GIYBET VE ZARARLARI

Yayınlama: 18.03.2026
Düzenleme: 13.03.2026 16:03
A+
A-

Değerli Dostlar!

Gıybet, bir kardeşimizi hoş olmayan sözlerle anmaktır. Yokluğunda onun onur ve haysiyetini zedelemektir. Kul hakkına girmektir. Gıybet, güven ve samimiyete, huzur ve muhabbete, birlik ve beraberliğe, hâsılı kardeşliğe saplanan bir hançerdir. İnsanlıkla bağdaşmayan, mümine yakışmayan, bireyi ve toplumu sarsan çirkin bir tutum ve davranıştır.  Bu yüzden Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurarak gıybeti haram kılmıştır: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü öyle zanlar vardır ki günahtır.

Birbirinizin özelini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Biriniz ölmüş bir kardeşinin etini yemekten hiç hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz değil mi? O hâlde Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.Hucurat:12

Zan, kesin bilgi olmadan tahminde bulunmak ve buna dayanarak hüküm vermek demektir. İyi tahmine “hüsnüzan”, kötü tahmin ve düşünmeye de “suizan” denir. Burada uzak durulması istenen kötü zandır

Değerli Dostlar!

Resûlullah (s.a.s), şu hadisiyle gıybet, dedikodu, su-i zan ve özel halleri araştırma gibi mümine yakışmayan durumlardan uzak durmayı emretmiştir: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Gizli hâllerinizi araştırmayın. Çünkü her kim insanların gizli hâllerini araştırırsa Allah da onun gizli hâlini araştırır. Ve neticede onu evinde bile olsa rezil eder.” Ebu Davut:Edep:35

Peygamberimiz (s.a.v.) Gıybeti, “Kardeşini onun hoşlanmadığı bir nitelik ile anmandır.” diye tarif etmiştir. Kendisine, “Kardeşimde dediğim nitelik varsa ne buyurursunuz?” denilmesi üzerine, “Eğer dediğin sıfat kardeşinde varsa işte o zaman gıybet olur. Yoksa, ona bühtan ve iftira etmiş olursun. Muslım: Birr:70 buyurmuştur. Başka hadisi şerifte de Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz gıybeti yapılan Müslüman kardeşini savunan ve onun gıybetinin yapılmasına mani olan kişiye de şu müjdeyi vermişlerdir.“Bir kimse kardeşinin ırz ve şerefini, onu gıybet edene karşı savunursa,gıybetinin yapılmasın mani olursa Allah da kıyamet günü o kimseyi cehennemden korur. Cehennemi ona haram kılar..”Tirmizi: Birr:20 buyurmuştur.

Değerli Dostlar!

Bir gün Peygamberimiz (s.a.s)’in eşi Aişe validemiz, Safiyye validemizin boyunun kısa olduğunu ima etmişti. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü şu ikazıyla gıybetin ne kadar kötü bir tutum olduğuna dikkat çekti: “Ey Aişe! Sen öyle bir söz söyledin ki, o söz denize karışsaydı denizin suyunu bile kirletirdi.Ebu Davut:Edep:35

Değerli Dostlar!

Gıybetin en önemli özelliği kişinin hakkında bilgi sahibi olmadığı konu hakkında ileri geri konuşmasıdır. Oysaki Allah-u Teala bir ayette bizlere şu tavsiyede bulunmaktadır.  “Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi, yaptıklarından sorumludur.” [İsrâ; 17/36]

Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır konuşsun ya da sussun.”Buhari:Rikak:23 buyurmuştur. Her duyduğunu söylemesinin, kişiye günah olarak yeteceğini bildirmiştir.Ebu Davut:  Edep:90]

Değerli Dostlar!

Gıybet ile ilgili ibretli kıssalar ı kısa paylaşmak isterim

“Hasan Basrî Hazretleri diyor ki:Ben ille de birinin gıybetini yapacak olsam, önce anamın-babamın gıybetini yapardım. Çünkü gıybet eden insan; evvelâ kendi sevaplarını, gıybetini yaptığı kişiye bağışlamış, verecek sevabı kalmamışsa da onun günahlarını kendi üzerine yüklenmiş olur. Ben de sevaplarımın anne ve babamdan başkasına gitmesini istemem.

Bizler gıybet dedikodu yaparken sevmediğimiz hoşlanmadığımız ve düşman bildiğimiz kişilerin aleyhinde konuşur gıybetini yaparız. Oysa ki bizler farkında olmadan sevmediğimiz hoşlanmadığımız ve düşman bildiğimiz kişilere manevi sermayemiz olan sevaplarımızı onlara hediye etiğimizin farkında değiliz. Farkında olsak asla gıybet yapmazdık.

TİCARETİMİZ BİTTİ!

Gıybet günahına mübtelâ olmuş biri, yaşadığı belde de bulunan bir Allah  dostunun da gıybetini yapmaktan geri kalmıyordu. Bu sebeple de, o gıybetçiyi hiç kimse sevmiyordu. Fakat o gönül tabibi Hak dostu, gıybetini yapan kişi ne zaman huzûruna gelse, onu hep tebessümle karşılıyor;“–Gel bakalım benim sevgili ortağım!” diyerek iltifatlara gark ediyordu. Bu güzel hâl, sonunda gıybetçiyi insafa getirdi; “Ben bu zâtın orada-burada aleyhinde konuşuyorum, o ise bana hep iltifatta bulunuyor. Bundan sonra aleyhinde konuşmayacağım.” diye karar verdi.Artık Hak dostunun gıybetini yapmıyordu. Lâkin huzûruna vardığında, önceden gördüğü iltifâtı da göremiyordu. Bunun sebebini merak ederek bir gün sordu:“–Efendi Hazretleri! Eskiden bana gösterdiğiniz iltifâtı artık göstermiyorsunuz, önceki muhabbetiniz kalmadı. Acaba sebebi nedir?”Hak dostu tebessüm ederek;“–Eskiden seninle bir ticârî ortaklığımız vardı. Şimdilerde o ortaklık bitti; bu sebeple iltifat da gitti.” dedi. Adam şaşkınlıkla;

“–Ne ortaklığı? Ben öyle bir ortaklığın farkında değilim.” deyince, Hazret şöyle devam etti:“–Sen orada-burada benim aleyhimde konuşuyordun; ben de gıybetine gıybetle karşılık vermeyip sabretmeyi tercih ediyordum. Bu sabrımın karşılığı olarak benim günahlarım senin defterine, senin sevapların da benim defterime yazılıyordu. Seninle böyle bir ticârî ortaklığımız vardı. Şimdilerde ise artık sen benim gıybetimi yapmıyorsun. Böylece ortaklığımız da bitmiş bulunuyor…” deyince gıybet yapan kişi ne kadar büyük bir hatanın içinde olduğunu yeni anlamış oldu.

Değerli Dostlar!

Gıybetten uzak durmak ve dilimizden gelebilecek zararlardan insanları korumak gerçek anlamda olgun Müslüman olmamızın göstergelerindendir. Peygamberimizin ifadesi ile “Gerçek Müslüman elinden ve dilinden gelebilecek kötülüklerden diğer Müslümanların emin olduğu kişidir.” Tirmizi:İman:12

Mevla kalplerimize hüsnüzan nasip etsin. Dilimizi doğruluktan, gözümüzü tecessüsten, gönlümüzü kötü zandan muhafaza eylesin. Bizleri gıybetten uzak, kardeşliğe yakın, fitneden uzak, birliğe yakın kullarından eylesin.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.