SOSYAL MEDYA VE YOZLAŞMA

Yayınlama: 25.02.2026
A+
A-

Cep telefonu, geleneksel ve ağır işleyen kablolu telefon, mektup ve teleks gibi klasik iletişim araçlarının yaklaşık yüz elli yıllık hâkimiyetini sona erdirmiştir. Bugün cep telefonu sayesinde iletişim yalnızca hız kazanmakla kalmamış; sınırsız internet erişimiyle birlikte yazılı, görsel ve işitsel boyutlarıyla daha nitelikli bir düzeye erişti.

Cep telefonlarına internet erişiminin sağlanmasıyla birlikte sosyal medya uygulamaları, iletişimi yalnızca tanışanlar arasında değil; birbirini hiç görmemiş, farklı coğrafyalardan, kültürlerden ve dillerden insanlar arasında da mümkün kıldı. İlk etapta bu gelişme bir “iletişim devrimi” olarak adlandırıldı. Ancak farklı kültürler, dil ve dinler arası iletişim başlangıçta sınırsız ve özgür bir yöntem olarak görülse de kısa süre içinde işler tersine döndü.

İletişimin çok boyutlu bu yüzü, yeni sosyal krizlerin oluşumuna da zemin hazırladı. “Sınırsız iletişim” vaadi yerini kuru bir gürültüye bıraktı. Küresel dünyanın görsel buluşma noktası olan ekranlarda artık yerel, dini, kültürel ve ahlaki değerler önemini yitirdi; kimin neyi bildiğinden çok, kimin kaç kişi tarafından izlendiği önemsenir oldu. İnsanlar sosyal medya kanallarında alkış bekleyen birer gösteri sanatçısına dönüştü. Takipçi ve beğeni sayısıyla motive olan egolar, ilgi bağımlılığına sürüklenirken, doğru, güzel ve faydalı içerik paylaşmak önemini yitirdi.

Bunun yerine daha çok etkileşim getiren, ilgi uyandıran, müstehcenlik veya öfke ve nefret içeren içerikler ön plana çıktı. Bu durum iletişimin basit bir şekle bürünmesine ve değerlerin aşınmasına yol açtı. İletişimin hızlanması olumlu bir özellik olsa da asıl mesele, bilginin ve değer yapılarının bu mecralarda anlamını yitirmesidir.

Eskiden söz söylemek için ciddi bir birikim ya da susmayı bilen bir edep gerekliyken, bugün düşünmeden, tutarlılığını sorgulamadan ve gerekçe göstermeden her şeyi iddia düzeyinde dile getirmek ve göstermek övülür hâle geldi. Sosyal medya ile ilişkiler ciddiyetini ve ahlakiliğini kaybetti. Saygı, sevgi, hoşgörü ve değer yargılarından yoksun bu davranışlar, sosyal medyada kişiliklerin hızla yozlaşmasına sebep olan etkenlerin başında gelmektedir.

Artık insanlar birkaç dakikalık videolarla hayatın en karmaşık meseleleri hakkında pervasızca kesin hükümler verebilmektedir. Sağlık, eğitim, siyaset ve din gibi liyakat gerektiren konularda herkesin ahkâm kesmesi ise oldukça sıradanlaştı nedense. Bu içerikler hızla tüketilmekte; düşünmek yorucu geldiği için spot görüntülere, kısa sözlere ve sloganlara rağbet artmaktadır.

Derinlik kayboldukça kuru bir kalabalık yükselmekte; ses yükseldikçe içerik boşalmakta, değerler ise bu akış içinde buharlaşmaktadır maalesef. Böylece iletişim ve bunun üzerinden sağlanan bilgi, insanları aydınlatan bir kaynak olmaktan çıkıp hızla tüketilen anlık bir gösteriye dönüşmekte; değerler ise geçici bir imaja dönüşerek önemini ve saygınlığını yitirmektedir.

Özellikle dini içerik üreten bazı sosyal medya figürlerinin tutarsız söylemleri gençlerde çelişkili duygular uyandırmaktadır. Dini bilginin geniş kitlelere ulaşması sevindirici olsa da popülerlik uğruna yüzeyselleşmesi kaygı vericidir.

Hikmetli söz ve davranışın yerini etkileşim aldığında, din bir anlam ve değer üretme yolu olmaktan çıkıp popülerliğe kurban edilmektedir. Bu nedenle gençlerin kadim değerlerimize mesafe koymasını yalnızca “inanç zayıflığı” ile açıklamak haksızlık olur; sorun, onlara sunulan “din dilinin” hayatla ve çağın ihtiyaçlarıyla yeterince bağ kuramamasından kaynaklandığını söylemek daha yerinde bir tespit olur.

Modern çağın sihirli kelimelerinden biri olan “özgürlük” söylemi ise sosyal medyada inanç ve değerleri aşındıran en yıkıcı sloganlardan birine dönüştü. Mahremiyet özgürlük adına kurban edilirken, yalan ve çarpıtma popülerlik uğruna kitleleri sürükleyen bir gerçekliğe dönüşmektedir. Özgürlük söylemi, insanın özgün düşünce ve kişiliğinde değil, daha çok bedeninde çıplaklık olarak karşılık bulması ise büyük bir ahlaki tahribata yol açmaktadır.

Şeffaflık maskesi altında her şeyin görünür kılınması, doğal sınır ve gizemi yok ederek değersizleştirmektedir. İnsan bedeninin ekranların beğenisine sunulan bir gösteri nesnesine dönüşmesi ise insanın saygınlığını ortadan kaldırmaktadır.

Sosyal medya, konuşma özgürlüğü açısından önemli bir araç olarak herkesin her şeyi dile getirebilmesine imkân tanıması gerçek anlamda özgür olduğumuz anlamına gelmez. Dijital egemenlerin yönettiği algoritmalar, bize ustaca dayatılmış seçenekler sunarken, biz de çoğu zaman kendi irademizle konuştuğumuz yanılgısına kapılırız.

Oysa çoğu kez, özgürce söylediğimizi sandığımız şeylerin aslında bize dayatılan algıların sonucu olduğunu bilmemiz gerekir.

Diğer yandan ekranlar, yalnızca sosyal ilişkileri zayıflatmakla kalmıyor; aynı zamanda ahlaki aşınmayı da hızlandırıyor. Sosyal medyada insanlar birbirini acımasızca yargılayabiliyor; yüz yüze söylenmeyecek sözler, ekran arkasında kolaylıkla dile getirilebiliyor.

Linç kültürü, modern çağın dijital meydan taşlamasına dönüşmüş durumda: bir gün alkışlanan kişi, ertesi gün yerin dibine sokulabiliyor. Bu çağda kitlelerin manipüle edilmesi daha da kolaylaşmış bulunuyor.

Empati, hız karşısında yenilgiye uğruyor; saygınlık ise akışın içinde önemini yitiriyor. Tüm bunlar, sorumluluk sahibi insanların bu sorunların çözümü üzerinde uzun uzadıya düşünmesini gerekli kılan önemli meselelerden olduğunu söylememiz lazım.

Nihayetinde takipçi sayısı bilgelik ölçütü olmadığı gibi, mahremiyet sınırlarını çiğneyerek ekranlarda görünür olmak da doğru ve güzel olmak anlamına gelmez.

Hakikat, alkışla değil; sabırla, emekle ve ahlaki tutarlılıkla inşa edilir. Sağlıklı ve huzurlu bir toplum kurmak istiyorsak, doğruyu ve güzeli savunmak zorundayız. Aksi halde yapay zeka algoritmaları bizim yerimize karar vermeye, kendi doğrularını dayatmaya, değerlerimizi aşındırmaya ve bizi birbirinden kopuk yaşayan bireysellik bataklığına sürüklemeye devam edecektir.

Böylece özgür olduğumuzu sanırken, aslında belli güç odakları tarafından yönlendirilen, iradesi esir alınmış ve huzuru bozulmuş dijital sürünün basit bir parçası olmaktan öteye geçemeyeceğimizi kabul etmemiz gerekiyor.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.