Serebral palsi, toplumda hâlâ yeterince tanınmayan, bilinmeyen ve çoğu zaman yanlış anlaşılan bir durumdur.
Bir fizyoterapist olarak hem klinikte hem de ailelerle yaptığım görüşmelerde en sık karşılaştığım sorular; “Geçer mi?”, “Bulaşıcı mı?”, “Ne kadar sürede düzelir?” oluyor. Bu yazıyı, serebral palsiyi doğru şekilde anlatmak ve özellikle fizik tedavi sürecine dair farkındalık oluşturmak için kaleme alıyorum.
Serebral palsi, beynin gelişim döneminde meydana gelen hasara bağlı olarak ortaya çıkan, hareket ve duruşu etkileyen bir durumdur. Serebral palsi, beynin gelişiminin devam ettiği gebelik, doğum sırası ya da yaşamın ilk yıllarında meydana gelen hasara bağlı olarak ortaya çıkar. Bu hasar, beynin farklı bölgelerini etkileyebilir ve etkilenen bölgeye göre çocuğun klinik tablosu değişiklik gösterir. Bulaşıcı değildir ve sonradan bir başkasına geçmez.
En önemli noktalardan biri de şudur: Serebral palsi ilerleyici bir hastalık değildir; yani zamanla kötüleşmez.
Ancak doğru tedavi uygulanmazsa kaslarda kısalıklar, eklem sertlikleri ve deformiteler gelişebilir.
Burada fizik tedavinin rolü devreye girer. Şunu açıkça ifade etmek gerekir; Serebral palsi tamamen geçen bir hastalık değildir.
Ancak bu, yapılacak hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez. Aksine, erken ve düzenli fizik tedavi ile çocuğun fonksiyonel kapasitesi artırılabilir, bağımsızlığı desteklenebilir ve oluşabilecek deformiteler büyük ölçüde önlenebilir ya da iyileştirilebilir.
Fizik tedavi süreci uzun solukludur. Bu süreç haftalarla ya da aylarla değil, çoğu zaman yıllarla ifade edilir. Her bireyin etkilenme düzeyi farklı olduğu için tedavi kişiye özeldir. Burada en önemli anahtar kelimeler sabır, süreklilik ve iş birliğidir. Aile, fizyoterapist ve çocuk aynı hedef doğrultusunda ilerlediğinde anlamlı kazanımlar elde edilir.
Bir fizyoterapist olarak ailelere en sık söylediğim şey şudur: Küçük ilerlemeler çok değerlidir.
Başını daha iyi kontrol edebilmek, oturma dengesinin artması, bir adımı daha rahat atabilmek… Bunların her biri çocuğun yaşam kalitesini doğrudan etkiler.
Fizik tedavi mucize yaratmaz ama potansiyeli açığa çıkarır.
Toplum olarak serebral palsili bireylere bakış açımızı da gözden geçirmemiz gerekir. Onlar “hasta” değil, farklı ihtiyaçları olan bireylerdir.
Doğru destekle sosyal hayata katılabilir, eğitim alabilir ve üretken bir yaşam sürdürebilirler.
Sonuç olarak; serebral palsi geçmez, bulaşmaz ve sabır gerektirir. Ancak doğru fizik tedaviyle çocuğun hayatına dokunmak, onun yapabildiklerini artırmak ve geleceğini daha bağımsız kılmak mümkündür.
Biz fizyoterapistler için en büyük motivasyon da tam olarak budur.