Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Bir çocuğun geleceğine sınır çizmek için bazen tek bir kelime yeter: Yapamazsın.
Oysa o kelimenin yanlışlığını kanıtlamak, bir ömür sürebilir.
25 Ekim’de Necat Nasıroğlu Külliyesi’nde düzenlenen “Şehre İlham Verenler” programında Prof. Dr. Yusuf Baran’ı dinlerken bunu düşündüm.
Beşiri’den Dicle Üniversitesine, ODTÜ’den uluslararası bilim dünyasına uzanan bir hayat hikâyesiydi anlattığı.
Beni asıl etkileyen, kazandığı ödüllerden çok, bir zamanlar hayata tutunmakta zorlanan o çocuğun kendisine çizilen sınırları nasıl aştığıydı.
Sarı Bir İneğin Sütüyle Başlayan Hikâye
Baran’ın anlattığı bir çocukluk hatırası, salonda tebessümlere neden oldu.
Ailesinden dinlediğine göre dünyaya gelmesi riskli görülmüş. Annesi ise bütün endişelere rağmen kararlı davranmış.
Doğumundan kırk gün sonra annesi ameliyat olunca anne sütüyle beslenmeye devam edememiş.
“Sarı bir ineğin sütüyle bu hale geldim. Ana sütü içseydim ne olurdu bilmiyorum.”
Ancak bu tebessümün arkasında zorlu bir çocukluk vardı. Babası, küçük Yusuf’u Beşiri’den Batman’a doktora götürürken yolda nefesinin kesildiği anları yıllar sonra oğluna anlatmış.
Bir zamanlar yaşayıp yaşamayacağı endişesi taşınan, Beşiri’nin mütevazı şartlarında büyüyen o çocuk, yıllar sonra Dünya Ekonomik Forumu tarafından dünyanın dört bir yanından seçilen 40 genç bilim insanından biri oldu.
2013 yılında Çin’de düzenlenen, 90’dan fazla ülkeden yaklaşık 1.600 kişinin katıldığı bu uluslararası buluşmada, devlet ve hükümet temsilcileriyle dünyanın önde gelen bilim ve iş dünyası isimleri de yer alıyordu.
Peki benzer şartlarda büyüyen kaç çocuk, kendisine fırsat verilmediği için yeteneğini ortaya koyamıyor?
Okuma Yazma Bilmeyen Annelerin Büyük Hayalleri
Baran’ın anlattığı başka hatıralar, Beşiri’nin geçmişine açılan bir pencereydi.
Dayısı Ayhan, gazeteye ulaşmanın güç olduğu yıllarda tren istasyonuna yürüyüp yolcuların attığı gazeteleri toplar, çamurlarını temizleyip okurmuş.
Babasıyla amcası ise gaz lambasının ışığında ders çalışmış.
Bu hatıralardan etkilenen Baran, ilkokulda katıldığı bir kompozisyon yarışmasında üçüncü olmuş. Ancak öğretmeni yazıyı kendisinin kaleme aldığına inanmamış.
Yıllar sonra yüzlerce bilimsel esere imza atan bir insanın çocukluğunda böyle bir güvensizlikle karşılaşması düşündürücü.
Fakat beni daha fazla etkileyen, annesinin yaklaşımıydı.
İlkokul mezunu bir anne, oğlunun üniversiteyi bitirip Beşiri’de öğretmen olmasıyla yetinmemiş; akademik kariyer yapmasını istemişti.
Onu dinlerken geçmişin Batmanlı annelerini düşündüm.
Aralarında okuma yazma bilmeyen, okul yüzü görmemiş anneler vardı. Ama çocuklarının okuyup kendilerinden daha ileriye gitmesi için ellerinden geleni yapıyorlardı.
Eğitimleri sınırlıydı ama çocuklarının geleceğine duydukları güven ve öngörüleri sınırsızdı.
Bugün eğitim imkânları geçmişe göre çok daha geniş.
Peki çocuklarımızın yalnızca sınav sonuçlarını mı takip ediyoruz, yoksa yeteneklerini ve hayallerini de anlamaya çalışıyor muyuz?
Çocuklarımızdan yalnızca yüksek not istemeyelim; onlara kendi yeteneklerini keşfetme cesareti de verelim.
Kapanan Kapılar, Açılan Yollar
Baran’ın eğitim yolculuğu da kolay olmamış.
Ortaokulun ardından sağlık meslek lisesi sınavını kazanamamış. Öğretmen eksikliği yaşanan Beşiri Lisesinde okumuş, Batman’a dershaneye gidip gelmiş ve bütün güçlüklere rağmen Dicle Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği Bölümünü kazanmış.
1998’de mezun olduktan sonra aynı üniversitede asistan olmak istemiş, ancak kabul edilmemiş.
YÖK’ün düzenlediği merkezi sınavda Türkiye birincisi olduğunu, sonucunu Beşiri’de öğrendiğini anlattı.
Ardından ODTÜ’de yüksek lisansını 2002’de, doktorasını 2006’da tamamladı. Doktora çalışmaları sırasında NATO bursuyla ABD’de araştırmalar yürüttü.
Bugün rektörlüğünü yürüttüğü İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) de öğrenci memnuniyetinde Türkiye birinciliklerine ulaşmış bir yükseköğretim kurumu.
Bir kurumun kapısını kapatması, bir insanın yeteneğinin bittiği anlamına gelmez.
Fakat yetenekli bir gencin başka kapılar aramak zorunda kalması, kurumların onu zamanında fark edememesini haklı çıkarmaz.
Bir gencin bugünkü sınav sıralaması, yarın ulaşabileceği başarının kesin ölçüsü değildir. İnsanın potansiyeli tek bir sınav sonucuna sığmaz.
YÖK’te Bir Çaycı Tanıdığımız Olsaydı!
Baran’ın YÖK sınavına ilişkin hatırası, konuşmanın en düşündürücü bölümlerindendi.
Ailesi, Ankara’da tanıdıkları bulunmadığı için sınavı kazanabileceğine pek ihtimal vermemişti.
O günlerin anlayışını şu sözlerle aktardı:
“Keşke YÖK’te bir çaycı tanıdığımız olsaydı.”
Bu cümleyi duyunca ülkemizin geçmişteki ve bugünkü liyakat tartışmalarını düşündüm.
Baran, hiçbir tanıdığa ihtiyaç duymadan sınavı kazandığını, yıllar sonra YÖK’ün kapısından rektör olarak başı dik girdiğini anlattı.
Bir gencin geleceğini belirleyen şey tanıdıkları değil, bilgisi, emeği ve yeteneği olmalıdır.
Çünkü gençlerimiz, çalıştıklarında hak ettikleri yere ulaşabileceklerine inanmazlarsa yalnızca sınavlara değil, geleceğe olan güvenlerini de kaybederler.
Bir Teşekkür, Bir Çağrı
Necat Nasıroğlu Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hatice Nasıroğlu’na, “Şehre İlham Verenler” programıyla Batman’ın yetiştirdiği kıymetli isimleri hemşehrileriyle buluşturduğu için teşekkür ediyorum.
Bu girişimin, merhum babası Necat Nasıroğlu’nun hayır ve eğitim mirasının ruhuna uygun biçimde sürdürülmesini ve gelenekselleşmesini gönülden arzu ediyorum.
Ancak bu buluşmaların daha fazla gencimize ulaşması gerektiğine inanıyorum.
Buradan Batman Valiliğine, İl Millî Eğitim Müdürlüğüne ve Necat Nasıroğlu Vakfına somut bir çağrıda bulunuyorum:
“Şehre İlham Verenler” programını Batman’daki bütün 12. sınıf öğrencilerine ulaştıracak kapsamlı bir gençlik buluşmasına dönüştürelim.
Prof. Dr. Yusuf Baran’ın yanı sıra Mehmet Şimşek, Zekeriya Kaya, İdris Demir, İbrahim Halil Kırşan, Şefik Aygöl ve Muzaffer Nasıroğlu gibi farklı alanlarda bilgi ve tecrübe sahibi isimler de gençlerimizle buluşabilir.
Elbette bunlar yalnızca birer örnek. Batman’ın yetiştirdiği, şehrimize hizmet etmiş veya başarılarıyla gençlerimize ilham verebilecek daha nice kıymetli insanımız var.
Merkez ve ilçelerdeki bütün son sınıf öğrencileri, meslek liseleri de dâhil olmak üzere bu buluşmalardan yararlanabilsin. Gerekirse farklı tarihlerde oturumlar düzenlensin, okullara canlı yayınlarla ulaşılsın.
Gençlerimiz yalnızca dinlemesin; soru sorsun, kaygılarını paylaşsın, kendi hayallerini anlatsın.
Belki bir öğrenci, düşük sınav sonucunun hayatının son kararı olmadığını anlayacak. Belki bir başkası, Beşiri’den bilim dünyasına uzanan hikâyede kendi geleceğini görecek.
Bir tek gencimizin bile hayallerine yeniden inanmasını sağlayabilirsek, bu çaba karşılığını bulmuş olacaktır.
Çünkü Batman’da doğmak, hayallerin sınırının Batman’la çizilmesi demek değildir.
Asıl sorumluluğumuz, Batman’ın yeni Yusuf Baranlar ve kendi alanlarında iz bırakacak nice başarılı insan yetiştirebilmesi için her çocuğa adil fırsatlar sunabilmektir.
Ve sözü, bu yazıyı kaleme almama vesile olan Prof. Dr. Yusuf Baran’a bırakmak istiyorum:
“Hayatınız kadar kıymetli hayalleriniz olsun. Hiç kimsenin size inanamayacağı kadar BÜYÜK HAYALLER KURUN!”
