Sabah kalktım, elimde bir bardak çay, diğer elimde telefon, dostlarımla kardeşlerimle bayramlaşıyorum.
Bir hüzün çöktü üzerime, bir burukluk, bir özlem.
Ben bayram yapıyorum ama sen yoksun.
Garip.
Ya Şehr-i Ramazan.
Biz seni bir ay önce “Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan” nidaları ile muhabbetle, özlemle, sevgiyle karşıladık.
Sen bizlere Rabb’imizin selamıyla, rahmet ve bereketle, müjdelerle geldin.
Bizlere cehennem kapılarını kapatıp cennetin kapılarını sonuna kadar açtığını müjdeledin.
Bizlere oruçla, namazla, kitapla, sadakayla, zekatla, fitreyle, Kadir Gecesi ile kendimizi arındırıp temizleyip günahlardan kurtulup bu kapıdan geçmek için fırsat sundun.
Bence benim bayramım bir ay önce başlamıştı ama yeni uyanıyorum.
Sevgilisinden yeni ayrılmış bir maşuk gibi bir hüzün var içimde, kalbimde bir burukluk.
Piyangoda büyük ikramiyeyi son numara ile kaybetmiş gibiyim.
Bir daha bu fırsatı tekrar görebilecek miyim?
Elimdeki son kozu da bu sene tükettim mi? Sen yoksun ve Bayram yapıyorum.
Büyük bir şenliğin sonuna gelmiş durumdayım.
Sen bize sevmeyi, kardeşliği, dostluğu, imanı, arkadaşlığı, güzel olan ne varsa her şeyi hatırlattın.
Ve şimdi yoksun ve ben Bayram yapıyorum.
Ya şehri Ramazan, bir daha görüşecek miyiz?
Seni gözyaşlarıyla, hüzünle uğurluyorum.
Bu satırları okuyan kardeşlerimin, dostlarımın, sevdiklerimin, ailemin adına;
Yüce Yaradan’a selam söyle.
Biz aciz kullarız. Seni layıkıyla ağırlayamadık.
Rabb’im bizi rahmetiyle, mağfiretiyle affetsin. Kusurlarımızı bağışlasın.
Eksiğimizi çoğa saysın.
Sana karşı boynum bükük.
Ama inanıyorum ki o kadar yüce bir Rabb’im var ki benim gibi aciz bir kulunu kesinlikle darda bırakmayacaktır.
Ya şehri Ramazan. Hoşça kal.
Bir daha buluşur muyuz bilmem.
Ama bildiğim bir şey var, ne kadar aciz ve çaresiz ve sana karşı suçlu olsak da sen yine de bizi yalnız bırakmazsın.
Hayırlı bayramlar.