Gökten Rahmet, Yerden Muhammedi Sadakat Yağdı
Batman bugün sadece bir şehre değil, adeta bir asra bedel bir duruşa ev sahipliği yaptı.
Gökyüzü sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ağır bir örtü gibi şehre çöktü, bulutlar boşaldı, sağanak bir nehir gibi yollara aktı. Ancak Batman’ın kalbinde öyle bir “Muhammedî ateş“yanıyordu ki, yağan hiçbir yağmur bu koru söndürmeye yetmedi.
Peygamber Sevdalıları Vakfı’nın düzenlediği Mevlid-i Nebi etkinliği, sadece bir “anma programı” değil; gökyüzünün rahmeti ile yeryüzünün sadakatinin birbirine karıştığı devasa bir “vuslat meydanı” idi.
Siyasi Bir Tercih Değil, Vicdani Bir İttifak
Burada altı çizilmesi gereken en hayati nokta şudur: Bu meydanı dolduran on binleri sadece bir siyasi partinin veya grubun taraftarı olarak okumak, Batman’ın o günkü ruhunu eksik anlamaktır. Meydanda her görüşten, her meşrepten, her sosyal tabakadan insan vardı. Bu etkinlik; siyasi sınırların, ideolojik barikatların ve dar kalıpların çok fevkinde, tüm renklerin tek bir boyada eridiği bir “Ümmet Buluşması” idi.
Meydanda yankılanan “Vahdet” çağrısı, artık sadece dini bir terim değil; günümüzün parçalanmış dünyasında “toplumsal dayanışma” ve “küresel vicdan” demektir. Batman, o gün ideolojik farklılıklarını bir kenara bırakıp, mazlumun yanında durmayı bir “insanlık borcu” gören herkesin ortak paydası oldu.
Bu, bir partinin gövde gösterisi değil, bir halkın “kimlik beyanıdır.”
Çamurda Açan Direniş Gülleri
Kadın, erkek, genç, yaşlı demeden on binler, sırılsıklam olan kıyafetlerine inat, Peygamber’in hırkasına tutunur gibi meydana koştular. Doç. Dr. Rıfat Ablay’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan o anlarda, havada asılı kalan tek şey teslimiyetti. Enes İmir ve İsmail Tufan’ın sunumuyla yankılanan her tekbir, aslında modern dünyanın konforuna ve bencilliğine teslim olmuş ruhlara birer “uyanış çığlığı”gibiydi. Özlem Ajans sanatçılarının seslendirdiği Mevlid-i Şerif ve ilahiler, her damla yağmuru birer notaya, her salavatı birer huzur ferahlığına dönüştürdü.
İTTİHAD-UL ULEMA üyesi Molla Emrullah Uysal’ın Müslümanların emperyalist güçlere karşı birleşmesinin “imanibir zorunluluk” olduğunu hatırlatması, meydandaki coşkuyu bir “izzet manifestosuna” dönüştürdü. Mehmet Göktaş Hoca’nın hitabı ise Gazze’den yükselen feryada Batman’dan verilen bir cevaptı. Gazze’nin yarası, Batman’ın sırılsıklam meydanında bir kez daha sarıldı. Siyonist zulmün karanlığına karşı, Batman halkı adeta birer “umut kandili” gibi yandı.
Modern Zamanların Ashab-ı Suffa’sı
Alan, adeta bir “Vefa Meydanı”na dönüştü. Yağmurdan kaçıp saçağın altına saklanmak yerine, rahmetin altına koşan bu insanlar; aslında modern zamanların mahrumiyet içindeki ama vakur duruşlu Ashab-ı Suffa’sı gibiydi. Islanan elbiseler, üşüyen eller ama kor gibi yanan yürekler…
Bu tablo, sadece bir dini ritüel değil, aynı zamanda ruhun maddeye, imanın konfora galibiyetidir.
Molla Naci Özdaş’ın paylaştığı deklarasyon ve Molla Nezir Özdemir’in on binlerle birlikte yaptığı duaya amin diyen o sırılsıklam yürekler, aslında şunu haykırıyordu: “Gök delinse de kalbimiz sarsılmaz, istikametimiz değişmez!”
Islanan Elbiseler Kurur, Ama Bu Aşk Asla!
Yazıyı okuyan bazıları konforlu pencerelerinden bakıp “Bu havada bu zahmete değer mi?” diyebilir. Onlar bilmezler ki;
Burada sergilenen direniş ahlakı, sabır ve vakar; bugünün modern kaosunda boğulan insanlığa hâlâ bir ışık tutmaktadır. Batman halkı, Peygamber’e olan bağlılığın sadece güneşli günlerde değil, fırtınalı günlerde de dimdik ayakta kalmak olduğunu göstermiştir.
Ez Cümle: Kurumayan Kalplerin Mührü
Bugün Batman’da yazılan bu tablo, yarın ümmetin kurtuluşunun tohumudur.
Yağmurlar dinecek, güneş doğacak, meydandaki çamurlar kuruyup gidecek…
Ancak bir kez Allah Resulü’nün (s.a.v.) sevgisiyle ıslanan o kalpler, bir daha asla kurumayacak.
Batman, bu yıl bir kez daha ispatladı ki; Peygamber sevdası bu topraklarda sadece bir duygu değil, bir omurgadır. Bir pusuladır. Ve bu pusula ne rüzgârdan etkilenir ne soğuktan ne de fırtınadan.
Kalem susar ama aşk konuşur. Batman bugün susmadı, aşkını ve sadakatini tüm dünyaya mühürledi.
Kalın sağlıcakla.
