek ya da doğruluğu ispatlanabilecek bilgi ve fikirler değildir. Bunlar farklı bir boyutta marifet kazanma fırsatlarıdır ve karanlıkta bir anlık ışık patlamasına benzer. Böyle anlık bir aydınlanmada sadece yolunu ve yönünü bulmaya odaklanmak gerekir. Ayrıntılarla meşgul olan hiçbir şey göremez ve marifet fırsatını kaçırır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.