Umutsuzluğa ve tembelliğe mazeret olmaması gereken birçok sebepten dolayı; Allah, Kur’an ve dini anlayışımızda eksiklik ve sıkıntılarımız var.
Eğer dinin ve ibadetlerin hikmet ve maksadı doğru anlaşılsa ve uyulsaydı, ümmetin ve insanların hali çok farklı olurdu. Tevhit, ibadet, ahlak, adalet, kardeşlik… Üzerine inşa edilen dini, doğru anlama ve uygulamada eksiğimiz var.
Resulüllah ve sünnet anlayışımızda yanlışlarımız var. Ümmet, kardeşlik ve ibadetleri doğru anlayıp, hakkıyla uygulama hususunda eksiklik ve sıkıntılarımız var. İçtihat ve mezhep anlayışımızda yanlış algı ve sorunlar var. “Bey, ihtiyar” anlamındaki ve âlim, öğretmen olması gereken şeyhlere! İslam dininin asla kabul etmediği olağanüstülükler isnat edip, sözlerinin Allah’ın kitabı Kur’an’dan daha çok kullanılıp itibar görmesi gibi çok büyük yanlışlar var.
Kur’an’ın emri ve resulü örnek alıp ümmet olarak bir ve kardeş olmamız gerekirken; herkesin aklını, şeyhini, hocasını, mezhep ve çıkarını din sanarak Kur’an ve ümmeti parçalara ayırma problemimiz var. Dinimizi doğru anlayıp doğru yaşamak, eksikliklerimizi tamamlayıp yanlışlardan kurtulmanın yegâne yolu, hayat rehberi Kur’an’ı doğru anlayıp hayatımıza uygulamak olacaktır.
Her din, Kur’an ve sünnet diyene aldanmamak; Kimin doğru, kimin yanlış ve yalancı olduğunu anlamak için, bunları ana kaynağımız Kur’an’dan öğrenmemiz lazım. Kur’an’ı doğru anlamak için de Kur’an öğretmeni ve canlı örneği olan resulü, akıl ve vicdanımızı devreden çıkarmamalıyız.
Kur’an’ı anlamaya çalışırken, kendi akıl ve algımızı mutlak doğru bilmemeli, başkalarının da akıl ve çalışmalarından faydalanmalıyız. Hele hele içte ve dışta bu kadar hile ve saldırıların, sahtekârlık ve münafıklığın, cehalet ve yozlaşmanın, bilgi kirliliğinin…
Olduğu günümüzde, dini ve Kur’an’ı doğru anlamak için kendi akıl ve çabamızla beraber, itimat ettiğimiz farklı kaynaklardan da yararlanmamız lazım. Kur’an’ın emri olan fakat ihmal ettiğimiz kardeşlik ve beraberliğimiz, bizi yanlışlardan koruyacağı gibi hakka ve doğruya iletecektir. Allah’ın emri olan birlik ve kardeşliği, şahsi görüşlere kurban ettiğimiz için dağınık ve zayıf olarak ayaklar altında ezilmekteyiz.
Oysa Allah’ın emri olan birlik ve kardeşlik şahsi görüşlerden, mezheplerden, ırk, tarikat ve çıkarlarımızdan çok daha önemli ve hayatidir. Kur’an ve yaşayan canlı örneği olan resulün uygulamalarını rehber ederek tüm bu yanlışlardan kurtulabiliriz.
Hakkı bulup tanımada bize rehber olan akıl ve vicdanlarımızı şahıslara kurban etmemeliyiz. Kur’an’ı, hayatımızın temel kitabı ve rehberi olarak anlamaya ve yaşamaya gayret etmeliyiz. Kur’an’ın yerine şahısların ölçü alınmasını ve kör taklitçiliği doğru bulmuyoruz.
Dinin aslının ve maksadının göz ardı edilerek, şekil ve teferruatların özün yerini almasını onaylamıyoruz. Resulüllah’ın ahlakının ve örnek almamız gereken sünnetinin ihmal edilip, o günkü Arap toplumunun giyim gibi bazı adetlerinin ‘sünnet’ diye dayatılmasını doğru bulmuyoruz.
Anayasamız ve hayat rehberi olan Kur’an’ın yüksek yerlere asılıp, şahıs ve rivayetlerin dini ölçü olarak alınmasının yanlış olduğunu söylüyoruz. Okunması ve yaşanması gereken Kur’an’ın emir ve ahlakının ihmal edilip, sadece ölülere okuma anlayışının mutlaka düzeltilmesi için çaba göstermemiz gerektiğine inanıyoruz. Kur’an’ın doğru okunması ve ezberlenmesi elbette önemlidir ama Kur’an’ın anlaşılması ve yaşanması daha önemlidir. Çünkü Kur’an yaşanmak için, yaşama müdahale ve rehberlik etmek için gelmiştir.
Toplumda var olan yanlış uygulamaları, yanlış rivayetleri, ‘din’ sanılan yanlış gelenekleri, müritlerin şeyhlerini uçurmaları gibi yanlış anlayışları görüyor ve asla onaylamıyoruz. Şahsi yorum ve rivayetlerle Kur’an’ın üzerinin örtülmesini; dini ve Kur’an’ı daha iyi anlamamıza yardımcı olacak âlimlerin içtihat ve yorumlarının Kur’an’ı birer emirmiş gibi algılanmasını doğru bulmuyoruz. İlmi ve imkânları nispetinde bütün Müslümanların, bu yanlışlara karşı insanlarımızı bilinçlendirip temeli ‘Tevhit, ibadet, adalet, ahlak, akletme’ olan dinimizin Kur’an’da belirtildiği ve resulün pratiğini bize gösterdiği şekline davet etmekle mükellef olduklarına inanıyoruz.
Gelenek ve taklidi olarak sürdürülecek İman yerine; ilim ve araştırma üzerine mutmain olacak bir akıl, inanarak bağlanan huzurlu bir kalp, aşk ve sevgi ile hazını duyacağımız bir imanın gerçekleşmesi için çalışmalıyız. Ancak bunu yaparken aşağılayıcı, geneli suçlayan ve ümmet bilincine zarar veren nefsani bir dil ve üslup değil; Hakka davet eden, uyarıcı, toparlayıcı, hikmetli ve doğruya yönlendirici bir dil olan Kur’an’ı üslubu kullanmalıyız.
Allah, Kur’an ve peygamber gibi temel esaslarda aynı inancı paylaşanlar arasında, beşeri yorumlar yüzünden tefrika çıkarmaların akla ve Kur’an’a uygun olmadığını söylüyoruz. Eleştiri ve hakkı tebliğ, hakaret ve saldırı değildir, olmamalıdır. İslam ve Müslümanlar ‘şamar oğlanı’ olarak görülmemelidir. Bir Hıristiyan, deist ve ateiste gösterilen hoşgörüyü, sizin gibi düşünmeyen Müslümanlara da göstermeli; İslam ve insanlık düşmanlarına, size ve kitabınıza hakaret edenlere yapamadığınız saldırı ve hakaretleri Müslümanlara da yapmamalısınız.
İnsan olarak herkesin şahsiyetine ve hakkına saygı göstermeli, inancından dolayı hiç kimseye hakaret etmemeli, saldırmamalısınız. Faydalı olamıyorsanız, daha çok zarar vermemelisiniz…