“BU GERİLİM BÖLGESEL GÖRÜNSEDE KÜRESEL SONUÇLAR DOĞURACAKTIR”

Yayınlama: 02.03.2026
A+
A-

Ortadoğu Yangın Yeri.

Amerika Birleşik Devletleri “Ortadoğu’ya demokrasi götürme” söylemiyle bölge sahnesinden hiç düşmeyen bir aktör oldu. Ancak bu misyonun geçmişine kısa bir okuma yapmak yeterlidir. Afganistan, Irak, Suriye ve Arap Baharı coğrafyasına demokrasi vaadiyle yapılan müdahaleler, tarihin kayıtlarına çoğu zaman istikrar değil yıkım ve kırılganlık örnekleri olarak geçti.

Afganistan’da yirmi yıl süren işgalin ardından geride bırakılan enkaz ve Taliban’ın yeniden iktidara gelişi, inşa edilemeyen bir devlet projesinin trajik sonucu olarak hafızalara kazındı. Irak’ta Saddam Hüseyin sonrası vaat edilen demokrasi ise ülkeyi mezhepsel çatışmaların içine sürükledi ve DEAŞ gibi küresel bir tehdidin doğmasına zemin hazırladı.

Suriye’de halkın meşru talepleri üzerinden yürütülen rejim değişikliği politikaları ülkeyi vekâlet savaşlarının merkezine dönüştürdü; milyonlarca insan yerinden edildi, şehirler harabeye döndü. Mısır ve Libya’daki askeri kırılmalar da farklı dinamiklere sahip olsa da aynı kaotik tablonun parçaları olarak hafızalara yer etti.

Bu tablo, ABD’nin “demokrasi” söyleminin çoğu zaman jeopolitik çıkarların bir aracı olarak kullanıldığı yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Bölge halkları açısından sonuç çoğu zaman özgürlük değil; kan, göç ve parçalanmış devlet yapıları oldu.

Bugün İran meselesi de benzer bir jeopolitik denklem içinde tartışılıyor. İran’ın stratejik konumu, enerji kaynakları ve bölgesel etki kapasitesi küresel güç hesaplarının merkezinde yer alıyor. Nükleer program ve balistik füze tartışmaları uluslararası siyasetin en sert başlıklarından biri haline gelirken, tehdit söylemi çoğu zaman askeri hamleleri meşrulaştıran bir retorik olarak öne çıkıyor.

Elbette İran’ın kendi iç dinamiklerinde sert ve otoriter bir yönetim gerçeği bulunuyor. Ancak yakın tarih gösteriyor ki dış müdahaleler çoğu zaman demokrasi üretmedi; aksine yeni krizler ve kırılganlıklar doğurdu. Büyük güçler çoğu zaman demokratik dönüşüm değil, kendi stratejik dengelerini koruyacak bir düzen kurma hedefiyle hareket etti.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları bu nedenle yalnızca iki devlet arasındaki bir güvenlik gerilimi olarak okunamaz. İran, Afganistan ya da Irak’tan farklı olarak yaklaşık 90 milyonluk nüfusu, geniş coğrafyası ve bölgeye yayılmış asimetrik etki ağıyla kolay sonuç alınabilecek bir hedef değildir. Ortadoğu’da bazı savaşlar hızlı başlar; fakat bitişi hesaplandığı gibi olmaz.

Gerilim aynı zamanda küresel enerji dolaşımının kalbinde yer alan bir coğrafi arter üzerinde baskı anlamına geliyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si ve sıvılaştırılmış doğalgaz sevkiyatının önemli bir bölümü Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Bu hattın güvenliğinde yaşanacak en küçük sarsıntı bile enerji fiyatlarını ve küresel enflasyonu doğrudan etkileyebilecek güçtedir.

İran coğrafyasında yaşanacak her kriz yalnızca bölgesel dengeleri değil, Avrupa’dan Asya’ya uzanan enerji hinterlandını da etkiler. Körfez’den çıkan petrol ve doğalgaz akışı başta Hindistan olmak üzere Asya ekonomilerinin sanayisini beslerken; Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn ve Kuveyt gibi ülkeler ihracat sürekliliğine bağımlı kırılgan merkezler haline gelmektedir. Hürmüz’de yaşanacak bir kapanma ihtimali, küresel ticaret zincirinde domino etkisi yaratabilecek bir senaryodur.

Öte yandan Rusya, Çin ve Türkiye gibi aktörlerin İran’ın parçalanmasına dayalı bir “böl ve yönet” senaryosuna kolaylıkla izin vermesi beklenmemektedir. Böyle bir gelişme yeni göç dalgaları, mülteci krizleri ve artan güvenlik riskleriyle bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir.

Sonuç olarak İran merkezli bir çatışma yalnızca bölgesel bir güç mücadelesi değildir. Bu kriz; enerji güvenliği, uluslararası ticaret ve jeopolitik dengeler açısından küresel sistemi etkileyebilecek kritik bir kırılma noktasıdır.

Ortadoğu’nun yakın tarihine bakıldığında ortak bir gerçek ortaya çıkar: Büyük güçlerin müdahaleleri çoğu zaman düzen kurmadı; yeni düzensizlikler üretti.

Bugün yaşanan gerilim, tarihin aynı döngüyü yeniden hatırlattığı bir eşikte duruyor. Çünkü bazı coğrafyalar savaşın başladığı yer değil, uzun sürdüğü yer olur.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.