GÜÇLÜ OLANIN HUKUKU…

Yayınlama: 04.01.2026
A+
A-

Başka Bir Evreye Geçiyoruz…

Başka bir evreye geçiyoruz. Venezuela devlet başkanının yatağından alınıp, tabiri caizse “paketlenmesi”, artık açık bir kırılma noktasıdır. Bu olay, devletlerin başka bir devletin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına karşı doğrudan bir güç gösterisi yaptığı yeni bir aşamaya işaret etmektedir.

Müttefik ülkeler bu durumu “uyuşturucu suçları” ya da “demokratik geçiş” söylemleriyle savunmaya çalışacaktır. Çin, İran ve Rusya ise “devlet başkanının kaçırılması”, “uluslararası korsanlık” ve “emperyalist müdahale” ifadeleriyle en sert perdeden kınama mesajları yayımlayacaktır.

Birleşmiş Milletler ise her zamanki gibi egemenlik ve uluslararası hukuk vurgusu yapan, bağlayıcılığı olmayan kararlar alarak tarafları diyaloğa çağıracaktır. Kısacası, birçok tanıdık açıklama ve refleksi yeniden izlemeye başlayacağız.

Küresel bağlamda etkiler açıktır. Birleşmiş Milletler sistemi daha da zayıflayacak; özellikle küçük ve ekonomik olarak kırılgan devletler için bu durum ciddi bir tehdit oluşturacaktır.

Büyük güçler arasındaki gerilim en üst seviyeye çıkarken, küresel güç dengesindeki kırılma daha görünür hâle gelecektir.

Rusya-Ukrayna meselesinde “ahlaki üstünlük” tartışmaları daha belirgin bir zemine oturabilir. Bu durum Rusya’yı hukuken haklı kılmaz; ancak “çifte standart” söylemi üzerinden siyasi manevra alanını genişletmesine imkân tanır. Çin’in Tayvan politikası açısından da benzer bir emsalin oluştuğu açıktır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin müdahale geleneği hatırlandığında tablo daha da netleşir. Irak’a Körfez Savaşı’nda “kitle imha silahları” gerekçesiyle girildi. Libya’ya “sivilleri koruma” iddiasıyla müdahale edildi. Afganistan’da ise yirmi yıl boyunca “terörle mücadele” meşru müdafaa olarak sunuldu. Bu ülkelerde ortaya çıkan sonuçlar hâlâ tartışmalı; devam eden kaos ise ortadadır.

Gazze meselesi, Golan Tepeleri’nin İsrail toprağı olarak tanınması ve ABD’nin koşulsuz desteği de bu güç geleneğinin bir parçası olarak okunabilir.

Sonuç olarak, hukuksal sınırların aşıldığı ve gücün yeni alanlar oluşturmaya başladığı bir döneme girilmiş durumda. Belki de “yeni dünya düzeni” denilen şey tam olarak budur. ABD, uluslararası hukuku korumaktan ziyade kendi çıkarlarını önceleyen bir güç gösterisi sergilemekte; dünya ise bunu izlemekle yetinmektedir.

Film henüz bitmiş değil.

Sırada İran mı var, yoksa başka Latin Amerika ülkeleri mi?

Bunu da filmin geri kalanını izleyerek hep birlikte göreceğiz.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.