Sünneti ret hareketinin 18. Yüzyıldaki öncüsü sayılan S. Ahmet Han’ın hayatındaki değişiklikler, fikirleri ve icraatları bu yolun sebep ve sonucu anlamamıza ışık tutmaktadır.
Hareketin filizlendiği bölgede yaşayan, bu hareketi ve öncülerini araştıran Prof. Hadim Hüseyin, mastır konusu olan ‘Peygambersiz Kur’an’cılar’ adlı kitabında şunları yazmış:
Babasının 1838’de vefatından sonra çalışmak için Doğu Hindistan Şirketi ile irtibata geçen S. Ahmet’in zekâsına hayran kalan İngilizler, onu İngiliz Mahkemelerinde Yargıç Yardımcılığı derecesine yükseltiler. (Prof. Hadim Hüseyin İlahi Bahş, P. Kur’ancılar S-89)
İngilizlerle ilişkilerinden sonra maddi, sosyal ve fikirlerinde çok farklı değişikler oldu. Kitap yazmakla başlayan ilmi hayatı, İlmi ve Kültürel dergilerle devam etti. Medreseler, Enstitüler ve İlim cemiyetleri kurdu. Son olarak Alikrah İslam Üniversitesini kurdu. Bu Kolej, İslam dünyasındaki pozitivist, Mealci ve Tarihselci akımın çekirdeğini oluşturmuştur.
Alikrah’ın pozitivist eğitimi ve bu çevrelerin yaydığı inanç, İslam’ın ruh ve mana yönünü öldürüyor. İslam’ı basit bir ideoloji haline getirerek etkisizleştiriyor ve deizme zemin hazırlıyor.
İngilizlerin istedikleri şekilde bu okullarda zihinlere işlenerek yeşertilen Mealcılık, Akılcılık, Kur’an’a davet maskesiyle sünnet ve İslam kültürünü ret anlayışı deizme yolcu taşıyor. Bu inanca gelmiş biri, İslam’a inanıyor gibi gösteriyor ama ‘Din’ onun hayatında görünmüyor. Emperyalistlerin küfrüne, işgal ve katliamlarına karşı ciddi bir tepki vermiyor. Bilakis batı kültürünün hayranı olarak din ve Kur’an’ı bunların zihin ve arzularına göre yorumluyor, toplumu batılı anlayışa göre şekillendirmeye çalışıyor. Bu çalışmalar batılı emperyalistleri memnun ederken, mazlum Müslüman halkları derinden yaralamaktadır.
(Babasının vefatından sonra çalışmak için Hindistan/Pakistan gibi yoksul bir ülkede iş arayan birinin, işgalci İngiltere ile ilişkiye geçmesinden sonra hayatında, fikri ve buna bağlı olarak ekonomik ve sosyal alanlardaki bu gelişmeler ilginç değil mi? İ. Pınar)
1857 Mayıs ayaklanmasında egemen (işgalci) devletin yanında yer aldı ve bu isyanın kitabını yazdı. Bu kitabında gelecek günlerde uygulanması gereken siyaset konusunda İngilizlere akıl veren önerilerde bulundu. (P. Kur’ancılar S-89)
Kitab-ı Mukaddes’in bir tercümesi olan Tebyinü’l –Kelam adlı kitabında, İslam ile Hıristiyanlık arasında uyum olduğunu ispata çalıştı. El Cinnü ve’l Cannü ala ma Fi’l–Kur’an ve Halku’l –İnsan kitabında, evrim Teorisini Kur’an’da bulmaya çalışır. Yazdığı tefsirde de belli bazı nazariyeleri, Kur’an’dan çıkarmak için açıkça önyargılı bir tavır sergiler.
Aşamalı olarak hadis ve sünneti ret etti. Hz. İsa’nın babasız doğması… Gibi Kur’an’da anlatılan mucizeleri kabul etmez; bunları mecazi olarak tevil eder. (P. Kur’ancılar S-92)
Hindistan’da verdiği Felsefe eğitimi ve Müslüman öğrencilere verdiği danışmanlık! (aslında İngilizlere verdiği destek), B. Britanya tarafından büyük bir hizmet olarak görülerek kendisine ‘SİR’ unvanı verilmiştir. (Müslümanların topraklarını işgal eden; âlim ve liderlerini katleden, katliamlar yapan İngiltere ihlaslı bir âlimi destekler ve unvan verir mi? İ.P.)
Seyit Ahmet’e göre peygamberliğe olağanüstü yollarla değil, beşeri yollarla ulaşılır. O bu yolu açarken, yoldaşı Ahmet Kadıyani da Kur’an ayetlerini tevil ederek kendisini peygamber ilan etti ve tüm bunların arkasında İngiltere vardı.
Ebu’l Hasan en- Nedvi, sünneti ret hareketinin öncüsü sayılan Seyit Ahmet için şöyle der: “S. Ahmet’in üstlendiği ikinci liderlik, batı medeniyetini taklit temeline dayanır. Bu liderliğin esasları maddeciliktir ve çağdaş ilimleri her şeyiyle olduğu gibi almaktır. İslam ve Kur’an’ı batı medeniyetinin ve çağdaş ilimlerin miladi 19. Asrın sonunda ulaştığı şeylere uygun olarak, batılıların istek ve arzularına, görüş ve zevklerine uygun olarak tefsir etmektir. Duygu ve deneyin ispatlamadığı, ilk bakışta tabiat ilimlerinin kabul etmediği gaibi hakikatleri ve tabiatüstü şeyleri küçümsemek ve onlara itibar etmemektir.” (P. Kur’ancılar S- 90)
Dr. Abdülmün’im Nemr’de, S. Ahmet hakkında şunları yazar: “Onunla âlimler arasında, onun İngilizlere yardım eden uzlaşmacı tavrı ve onu bu riskli konuma sürükleyen İngiliz kültüründen yararlanmaya davet etmesi hakkında ateşli bir tartışma çıktı. Seyit Ahmet, İngiliz kültürünün etkisiyle ulemadan ve onların din konusundaki görüşlerinden koptu. Din konusunda kendi akılcılığına ve eğilimine uygun yeni görüşler ortaya çıkarmaya başladı. Daha da ileri gitti ve lafızlara, lafızların manalarına ve Müslüman âlimlerin zamanla oluşan icmalarına bağlı kalmaksızın kendi aklını esas alarak Kur’an’ı tefsir etmeye yeltendi. Fıkıh âlimlerini/müçtehit imamları kötüledi, muhaddislerle ve İslami sembollerle alay etti.
Böylece kamuoyunu kendisine karşı kışkırttı. Müslüman kamuoyunu kışkırtmada ve âlimleri kendisine karşı cephe almaya zorlamada o kadar ileri gitti ki, âlimler onun küfrüne hükmettiler. Tefsirinde Kur’an’ın peygambere sadece mana olarak indiğini, sonra peygamberin o manaları kendi lafızlarıyla bu kalıba döktüğünü iddia etti.” P. Kur’ancılar S-91
Görüldüğü gibi önce “zandır, güvenilir değil, dini kaynak olamaz” iddialarıyla, peygamberin hadislerini itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar ve nihayetinde “Kur’an’ın da peygamberin sözü” olduğu iddiasıyla ölümcül darbeyi indirecekler.
Abdülhay el Hüsni, onun hakkında şöyle der: “İnsanların bir kısmı ona hak ettiği değeri vermez ve büyük olaylarla onu korkuturlar. Bazıları da onu anlatırken mübalağa ederler, haddi aşar ve büyük müceddit, en büyük müçtehit gibi lakaplarla anarlar. O, âlimler mertebesine ulaşmamış biridir. Yegâne işi faziletli kimseler arasında olmaya gayretten ibarettir. Bu, Âlimlerin rütbesine ulaşan bir şey değildir. Telif ettiği eserler benim söylediklerimin şahididir. Telif ettiği eserleri görmüş olsaydın onun çok akıllı, fakat bilgisiz biri olduğunu öğrenirdin. Bununla beraber, Allah affetsin, ameli azdı. Genellikle namaz kılmaz, oruç tutmazdı.” (Nüzhetül Havatır, 8/30)
DEVAM EDECEK…