TAHTI YIKTILAR, SIRA REJİMDE Mİ?

Yayınlama: 14.01.2026
A+
A-

“Bu karanlık gece de geçer, gam yeme Hafız; gecenin sonu mutlaka sabaha çıkar.” Hafız-ı Şirazi

1979 İran Devrimi, geniş halk kesimlerinin desteğiyle gerçekleşti. Ancak bu destek, ortak ve net bir gelecek tasavvurundan çok, Şah rejimine karşı birikmiş öfkenin sonucuydu.

Rejimin baskıcı yapısı, Batı ile kurduğu dengesiz ilişkiler ve toplumun geniş kesimlerinde derinleşen adaletsizlik duygusu, çok farklı ideolojik grupları aynı hedef etrafında birleştirdi.

Liberaller, solcular, milliyetçiler ve dini çevreler; kadınlar ve entelektüeller aynı anda, aynı sokakta monarşinin sona ermesi için ortak hareket etti. Ne var ki devrimin hemen ardından ortaya çıkan tablo, bu çoğulluğun yalnızca geçici bir yanılsama olduğunu gösterdi.

Humeyni’nin sürgün yıllarında Batı liderlerine ve İran toplumuna sunduğu mesajlar görece yumuşaktı. Demokrasiye kapı aralayan, özgürlük vurgusu yapan bir dil kullanıldı. Bu dil yalnızca Batı’yı değil, İran’daki liberal ve demokrat çevreleri de yanılttı. Devrim başarıya ulaştığında ise bu söylem hızla terk edildi; yerine dini otoriteyi mutlaklaştıran bir rejim kuruldu.

Yeni düzen yalnızca siyaseti değil, gündelik hayatı da köklü biçimde dönüştürdü. Kadınların kamusal alandaki varlığı sınırlandı; hukuk sistemi dini yorumlara bağlandı; muhalefet, rejime değil dine karşı olmakla eş tutuldu. Mollalar yalnızca ruhani bir sınıf değil, aynı zamanda siyasal, ekonomik ve toplumsal bir elit hâline geldi. Devrim özgürlük vaat ederken, zamanla kapalı ve katı bir yapıya evrildi.

Yıllar içinde İran ağır ambargolar altında yaşamaya zorlandı; ekonomik sıkıntılar derinleşti, genç nüfus için gelecek perspektifi daraldı. Buna rağmen rejim uzun süre ayakta kaldı. İran’da yaşanan sorun yalnızca bir iktidar sorunu değil, aynı zamanda bir gelecek sorunudur.

Rejime karşı öfke güçlüdür; ancak bu öfkeyi taşıyacak ortak bir siyasal zemin üretilememektedir.

İran halkı neye karşı durduğunu ve ne istediğini büyük ölçüde bilmektedir; fakat sokaklardaki bu kurtuluşçu coşkunun, başarıya ulaşması hâlinde neyle değiş tokuş edileceği hâlâ bir muammadır.

Bugün, aradan geçen kırk yedi yılın ardından İran toplumu bu rejime açıkça itiraz etmektedir. Ancak bu itiraz henüz ortak ve kapsayıcı bir alternatife dönüşebilmiş değildir. Özellikle ABD faktörü, muhalefeti güçlendirmekten çok, kontrolsüz bir kaosa sürükleme riski taşımaktadır.

Bunca siyasi denklem ve baskı altındaki İran’a yalnızca bu pencereden mi bakmalıyız? Bunca trajedi arasında kaçırdıklarımız yok mu?

İran’a yalnızca bir coğrafya ya da bir rejim olarak bakılamaz. İran, binlerce yıllık Pers geleneğinden miras kalan güçlü bir devlet aklına ve tarihsel hafızaya sahiptir. Bugün İran’ı anlamak için yalnızca güncel siyasete bakmak yeterli değildir.

Kadim ülkenin kültürel kodlarını yok saymak; Rumi’ye, İbn Sina’ya, Ömer Hayyam’a, Farabi’ye ve daha nicelerinin insanlığa ve bilime katkılarına haksızlık olur.

Firdevsi’nin tarih bilinci, Hafız’ın ironisi ve modern yazarların iç hesaplaşmaları birlikte okunmadan bu ülkenin neye itiraz ettiğini ve neyi hatırladığını kavramak mümkün değildir. Çünkü İran’da kültürel hafıza yalnızca metinlerde değil; makamlarında, ağıtlarında ve destansı ezgilerinde de taşınır.

Pers mitolojisinden Binbir Gece Masalları’na uzanan anlatı geleneği, iktidarı akılla değil hikâyeyle sınar; zulmü kılıçla değil, sözle ve şiirle aşındırır.

Şehrazat’ın hayatta kalmak için anlattığı masallar, bu coğrafyada anlatının bir eğlence değil, bir hayatta kalma biçimi olduğunu gösterir. Bu yüzden İran’ın kadim bilgeliği, rejimler değişse bile kendini kaybetmez. Çünkü bu ülke önce anlatır, söyler; sonra dönüşür. İran’ı ayakta tutan da budur: devletten önce gelen, rejimlerden uzun ömürlü, kadim bir kültürel bilinçtir.

Uzun bir sessizliğin ardından İran halkları, meşru talepleri ve özgürlükleri için yeniden tarih sahnesindedir.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.