NECAT AMCA’NIN MİRASI: MUZAFFER NASIROĞLU VE BATMAN SEVDASI

Yayınlama: 23.03.2026
Düzenleme: 23.03.2026 10:58
A+
A-

Batman kamuoyunun yakından tanıdığı kıymetli meslek büyüklerim Ercan Atay ve Mansur Obut ile birlikte Batman’ın ve Türkiye’nin önemli iş insanlarından, Fernas Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Nasıroğlu’nu bayram vesilesiyle baba ocağında ziyaret ettik.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Muzaffer Bey ile birbirimizi gıyaben tanıyorduk ancak ilk kez bu samimi ortamda tanışma imkânı buldum. Karşımda maddi gücüyle değil; mütevazılığı ve hoşgörüsüyle merhum Necat Amca’nın izinden giden gerçek bir “Batman Sevdalısı” vardı.

NECAT AMCA’DAN BİR HAYAT DERSİ

Necat Amca denilince akla gelen en kıymetli tablodur; o devasa varlığına rağmen bir işçi gibi tulumunu giyip bir kamyonun altına girmesi ya da bir traktörün en ince parçasını elleri yağ içinde tamir etmesi… O, “Ben patronum” demek yerine, emeğin kutsallığını bizzat o traktörün veya kamyonun başında gösterirdi.

Zamanında Muzaffer ve Ferhat Nasıroğlu’nun Şirvan’da yol yaparken şantiyede işçileriyle aynı sofraya oturup aynı ekmeği bölüşmeleri, işte o traktörü veya kamyonu tamir eden ellerin ve dökülen o helal terin bir mirasıdır. Bu asalet, dün olduğu gibi bugün de ailenin her adımında kendini hissettiriyor.

GELECEĞE UZANAN ELLER: 3 BİN ÖĞRENCİYE CAN SUYU

Nasıroğlu ailesi için yatırım sadece binalardan ve fabrikalardan ibaret değil. Bu vizyonun temelleri çok eskiye, Batman Üniversitesi’nin kuruluş yıllarına dayanıyor. Merhum Necat Amca, üniversite ilk kurulduğunda hem mütevelli heyetinde yer alarak akademik gelişime öncülük etmiş hem de Çamlıtepe’de bulunan caminin yanındaki şahsi konutunu üniversiteye tahsis ederek eğitime olan sevdasını bizzat eviyle mühürlemiştir.

Necat Amca’nın bu “mekân ve imkân” sunan asil tavrını bugün bir vasiyet gibi omuzlayan Muzaffer Bey, kardeşleri ve ailesi, her yıl 3 bin öğrenciye sağladıkları bursla adeta Batman’ın çorak topraklarına ilim tohumları ekiyor.

Çünkü Batman’da “Necat Nasıroğlu ailesi” demek, sadece bir ad ve soyadı veya aile değildir; darda kalanın kapısını çalabileceği bir kale, bu şehrin yetimlerine ve öğrencilerine uzanan bir şefkat elidir. Bu burslar, sadece maddi bir destek değil; bu kadim toprakların bağrından yetişen 3 bin fidanın yarınlarda koca birer çınara dönüşmesi için verilen bir “can suyu”dur.

MUZAFFER BEY İLE SOHBET

Sohbetimiz sırasında Muzaffer Bey’in köşe yazılarımı yakından takip ettiğini; Mansur Obut ile birlikte Batman Sonsöz TV YouTube kanalında hazırlayıp sunduğumuz “Gündeme Dair” programında, Batman’ın en ücra köylerinden şehir merkezine kadar tüm sorunlarını ülke gündemine taşıdığımız için bu gayretimizi derinden takdir ettiğini bizzat kendisinden duymak benim için hem büyük bir onur hem de omuzlarıma binen yeni bir sorumluluk oldu.

Şehrin vizyonunu belirleyen isimlerin; verilen emeğin, tutulan ışığın ve Batman için atılan her adımın farkında olması, yazma azmimizi tazeleyen ve kalemimize güç katan en büyük motivasyondur. Muzaffer Bey’in gözlerindeki o kararlılıkta şunu gördüm: Batman artık sadece petrolüyle değil, Necat Nasıroğlu ailesinin ektiği o ilim ve sanayi tohumlarıyla dünyayla yarışmaya çoktan başlamış.

Muzaffer Bey’in heyecanını dinlerken şunu hissettim: O, devasa holdinglerin soğuk koltuklarında oturan bir “patron” değil; babası Necat Amca gibi, gerektiğinde Batman için ceketini çıkarıp sahaya inen, ter döken bir “hizmet eri”dir. Bu samimiyet, paranın satın alamayacağı en büyük sermayedir.

ORTAK SEVDAMIZ: BATMAN PETROLSPOR VE SORUMLULUK ÇAĞRISI

Tabii, Muzaffer Bey ile Batman üzerine sohbet ederken konu dönüp dolaşıp şehrin ortak paydası olan Petrolspor’a gelmeseydi olmazdı.

Bugün dünya görüşü ne olursa olsun tüm Batmanlıları şehir stadında aynı bayrak altında buluşturan bir vizyon var karşımızda. Sayın Necat Nasıroğlu’nu evlatları, bu şehrin moral değerlerini ayağa kaldıran bir lider gibi Petrolspor’u şampiyonluk yoluna revan etti. Ancak burada iğneyi biraz da kendimize batırmalıyız: Batman Petrolspor gibi devasa bir markanın tüm yükünü sadece bu ailenin omuzlarına yüklemek, hem haksızlık hem de sürdürülebilir olmayan bir yaklaşımdır. Batman’ın ekmeğini yiyen, bu topraklarda büyüyen tüm iş insanlarımızı bu yükü paylaşmaya ve taşın altına ellerini koymaya davet ediyorum. Şampiyonluk sadece bir ailenin finansmanıyla değil, koca bir şehrin ortak sermayesiyle kalıcı olur.

Öte yandan, Nasıroğlu ailesine de Batman sporunun geleceği adına şu somut vizyon önerisinde bulunmak isterim: Sadece profesyonel takımı değil, Batman’ın potansiyel vadeden bir amatör takımını elinden tutup profesyonel liglere (3. Lig’e) çıkaracak; böylece yarının Petrolspor’una bu şehrin öz evlatlarını yetiştirecek kalıcı bir sistemi kurmalıyız. Kendi toprağımızdan fışkıran yeteneklerle “üreten bir Batman futbolu” vizyonu, Necat Amca’nın o “toprak bereketi ve lezzeti” felsefesine en çok yakışan hamle olacaktır.

GAZETECİLİKTE “FİKİR İŞÇİLİĞİ” VE GÖNÜL AKREDİTASYONU

Siyasetin ustası Süleyman Demirel’in ifade ettiği gibi; biz bu seviyeye merdivenleri çıkarak gelmedik. Alnımızın teri ve gözümüzün feriyle; Batman basınının koca çınarı, kıymetli büyüğümüz Nizamettin İzgi’nin Midyat Garajı’nda bulunan matbaasında, daha ilkokul yıllarında başladık bu yolculuğa. Harfleri tek tek dizerek, o ağır matbaa mürekkebini soluyarak aydınlandık; mesleğin onurunu o tezgâh başında dirsek çürüterek öğrendik. O gün parmaklarıma bulaşan mürekkeple bugün Batman’ın hakkını savunabiliyorsam, bu Nizamettin İzgi, Ercan Atay ve Mansur Obut gibi ustaların bize aşıladığı o ‘dik duruş’ sayesindedir.

Kendi dar pencerelerinden şehre bakan ve kibrin gölgesinde kalem oynatanların aksine; ben bir kibir abidesi olmak yerine, bize rehberlik yapan büyüklerimiz gibi bu şehre hizmetkâr olmayı tercih edenlerdenim. Benim duruşum haksızlığa, tevazum ise Batman’ın vefalı insanına ve dökülen o helal teredir.

Bugüne kadar gazeteciliği sadece protokol sıralarında oturmak veya bir unvan ayrıcalığı olarak kullanmadım; ne cebimde eski adıyla “sarı”, 2019 yılındaki değişiklikle ise “turkuaz” renge bürünen o resmi kartı taşıma gayem oldu ne de o unvanın gölgesine sığınma ihtiyacım. Çünkü inanıyorum ki; o matbaada mürekkep soluyarak başlayan bu sarsılmaz sadakat ve heybede biriken yılların birikimi ve emeği, cüzdanlarda taşınan hiçbir plastik kartın sağlayamayacağı bir liyakattir. Ben; gücünü imtiyazlardan değil, hemşerilerimizle kurduğumuz o sarsılmaz “gönül birliğinden” alan bir fikir işçisiyim.

Bu duruş, aslında beslendiğimiz o kadim kaynaktan; yani alın terinin ve sadakatin kutsal sayıldığı o sarsılmaz gelenekten geliyor. Protokol masalarında yer kapma derdiyle değil; vaktini bazen Gök Taksi’de, bazen Alo Tavşo’da, bazen köylülerimizle bağdaş kurduğumuz bir yer sofrasında, bazen de hastanelerde şifa bekleyen hastalarımızla dertleşerek geçiren bir kalemim.

İşte bu kalem, gücünü sadece dürüstlükten alan bu sarsılmaz duruş, aslında bugün bizzat şahitlik ettiğim o kadim ailenin köklerindeki hikâye ile aynı damardan besleniyor. Zira bir şehrin hikâyesi, o şehrin köklerine ne kadar sadık kaldığıyla yeniden yazılıyor.

KÖKÜN SABRI, DALIN VEFASI: BİR GÖNÜL KISSASI

Bu toprakların kadim bir hikâyesi vardır; derler ki Raman Dağı’nın gölgesinde büyüyen bir çınar, sadece göğe yükselmekle yetinmez; asıl gücünü Dicle’nin serinliğinde saklı olan o derin köklerinden alır. Çınar yaşlandıkça dalları yorulur ama kökü toprağa, o toprağın sadakatine daha sıkı sarılır.

Evlat ise o koca çınarın gökyüzüne uzanan elidir. Eğer o el, rüzgârın büyüsüne kapılıp kökünü besleyen o kadim suyu unutursa kurur; ama kökünden aldığı o helal suyu meyveye, sâyeye (gölgeye) ve şifaya çevirirse, babasının adını bu topraklarda ölümsüz kılar.

İşte Muzaffer Bey ve kardeşleri, Necat Amca gibi ulu bir çınarın sadece gölgesinde serpilmekle kalmamış; o çınarın sabrını, tevazusunu ve bu toprağa olan sarsılmaz bağlılığını bir nakış gibi kendi hayatlarına işlemişler. Necat Amca’nın ömrü boyunca Batman’ın bağrına ektiği o “vefa” tohumları, bugün evlatlarının ellerinde bu şehri yeşerten, yoksula aş, gence umut olan koca bir ormana dönüşmüş.

TOPRAĞIN LEZZETİ VE KÜRESEL VİZYON

Bu manevi bağın bir tezahürü olarak; İstanbul Boğazı’nın parıltılı yalılarında konforlu bir hayat sürme imkânı varken; Muzaffer Nasıroğlu ve kardeşleri alın terinin toprağa karıştığı baba ocağını seçtiler.

‘Merhum Babalarının deyimiyle; bu coğrafyanın toprağı lezzetli ve bereketlidir’ derken sadece bir duygudan değil, bu topraklara kurdukları devasa meyve suyu fabrikasıyla o lezzeti dünyaya ihraç edecek bir vizyondan bahsediyorlardı.

Necat Amca’nın o ‘lezzet’ sözünü küresel bir markaya dönüştürerek, Batman’ın bağrından çıkan bu tadı kıtalara ulaştırmak, babalarının mirasını dünya sahnesine taşımaktır. Batman’ın bağrından kopan ve dünyaca tanınan bu ailenin, köklerine olan bu sarsılmaz bağlılığı ve şehirden kopmamış olması, Batman için büyük bir onur ve sönmeyecek bir umuttur.

KELAMIN ÖZÜ: ŞİİRLE VEDA

Artık kelamın sonuna, gönül borcumuzun özüne gelirken…

Muzaffer Bey’in babasına olan o eşsiz bağlılığına ve Necat Amca’nın bu toprakta bıraktığı derin izlere hürmeten; vefayı, babayı ve o sönmeyen ışığı en naif haliyle anlatan şu isimsiz ama derin dizelerle bitirelim:

“Baba! Güneşin henüz doğmadığı,

Karanlığın en koyu olduğu anlarda,

Yolumuzu aydınlatan o eski fenerdin sen.

Biz senin gölgende büyüdük,

Senin rüzgârınla serpildik…

Şimdi biz, senin ektiğin o tohumların

Gökyüzüne uzanan dallarıyız.”

Batman sevdasıyla, sağlıkla, şiirle ve hakikatle kalın…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.