Bu meselede görüş ve itirazı olan herkesi aynı şekilde değerlendirmiyoruz. Zan ve önyargılarla itham etmiyoruz. Sadece şahit olduklarımız ve kendi yazdıklarından zararlı ve tahripkâr bulduklarımıza karşı kardeşlerimizi uyarmak istiyoruz.
Yazılanlara katılmayan iyi niyetli kardeşlerimizin, üzerlerine alıp tarafgirlik içgüdüsüyle savunma psikolojisine veya böyle tavırların olmadığını iddia yoluna girmemelerini istiyoruz. Her ne kadar siz bazı aşırılıklara katılmazsanız da, toplum ve tarikatlarda görülen aşırılıklar ve istismarlar, direksiyonun nefse verildiği bu tarafta da yapılmaktadır.
Kendi deyimleriyle karşı tarafta ilaveler yapılmakta iken, kendi taraflarında dini tamamen itibarsızlaştırıp yıkmaya çalışanlar var.
Bunlar tarafından da mubah, özgürlük ve akıl adına, tıpkı liberallerin “Bırakın ne isteseler yapsınlar” mantığıyla nefis ve bireyler yetki makamına oturtulmaktadır.
Böyle olunca da itiraz ettikleri birkaç mezhep yerine, herkesin akıl ve yorumunu ‘Din’ edindiği, milyonlarca mezhep ortaya çıkmaktadır. Ve bunda, dinin doğru anlaşılması gibi iyi bir niyet görmüyoruz. Müslümanları bir araya getiren bütün ibadet ve değerleri keyfi yorumlarla itibarsızlaştırarak, Müslümanları olabildiğince dağıtmak istiyorlar.
Amacımız şahıs ve fikirleri eleştirmek ve karalamak değil, yanlış ve zararlı bulduğumuz üslup ve iddialara dikkat çekmek istiyoruz. Bu sebeple, bazı fikir ve üsluplarını yanlış bulduklarımızın da doğru olan fikirlerini isim vererek örnek gösteririz. Ama olumsuz fikir ve davranışlar için, söylemlerimizin bir zan ve iddiadan öte gerçekliğini temellendirmek için bazen isim belirtiriz. Şahıs ve isimlere takıntılı değiliz.
Amacımız bir fikri çürütmek veya eleştirdikleri hususları detaylı bilgilerle savunmak değil. Kur’an’a ve kardeşliğe uymayan yıkıcı, tahrik edici ve toptan suçlayarak bütün Müslümanları karalayıcı zehirli bir dil kullanıldığına dikkat çekerek itiraz ediyoruz. Bunu yaparken de ret ettikleri hadis ve âlimlerden delil getirmekten ziyade; kaynak kabul ettikleri Kur’an ve çok övündükleri akılla, bazı iddia ve üsluplarının yanlış olduğunu göstermeye çalışacağız.
Eleştirdikleri kesimler gibi farklılık gösteren bu insanları, belki gruplar halinde değerlendirebiliriz.
Tarihi sürece baktığımızda: İlk olarak, Hz. Ali ile savaş alanında baş edemeyeceğini anlayan Muaviye’nin, Kur’an’ı göstererek siyasi bir oyuna başvurduğunu görüyoruz. Hz. Ali ve taraftarlarını ‘Kur’an’ın Hakemliğine’ davet ettiler. Ama Kur’an’ın kabul etmediği siyasi hilelerle Müslümanların birliğini parçaladılar, halife Hz. Ali’yi aşarak sapma ve katliamlara sebep olacak kendi saltanatlarını kurdular.
Kur’an’ı göstererek hezimetten kurtulan Muaviye’nin, Hz. Ali kadar Kur’an’ı bilmediğini ve Kur’an’a bağlı olmadığını hepimiz biliyoruz.
Daha sonra ‘Hüküm Allah’ındır’ bahanesiyle Hakem olayına karşı çıkan hariciler, Hz. Ali’ye de isyan ettiler. Kur’an’ı gösterdiler ama Kur’an’ın kabul etmeyeceği tefrika ve katliamlara sebep oldular. Ve nihayetinde ümmetin seçilmiş imamı olan Hz. Ali’yi bile tekfir ederek şehit ettiler.
Kur’an’a bağlılığı bahane ederek tekfir kılıcıyla katliamlara sebep olan Haricilerin de, Kur’an’ı doğru yorumladıkları veya tekfir ettikleri Hz. Ali’den daha çok Kur’an’ı anladıkları ve bağlı olduklarını hiç kimse iddia edemez…