Buradaki hocalarına baktığımızda, çoğunlukla Hindistan’daki öncülerini takip ve taklit ettiklerini görüyoruz. Ve esas mevzumuz olan kullandıkları üsluba göre de, Medyadan takip edebildiğimiz ve muhatap olduklarımızı tavırlarına göre belki şöyle gruplandırabiliriz:
1 – Peygamber ve Müslümanlara karşı edep ve saygısını bozmadan, Ümmet ve İslami kardeşliğe halel getirmeden hadis, sünnet, mezhep ve tarikatlarla ilgili bazı yanlış algı ve uygulamalara itiraz edenler var. Süre gelen rivayet kültürünün ve geleneğin sorgulanmasını istiyor ve ilimsiz bir taklitle toptan kabule itiraz ediyorlar. Resulün dini yaşantısıyla beşer yönünün; farz olan dini hükümlerle şahsi yorumların; dini hüküm ve o günün Arap kültürünün iyi anlaşılmasını ve karıştırılmamasını istiyorlar. Bunlar, Müslüman kardeşlerini İslami bir üslupla Kur’an’a yönelmeye davet ederler. Takdir ettiğimiz bu düşüncedeki kardeşlerimiz, paylaşmadıkları iddialara getirdiğimiz eleştirileri kendi üzerlerine almamalılar.
Ve bence bütün Müslümanlar Kur’an, resul ve kardeşlik hususlarında bu hassasiyeti göstermelidir. Nefsimizi, ailemizi koruduğumuz gibi dinimizi, peygamberimizi, ibadetlerimizi geçmişin gayri İslami adetlerinden, ehli kitap ve beraber yaşadığımız gayrı Müslimlerden gelmiş adetlerden, akıl ve Kur’an’a uymayan rivayetlerden, mantıksız ve delilsiz taklitçilikten, yanlış düşünce ve uygulamalardan arındırma gayreti içinde olmamız şarttır. Bunun için de hayatın, dinin, davetin, sohbetlerin merkezine Kur’an’ı koymalıyız.
Müracaat merciimiz ve hakemimiz Kur’an olmalıdır. Kur’an’ı dinin ana kaynağı, Resulüllah’ı da dini örnek ve rehber olarak kabul etmeliyiz. Kur’an ile âlimlerin görüşlerini; Hz. Muhammed’in Allah’ın resulü olarak bildirdiği dini emirleri ile yaşadığı toplumun geleneğini karıştırmamalıyız. Şahısları kutsamanın verdiği zarar ve istismarlardan sakınmalıyız. Şahısları doğrunun ölçüsü değil, şahısları Kur’an ve canlı örneği olan resulün örnekliğiyle değerlendirmeliyiz. Şahsi yorum ve teferruatlar yerine Kur’an’a ve maksadına yönelmeliyiz. Şahsi yorumlar ve teferruatlar içinde kaybolmuş insanlarımızı, unutulmuş dinin özüne, Kur’an’ın aslına çağırmalıyız. Ancak bunu yaparken, bizimle aynı safta namaza durmuş Müslüman kardeşimizi tekmelemeden, onu tahkir ve tahrik etmeden; İslami ahlak ve sorumlulukla hakka yönelten bir kardeş olmalıyız. Bunun için de çok güzel örnek olan peygamberimizi örnek almalıyız.
2 – Gördükleri yanlışların acısını duymaktan ziyade, bağlandıkları hoca ve grupların yönlendirmesiyle bir rekabet içine girenler var. İnanç artık onlar için bir ideoloji, bir parti rekabeti gibidir. Doğruyu yaşama ve tebliğ etmekten ziyade, muhalif gördükleri Müslümanlarla uğraşırlar. Böylece hem kendileri itibar kaybediyor hem de zarar veriyorlar.
“Resule itaat edin” emrini, Kur’an’la sınırlı göstermektedirler. İnsanların hak daveti kabul etmemelerine karşılık, resulün sorumluluğunun ancak tebliğ olduğunu vurgulayan ayetlerin manasını da sadece Kur’an’ı bildirmekle sınırlıyorlar.
3 – Kibirli, ölçüyü kaçırmış saldırgan tipler. Bunlar kendilerini kanıtlamak ve egolarını tatmin etmek için, bütün hırslarını Müslümanlara karşı gösterirler. Solcuların ‘çağdaşlık, ilericilik’ gibi kavramlarla kendilerini üstün görmeleri gibi; bunlar da ‘İndirilen din, uydurulan din’ demagojisiyle birkaç sınıf birden atladıkları havalarındadırlar. Tekfirci ve kırıcı bir dil kullanırlar. Kendileri gibi düşünmeyen Müslümanları, ağızlarından düşürmedikleri ‘Allah, aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır’ ayetiyle suçlarlar. Hadis/sünnet ve mezhepçi dedikleri âlimleri ret ettikten sonra daha yeni Müslüman olduklarını söyleyenler var. İslam ve insanlık düşmanlarına göstermedikleri tepkiyi geleneksel Müslümanlara gösterirler. Duyarsız davrandıkları isyan ve cehaletin batağında boğulan insanlara, ancak tövbe edip ibadete başladığı zaman mezhep ve cemaatlerin tehlike ve sapmalarına karşı uyarma hırsları tutar! Yanlışlar içinde boğulan insanların ellerinden tutup onları hakka davet edeceklerine, dine karşı daha duyarlı ve nispeten ibadetlerine bağlı Müslümanları Cemaat ve Tarikatlara karşı kışkırtırlar.
Müslümanlar ve ibadetler hakkında hep olumsuz konuşur, Müslümanları tüm kötülüklerin sorumlusu gibi gösterirler. Müslümanların çocuklarının deist olmalarına seviniyorlar. Hoca lakaplı beyefendi!
15 Temmuz 2016 FETÖ askeri darbesinden sonra çıktığı televizyon programında, “Bütün Cemaat ve Tarikatların aynı şekilde potansiyel bir tehlike olduklarından devlet mutlaka bunlara karşı gerekeni yapmalıdır” şikâyetinde bulunuyordu. Aynı Kitaba inanan Tarikat ve Cemaatlere öylesine hırsla saldırıyordu ki, İslam ve Müslüman ismi duyunca kırmızı görmüş İspanyol boğası gibi saldıran din düşmanı konuşmacının sırası geldiğinde “Benim yerime de… Hoca konuşsun” diyordu. Demek ki İslam ve Müslümanları hazmedemeyen saldırganın gönlünü daha fazla rahatlatıyordu ki, o zamana kadar görülmemiş bir şekilde konuşma hakkını hoca efendiye devrediyordu. Ancak vicdan sahibi bir gazetecinin itirazı üzerine bu kez hoca efendi! “Yok, ben öyle bir şey demedim” ayağına yatmak istiyordu. Demek ki cemaat ve tarikatlara karşı diline hâkim olamayacak veya ne söylediğini bilemeyecek kadar öfke doluydu. Bunlar Müslüman halka saldırmak ve aşağılamakla, yükseldiklerini sanan zavallılardır. Bunlar aynı Allah’a, Kur’an’a, Resule… İnanan Müslümanlarla birlik olup, karşıdakilere ‘Hak’ davetinde bulunacaklarına; İslam karşıtlarıyla bir olup Müslümanlara saldırıyorlar. Kendilerini göstermek ve egolarını tatmin etmek için sürekli olarak ihtilaflı konuları gündeme getirirler.
Bunları da halk adına yola çıktıklarını iddia edip, halkın inanç ve değerlerine saldıran ve hakaretlerde bulunan coğrafyamız solcularına benzetiyorum.
4 – Dini hassasiyeti olan Müslümanlara, kin ve nefretle saldırmaktadırlar. “Kur’an” diyorlar ama üslup ve icraatları, yaşamları Kur’an’la uyuşmuyor. Bunların hayatlarında ibadet ve İslam’ın alametlerini göremezsiniz. Abdest ve ‘namazı dosdoğru ikame ediniz’ ayetlerine rağmen namaza, birbiriyle çelişkili çok farklı manalar verirler. Allah resulünün hadis ve sünnetini, Kur’an ve dini açıklayan âlimleri itibarsızlaştırma çalışmalarından sonra ibadet ve ahkâm hükümlerini tevil yoluyla saptırmaya çalışıyorlar. Resulün sünnetini, fıkhı, birikmiş İslam kültürünü “uydurulmuş din” diyerek ret ediyor; Kur’an’da bulamadıkları veya anlayamadıkları her şeyi mubah gösteriyorlar.
Resulün davetini kabul etmeyen Mekke müşrikleri için nazil olan ayetleri, hiç ilgisi olmayan benzetmelerle Müslümanlar için nazil olmuş gibi gösteriyorlar. Müslümanları bütün kötülüklerin kaynağı gibi gösterip saldırırken; İslam ve Müslümanlara düşmanlık yapan oluşum ve partiler içinde yer almakta bir sakınca görmez, bilakis bunlarla bulunmakla övünürler.
Gayri Müslimlere ve gayri İslami oluşumlara karşı gülümseyen yüzleri, Müslümanlara dönünce sırıtmakta veya hiddetlenmektedir. Bunların iyilik ve ıslah gibi bir gayretleri yok, sadece kafaları karıştırır ve ifsat ederler. İslam ve Müslümanlara karşı kinleri taşanlar, bunların açtıkları yol ve yorumlar üzerinden İslam ve Müslümanlara saldırarak kinlerini kusarlar.
İşin ciddiyetini ve tahribatını görmek isteyenler, bunların bazı sosyal medya gruplarında, internet sitelerinde, “Kur’an ve resule uymalıyız. Namaz kılmalı, bütün Müslümanları kardeş bilmeliyiz” Gibi aslında Kur’an’ı bir emri paylaştıklarında, altına yazılacak küfür, hakaret, aşağılama, tekfir… Yorumlarından, hiç de abartmadığımızı görecekler.
5 – İslam dinini ve mensuplarını ayrıştırmak ve parçalamak için bir plan çerçevesinde bu işi organize eden emperyalistler, siyonistler ve bunların yerli işbirlikçileri var. Bunlar her cepheden İslam’a ve Müslümanlara saldırarak yıpratmaya çalışıyorlar. Bu yolla da önce bu halkın dinini öğrendiği ve örnek aldığı resulün sünnetinden, âlimlerden koparmak suretiyle Müslümanlaşmayı nitelik ve nicelik olarak düşürecekler. Peygamber örnekliğinden, âlimlerden, dini çalışma yapan oluşumlardan ayırdıkları Kur’an’ı yalnızlaştırarak saldırılara açık hale getirecekler. “Kur’an’ı anlamak için başka kaynaklara ihtiyaç yok” iddiasıyla Kur’an’ı keyfi yorumlara açık hale getirerek, çelişkiler yumağı halinde itibarsızlaştırmaya çalışıyorlar.
6 – Bir de gördüğü batı modeli eğitim, batı kültürüne hayranlık veya aşağılık kompleksi, çıkar ilişkisi ve gördüğü teşvikle, dini ve toplumu batılılara göre şekillendirmeye çalışanlar var. Bunların içinde de rolünü kibarca ve kabaca yapanlar var.