İman, inanmak ve inandığına göre yaşamaktır. İslam, en ideal yaşam şeklidir. Kur’an, bu yaşamı bize gösteren ‘Hayatı kullanma kılavuzu ve Anayasamızdır.’ Resul, bunun canlı örneği ve öğretmenidir. Fayda görmemiz için inandığımız Kur’an’ı bilmemiz ve uymamız gerekir.
Ancak maalesef iman bir inanç ve yaşam şeklinden ziyade, ırk gibi gelenek olarak algılanmaktadır. Hayat rehberi Kur’an ve resulün örnekliğinden kopmuş Müslümanlar, geleneği ‘Din’ sanmakta; hayatını dine göre düzenleyeceğine, nefsin ve modanın peşinde sürüklenmektedir. Bir kısmının imanı ancak isimden ibarettir ki bazıları onu da ret ediyor.
İsim Müslüman olsa da egemen batı kültür, ideolojileri, materyalist, kapitalist yaşam içinde kaybolmuşlar. Bir peygamberin oğlu, eşi… Kâfir olabiliyorken, günümüzde İslam toplulukları içinde herkes Müslüman sayılmaktadır. Ateist, deist…
İslam düşmanı olmuş olanların da yanlışları İslam ve Müslümanlara mal edilmektedir. Dünya halkları gibi her çeşit farklılığın olduğu bu toplum içinde, hala dini duyarlılığı olan samimi insanları karalayarak, itibarsızlaştırma ve ötekileştirmenin yanlış olduğunu söylüyoruz.
İnsanlığın huzur ve mutluluğu için Allah’ın hayat rehberi olarak gönderdiği kitap ve canlı örneği resulün yoluna uymayan insan, çıkardığı sorunlar ve dünya meşguliyeti içinde kendini kaybetmiş. Allah’ın ideal yaşam için bildirdiği İslam’a uyarak her türlü kötülüklerden uzaklaşıp, adalet ve barış içinde kardeşçe yaşaması gereken insanlık; batıl ideolojiler, din adına yanlış algılar, dünyevi çıkar, mal ve makam hırsı sebebiyle fıtratından kopmuş ve birbirini yiyecek hale gelmiştir. Müslüman bilinen toplumlar batı kültür ve egemenliğinin altında özünden kopmuş, şeytani oyunlar ve ideolojilerle binlerce parçaya bölünmüş.
Kur’an’ı ahlak ve resulün yolundan bihaber Müslümanların çoğu, dini geleneksel ve şeklen devam ettirmişler. Yaşanması gereken din, dil ve kalplerde sadece bir aidiyet olmuş. Hayatı düzenlemesi gereken din yerine; emperyalist batının kanun, kültür ve yaşam tarzı topluma dayatılmıştır. Batının kanun ve kültürüyle kuşatılan Müslüman halklar, Kur’an ve resulün uygulamalarından öğrenmemiz gereken dini, şahıslardan öğrenme kolaycılığına kaçmışlar.
Dini, hayata yön veren hüküm ve ahlak olarak değil de; bir gelenek, hayattan kopuk bir inanç, babadan oğula geçen bir soyadı gibi devam ettirmişler. İbadetlerin, hükümlerin gaye ve hikmetinden ziyade, şekil ve teferruatlarla ilgilenmişler. Şekil ve teferruatları önemserken, öz ve Kur’an’ın verdiği ahlak ihmal edilmiş.
Kur’an ve uygulaması olan resulün ahlakından uzaklaşan toplum, kolaylarına gelen şahsi yorum ve rivayetlerle avunmuş. Yönetim tarzıyla, işbirlikçi idarecilerle, eğitim sistemiyle, siyaset ve ekonomisiyle, medyasıyla… Emperyalist ve Siyonistlerin kontrolünde olan Müslümanlar, batının empoze ettiği hayat şekli ve ideolojilerin etkisinde kalmışlar. İslam toplumlarında İslam ve Müslüman karşıtlığı teşvik edilerek, makam ve şöhretle ödüllendirilmiş. İslam ve Müslümanlar karalanarak; teşvik edilen ateist, deist, sağcı, solcu, kapitalist, laikçi işbirlikçilerinin günah ve yanlışlarıyla Müslümanlar suçlanmakta.
Müslümanlara yapılan zulümleri, sanki Müslümanlar yapmış gibi gösterilmekte. Resulün yaşadığı Müslüman bölgelerde kurulan devletlerde, Kur’an’ın istediği ve resulün yaşadığı dinin yaşanmasını istemek suç sayılmış. Bu ülkelerin zindanlarına baktığınızda Kur’an’ı hükümlerin yaşanmasını isteyenlerle doludur.
Tıpkı Yezit gibi İslam ve Müslümanlara saldıranların sebep oldukları yanlışların sebebi İslam ve Müslümanlar gösterilmiş. Şeytani oyun ve iddialarla, dini kaynağımız olan Kur’an ayetlerini maksatlarından saptırmak, cahil ve kendini bilmezlerin ellerinde yazboz tahtasına çevirerek, Ürettikleri fitne ve algı karmaşası içinde Kur’an ve Müslümanlara güveni sarsarak, itibarsızlaştırarak, etkisizleştirerek hayatın dışına çıkarmak istiyorlar.
Devam Edecek…