Her meyve her toprakta yetişmez. Toprak ve iklimin uygun olması gerektiği gibi, emek ve bakım gerekir.
Hastalıklı bedenin çalışması ve verimli olması için tedavi görüp, iyileşmesi gerekir. Hastalandığımızda iyileşmek için hiçbir fedakârlıktan çekinmez, iyi bir tedavi için bütün imkânlarımızı seferber ederiz.
Allah, insanın yeryüzünde adil ve barış içinde güzel bir hayat yaşaması için gerekli bir donanımla yaratmış. Ancak nefis ve ihtirasına yenik düşen bazılarının hadlerini aşarak, iyilik için verilen hasletleri yanlış kullanması sonucu yeryüzündeki denge ve adalet bozulmaktadır. Kur’an şöyle buyurmaktadır:
“Kuşkusuz bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” Rad-11
Yeryüzündeki denge ve adaleti korumakla görevli insan, maalesef ihtiras ve nefsi yüzünden denge ve adaleti bozmuştur. Yeryüzündeki çıkar savaşları, sömürü, işgal, zulüm, haksızlık, sahtekârlık, hırsızlık, ırkçılık, partizanlık.
Bütün kötülüklerin sebebi insanın bizatihi kendisidir. Sebep olduğu kötülüklerin düzelmesi için öncelikle insanın düzelmesi ve bu kötülükleri terk edip, iyiliklere yönelmesi gerekir. Devlet, siyasiler, partiler, cemaatler, âlim ve davetçiler.
Hayatla ilgili herkes, öncelikle insanın ıslahı ve düzelmesi için ‘iyi- kaliteli insan için çalışmalıdır. Tedavi için önce hastalığın doğru teşhisi ve doğru tedavi gerekir. Öncelikle bizi birbirimizden uzaklaştıran, ayrıştıran, kötülüklere sebep olarak huzurumuz bozan, haksızlıklara sebep olan yanlışları terk etmeliyiz.
Hepimiz barış ve adalet istediğimizi” söylüyoruz. Ama maalesef ırkçılık, partizanlık, mezhepçilik yüzünden ayrıştıklarımıza karşı aynı hassasiyeti göstermiyor ve farklı düşünüyoruz. Başkalarını bunları yapmakla suçlarken, kendimiz alasını yapabiliyoruz.
Üretmeden tüketmek istiyoruz. Çalışmadan emek vermeden, her şeye sahip olmak istiyoruz.
Başkalarını sorumsuzlukla suçlarken, kendi görevimizi ihmal ediyoruz.
Başkalarını rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, adam kayırma, partizanlıkla suçlarken, alasını yapan kendi tarafımızın her türlü yanlışına kılıf uyduruyor, sahip çıkıyoruz.
Başkalarından saygı, sevgi isterken, başkalarına aynı hassasiyeti göstermiyoruz.
Başkalarını suçladığımız şeyleri kendimiz yapıyoruz. Başkalarından istediğimiz, beklediğimiz iyi şeyleri kendimiz yapmıyoruz. Başkalarından ‘Milliyetçilik’ isterken, hırs ve kötü üslubumuz, partizanlığımız yüzünden milleti ayrıştırıyor, itici olabiliyoruz.
Başkalarını dine davet ederken, davet ettiğimiz dine kendimiz uymuyor, iyi örnek olmuyoruz. Hesabımıza geldiği gibi yaşıyor, kötü örnek olarak itici olabiliyoruz. Maalesef çıkar ve nefis söz konusu olunca, bütün değerler çiğnenebiliyor.
Siyasi arena ve trafik toplumsal gerçekliğimize ayna tutmaktadır.
İyilik istiyorsak, iyiliğe yönelmeliyiz. İyilik yaparak örnek olmalıyız. Eleştirdiğimiz, ayıpladığımız kötülükleri yapmamalıyız. Farklılıklar yüzünden hiç kimseyi dışlamamalı, kin gütmemeliyiz. Kendimiz için istediğimizi, başkaları için de istemeliyiz. Kendimize yapılmasını istemediklerimizi, bir başkalarına yapmamalı ve yapılmasına karşı olmalıyız. Herkesi kendimiz gibi hak sahibi görmeli ve öyle kabul etmeliyiz…
İhmal ettiğimiz sorumluluk, empati, saygı, merhamet, haddini bilme, toplumsal kurallara uyma… Hasletlerini canlandırdığımız oranda, toplumsal barış ve huzur sağlanır…