6 Şubat sabahı saat 04.17’de zaman durduğunda, sadece binalar değil, koca bir coğrafyanın kalbi enkaza gömüldü 11 ilimiz harabeye dönerken, o zifiri karanlıkta yükselen feryatlar bugün bile kulaklarımızda. Ancak o meşum sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Türkiye’nin dört bir yanından yükselen o muazzam dayanışma ruhu, acının üzerinde bir zırh gibi kenetlendi.
Batman’dan Edirne’ye kadar her ferdimiz, “orada kimse var mı?” sorusuna; imkânını, ekmeğini ve duasını yanına alarak “ben varım!” diyerek cevap verdi.
O günlerde bizler de Mansur Obut ve Cuma Dişikırık ile birlikte deprem bölgesine, o ateş çemberinin tam merkezine doğru yola çıktık. Amacımız hem oradaki durumu yerinde görmek hem de Batman’ın o bölgedeki eli kolu olan evlatlarımızı ziyaret etmekti.
Oraya vardığımızda karşılaştığımız manzara, kelimelerin kifayetsiz kaldığı bir mahşer yeri gibiydi. Harabeye dönen hastaneler, yerle bir olmuş köyler ve her biri ayrı bir hikâye saklayan o enkaz yığınları…
Batman Valisi ve Belediye Başkan Vekili Sayın Ekrem Canalp’ı, dönemin Belediye Başkan Yardımcısı Metin Gürbüz’ü, Batman İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Abdulkadir Özer’i ve orada canla başla çalışan Batmanlı hemşerilerimizi ziyaret ettiğimizde, mücadelenin ne denli çetin olduğunu bizzat müşahede ettik.
Sayın Valimiz, 54 gün boyunca koordinatör vali olarak görev yaparken, konforunu çoktan terk etmişti; gecelerini bir araç koltuğunda, birkaç saatlik uykuyla geçiriyor, sabahın ilk ışıklarıyla yine enkazın başında, koordinasyonun merkezinde yer alıyordu.
Keza Genel Sekreterimiz Abdulkadir Özer ve ekibi de İl Özel İdaresi’nin tüm iş makinelerini ve teknik imkânlarını sahadaki en uç noktalara ulaştırmak için uykusuz geceler geçiriyor, Batman’ın gücünü deprem bölgesinde hissettiriyordu.
Toprak altında kalan bedenlere ulaşmak için verilen o insanüstü çabaya tanıklık ederken, sadece bir günde 30’dan fazla artçı depremi iliklerimize kadar hissettik. Yer altından gelen o korkunç uğultu, depremin şakaya gelmeyeceğini, doğanın karşısında insanın ne kadar savunmasız kalabileceğini bize her saniye hatırlatıyordu.
Hele o zemheri soğuğu… Depremden kurtulanların, dondurucu ayazda verdikleri yaşam mücadelesi ciğerlerimizi dağlıyordu. Ancak devletimiz, o zor şartlarda hayatta kalanlar için hızla seferber oldu; kurulan çadır kentler, konteynerler ve sağlanan her türlü hizmet, milletin devletine olan inancını tazeledi. Aradan geçen süre zarfında ise hayal dahi edilemeyecek bir hızla, TOKİ marifetiyle 500 bin konutun yükselmesi, yıkılan umutların yeniden inşa edildiğinin en somut kanıtı oldu.
BİR İSİM DEĞİŞİKLİĞİNDEN FAZLASI: BENİM ÖNERİM
İşte bu acı tecrübelerle Batman’a döndüğümüzde, şehrimizi benzer bir felaketten korumak adına atılan adımları daha dikkatli izlemeye başladık. Bu noktada benim bir önerim var: Gelin, belediyemiz bünyesindeki Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’nün ismini, “Deprem – Zemin Araştırma ve Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü” olarak değiştirelim.
Bu sadece bir tabela değişikliği değil, Batman için bir zihniyet devriminin müjdecisi olacaktır. Neden mi bu isim? Çünkü deprem ansızın gelir ama nerede pusuda beklediğini, hangi binayı yıkmaya niyetlendiğini bize her zaman “zemin” fısıldar. Bir evladın ismini her seslendiğinizde onun kimliğini pekiştirdiğiniz gibi; bu müdürlüğün adı da her anıldığında Batmanlı hemşerilerimize şu hayati gerçeği hatırlatacaktır: “Geleceğin, bastığın yerin sağlamlığında gizli.” Bu isim değişikliği, şehrimizin hafızasına kazınacak bir farkındalık nişanesi olmalıdır.
Sayın Vali Ekrem Canalp’ın ilan ettiği “Zemin + 5 Kat” sınırı ve beraberindeki 14 yeni kural, bugün belki bazı kesimlerce “ticari bir engel” gibi görülebilir. Ancak o enkazların arasından gelen bizler biliyoruz ki, yüksek katlar olası bir sarsıntıda en büyük risk kaynağıdır. 197 bin metrekarelik afet toplanma alanı ve lojistik hazırlıklar kadar önemli olan tek şey, binalarımızın güvenilirliğidir. Batmanlı hemşerilerimizin, bu kat sınırını ve sert yapı denetimlerini büyük bir anlayışla karşılaması hayati önem taşımaktadır.
Gelin, bu durumu şu kıssa ile mühürleyelim: Vaktiyle bilge bir mimar, şehrin en rüzgârlı tepesine bir kule yaparken taşları birbirine kenetlemek için fazdan demir dövüyor, duvarları olması gerekenden üç kat kalın örüyormuş. Halk, güneşli havaya bakıp mimarı yadırgamış: “Bu kadar zahmete ne gerek var, hava günlük güneşlik!” Mimar ise sadece gülümsemiş: “Ben bu duvarları bugün parlayan güneş için değil, elli yıl sonra kopacak o büyük fırtına için örüyorum.” Fırtına koptuğunda ise sadece o kule ayakta kalmış ve herkes can havliyle o “kalın” duvarlara sığınmış.
Bugün Batman’da uygulanan bu tavizsiz mevzuat ve yapılaşma sınırı, o bilgenin ördüğü duvarlar gibidir. Belki bugün bir kat az yapmanın sancısını çekiyoruz; ancak Allah muhafaza, yer yerinden oynadığında, o bir katın değil, zeminin sağlamlığının kıymetini anlayacağız. Kayıplarımız hâlâ içimizde taze bir yara; ama Batman’ı depreme dirençli bir şehir yapmak, o canlara olan borcumuzdur.
Unutmayın; doğa ihmali asla affetmez, ama feraset hayatı müjdeler.
SON DUA VE ÜMİT
Rabbim, bir daha bu aziz millete böylesine derin acılar, böylesine büyük felaketler yaşatmasın.
Bizlere düşen, yaşananlardan ders çıkararak tedbiri elden bırakmamak ve sarsılmaz bir ferasetle yarınlarımızı inşa etmektir. Dualarımız o soğuk gecede toprağa verdiğimiz canlarımızla, gayretimiz ise hayatta kalan evlatlarımızın güvenli geleceği içindir.
Rabbim birliğimizi daim, şehirlerimizi ve ülkemizi her türlü afetten muhafaza eylesin.
Kalın sağlıcakla…
