ELVEDÂ EY ŞEHR-İ RAMAZAN!

Yayınlama: 18.03.2026
A+
A-

Işığının âşığıyız.

Geldin, sevindirdin.

Şimdi de tam bulduk ve kavuştuk derken, yine ‘Elveda’ deyip gidiyorsun.

Bu kaçıncı hasret, bu kaçıncı vuslat oldu?

Hiçbir sofra sunmadı senin sunduğun zenginliği.

Kapının eşinde herkes mutlu, herkes huzurlu.

İnsanı insan eden, daha da ötesi mü’min eden, çok çabuk mayalayan bir sırrın var.

Bu sır kalıcı olmalı üstümüzde…

Bir tohum gibi düştün iman toprağımıza.

Bereketli mahsuller yeşerttin içimizde.

Yedirdin, içirdin  doyurdun kalbimizi.

Kat kat rahmet oldun. Kuşattın ruhumuzu.

Şerlere, şeytanlara köstek oldun, kurtardın tuzaklardan bizi.

Güzelleştirdin kalbimizi, arındırdın günahlardan Yaratan’ın lütfuyla.

İnsanların unuttuğu bir dil öğrettin. Kâinatın dilini, yaratılışın o yüce hikmetini öğrettin.

“Mide ölüm evi; ya kalbi seçin ya da mideyi” dedin.

Seçmek elimizdeydi.

Yine tuttun elimizden; gönlümüze hürriyetin hasını getirdin.

Zincir vurmaya gerek kalmadan, sen bizi yürekten bağladın kendine. Beraberinde coşkun bir deniz getirdin. Engin bir sevgi ve rahmet getirdin. Fâni değil, Bâki bir sevgiydi bu.

Ruhumuzu cennetlere yücelten bir duyguydu bu.

Bugün Arefe işte…

Hüzün ve mutluluk günü…

Bayramın gelişinin müjdesi…

Niçin bayram yapıyoruz?

Sen gittin diye değil sevincimiz. Bitenler için değil, kavuştuklarımız için bayram yapıyoruz.

Oruçlu günlerimiz oldu ömür defterimizde. Af ve mağfirete kavuştuk Rabbimizin lütfuyla. Bundandır bayramımız…

Gelişin bir sevinç, gidişinde ise bıraktığın hediyeler sevinç kaynağı bize…

İşte bunun için huzur yayılır Ramazan ayından ömrümüze…

****

Sen bir yolcu, biz bir konak olduk.

Ey Aziz misafir, yücelerden haber getirdin…

Aşkla şekle dalgalandırdın gönüllerimizi…

Bir daha kavuşabilecek miyiz acaba?

Duygularımız kabarık, bugün dokunsan ağlayacağız…

Sen bir bulut, biz bir tarla olduk otuz gün boyunca. Ekildik, olgunlaştık ve İnşallah Cennet mahzeni için biçildik…

****

Ne güzellikler, ne lütuflar gizli sende. Yirmi dokuz mübarek günün her karesinde…

Bir hiçtim dünya çölünde. Şimdi sayende bir inciyim deniz dibinde…

Dalğıcım oldun,  çıkardın içimdeki incileri…

‘Sahip’ değil ‘kul’ olduğumu öğrendim seninle.

Emir dinlemeyi öğrendim seninle.

Şükretmeyi, nimeti nimet bilmeyi öğrendim seninle.

Zayıflığımı, Allah’a muhtaçlığımı öğrendim seninle.

Faydasız ‘ben, ben’ demeyi bırakıp, her şeyin çaresi ‘Allah, Allah’ demeyi öğrendim seninle.

Sabrı, tahammülü öğrendim seninle.

Nefse ve şeytana karşı direnmeyi öğrendim seninle.

Bunlar benim incilerim…

****

Gönlümüzü temizledin, en büyüğünden en küçüğüne kadar günahlardan arındırdın. Ömür defterimize tertemiz sayfalar açtırdın güller gibi.

Bir gülden geçtik, gül bahçelerine misafir ettin bizi.

Aşkın ile yaktın, kendine yaklaştırdın. Bizi de kendine benzettin, Ramazanlaştırdın.

Rengine boyandık, ölümsüzlük diyarını hissettik.

Yunus gibiyiz şimdi:

“Ölür ise ten ölür,

Canlar ölesi değil!…

****

Bizi kendimize getirdin.

“İnanan bir kalbin sahibi isen, Kur’an’a bak.” dedin.

Sıradan bir cam parçasına elmasa dönüştürdün. Emirlerini tutmak için attığımız her adımda, sayısız güzellikler sundun.

Ve şimdi elveda deyip gidiyorsun.

Bugün Arefe. Elveda yâ Şehri Ramazan, elveda…

Bu gece teravih yok, yarın da oruç yok…

ELVEDA…

Zikirler, tesbihler, hatimler, oruçlar, iftarlar, sahurlar, teravihler…

Bunlar getirdiğin güzellikler…

ELVEDA EY ŞEHR-İ RAMAZAN… ELVEDA…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.