NÜBÜVVETİN GEREKLİLİĞİ VE İKTİSAT İNSAN NEDEN İLAHÎ ÖLÇÜYE MUHTAÇ?

Yayınlama: 06.04.2026
Düzenleme: 04.04.2026 16:13
A+
A-

İnsan, tabiatı gereği topluluk halinde yaşayan bir varlıktır. İhtiyaçları çeşitlidir ve bunları tek başına karşılaması mümkün değildir. Bu nedenle başkalarıyla işbirliği yapmak zorundadır. Ancak insanın arzuları sınırsızken, bu arzuları karşılayacak kaynaklar sınırlıdır. Tam da bu noktada toplumsal ihtiyaçlar kaçınılmaz hale gelir.

İnsan, her zaman aklının ve vicdanının rehberliğinde hareket etmez. Heva ve heveslerine yenilen bireyler başkalarının hak larını çiğneyebilir. Hileye, gaspa, hırsızlığa hatta şiddete başvurabilir. Bu gerçeklik, toplumun barış ve güven içinde varlığını sürdürebilmesi için bağlayıcı kurallara ve meşru bir otoriteye duyulan ihtiyacı ortaya koyar. Ancak bu kuralların kalıcı ve etkili olabilmesi, yalnızca zorla dayatılmalarına değil, aynı zamanda sevgiyle benimsenmelerine de bağlıdır.

İşte nübüvvetin gerekliliği tam da burada ortaya çıkar. Allah (CC) toplum içindeki ihtilafları çözmek ve adaleti tesis etmek için resuller gönderir. Resuller, mucizelerle desteklenmiş olmaları sayesinde getirdikleri hükümlerin ilâhî kaynaktan geldiğine insanları ikna ederler. Böylece yalnızca hukuki bir düzen değil, ahlâki bir meşruiyet de inşa edilir.

Resuller, sözleriyle olduğu kadar yaşayışlarıyla da örnek olarak topluma adalet, barış ve güven ortamı kazandırırlar.

Sağlıklı bir ekonomik düzenin ön şartı barış ve güven ortamıdır. İç savaşın yaşandığı, mülkiyet haklarının korunmadığı, sözleşmelere riayet edilmediği ve adaletin işlemediği bir ülkede ticaretin ve yatırımın gelişmesi mümkün değildir. Resuller, getirdikleri şeriat ve hukuk düzeniyle bu zemini inşa eder. Şeriatın temel amacı beş değeri korumaktır. Dini, aklı, canı, nesli ve malı. Özellikle malın korunması ilkesi, iktisadi hayatın doğrudan merkezinde yer alır.

Mirasın paylaşımı, pazarın işleyişi, vergilendirme, meşru kazanç yolları gibi meseleler toplumda sürekli ihtilaf üretir. Aile içindeki ekonomik sorumluluklar, boşanma halinde mal paylaşımı ve çocukların bakımı da bu çatışma alanlarına dahildir. Görüldüğü üzere ekonomik hayat, başlı başına bir ihtilaf potansiyeli taşır.

Bunun temel nedeni insanın zaaflarıdır. Korku, öfke, kıskançlık, tamah, kibir ve cehalet, ekonomik ilişkileri de şekillendirir. Bu zaafflara sahip bireylerden oluşan bir toplumda çatışmaların tamamen ortadan kalkması mümkün değildir.

Resuller, kitaplarıyla “mizanı” ortaya koyarak bu çatışmaları adalet temelinde sınırlar. Aksi halde toplum, güçlü ve zengin bir grubun zor veya hile yoluyla hakimiyet kurduğu bir yapıya dönüşebilir.

Kurallar içselleştirilmediğinde insanlar hukukun boşluklarını aramaya başlar. Bu da adaletsizliği yeniden üretir. Bu nedenle yalnızca baskıya dayalı yönetimler uzun vadede sürdürülebilir değildir. Toplumun o kurallara severek uyması gerekir. Yani toplum kendisine tatbik edilen hukuku seçebilmeli ve sevmelidir.

Resullerle gelen adalet anlayışı ise herkesin hakkını alabilmesini hedefler.

Zekât, bu bağlamda sadece ekonomik bir transfer değil, toplumsal barışı tesis eden bir mekanizmadır. Yoksulun zengindeki hakkı alınarak sınıflar arası gerilim azaltılır. Aksi halde, günümüzde faiz temelli sistemlerde görüldüğü gibi, artan eşitsizlikler toplumu derin çatışmalara sürükler.

Malın korunması, suça uygun ve caydırıcı cezalarla desteklenir. Hırsızlığa verilen ceza bu çerçevede değerlendirilebilir. “Mal canın yongasıdır.” Yonga kelimesi Türkçede ‘yontmak’ fiilinden türemiştir. Yontmak; bir bütünden parça koparmak, keserek eksiltmek anlamına gelir. Yonga ise bu işlem sonucunda bütünden ayrılan küçük ama anlamlı parçadır. Bu etimolojik yapı, mal ile can arasındaki ilişkiyi güçlü biçimde açıklar. Kur’an’da da mal ve can birlikte zikredilir. (Tevbe, 111) Hırsızlık, kişinin malını alarak onun canından bir parçayı ‘kesip’ koparmaktır. Bu nedenle hırsızın elinin kesilmesi tam da adalete uygun hikmetli, caydırma gücü olan bir cezadır.

Adalet duygusu toplum için hayati önemdedir. Bu duygu zedelendiğinde huzur ve güven de ortadan kalkar.

Peygamberler, ahireti hatırlatarak adaletin mutlak olarak gerçekleşeceği şuurunu diri tutar. Ahirete iman edenler, dünyevi güçlerden kaçabileceklerini bilseler bile her şeyi gören bir ilâh ve hesap günü inancıyla ahlâklarını korurlar. Böylece ekonomi için vazgeçilmez olan adalet ve ahlâk süreklilik kazanır.

Resullerle gelen ilâhi ölçü, fayda ve zarar hesabını da netleştirir. İktisatta fayda genellikle hazzı arttırma ve elemi azaltma üzerinden tanımlanır. Ancak bunun kesin ve evrensel bir ölçüsü yoktur. Birey için faydalı görünen bir şey topluma zarar verebilir ya da kısa vadede yarar sağlarken uzun vadede büyük tahribatlara yol açabilir. Toplum bu konuda uzlaşmakta zorlanır.

Resuller, ilahî bilgi ile faydası zararından fazla olanla zararı ağır basanı ayırt eden “mizanı” getirir. Faiz bu duruma örnektir. Modern dünyada halen yol açtığı büyük toplumsal zararlar tam anlamıyla idrak edilebilmiş değildir.

Resuller yanlızca kitaplarla değil, mucizelerle de gelir. Bu mucizeler, getirilen hükümlerin ilâhi kaynaktan geldiğine dair güveni pekiştirir. Kuralların ihtiyaçsız ve kusursuz bir Zat tarafından konulmuş olması, onların tüm toplumun yararına olduğu inancını güçlendirir. İlâhi kaynağa iman, kurallara gönüllü itaatı mümkün kılar.

Mucizeler aynı zamanda ilmin ve teknolojinin ufkunu da gösterir.

Resuller, ahlâkî rehberliğin yanında medeniyetin gelişimine de öncülük etmiştir.

Yusuf Aleyhisselam ekonomik öngörünün mümkün olduğunu göstermiş. Nuh (as) gemi yapımıyla ticaretin temelini atmış. İdris (as) terziliği öğretmiş. Davut (as) demiri işleyerek medeniyetin altyapısını kurmuştur. Bugün Demir ve Çelik olmadan modern hayat tasavvur  edilemez.

Resüllerin bir diğer görevi arındırmadır. Zekât, iktisadi açıdan en önemli arındırıcı ibadettir. Malı temizlediği gibi insanın cimrilik, kibir ve tamah gibi eğilimlerini de arındırır.

Sonuç olarak Allah, resullerini dinini hâkim kılmak için gönderir. Yeryüzünde barış, huzur ve bereketin sağlanması, sahte ilahların yani putların ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Putlar, kalkınmanın ve adaletin önündeki en büyük engellerdir.

Resuller, gerek dışsal gerek içsel putları yıkarak hayatın tümünü Allah’a yönlendirmeye çağırır.

Bu yönüyle nübüvvet, insanlık için bir rahmet ve düzen imkanıdır.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.