Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Günahlar, helal dairesinin dışına çıkmak demektir. Halbuki; “Helâl dairesi geniştir. Keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” (Bediüzzaman)
Günahlar, sosyal hayata da zarar verir. Yani toplumsal hayata can, mal ve namus güvenliği zedeler. İslamiyet ise, bu güvenliği sağlamak için tedbir alır ve sınırlar koyar. İslam’daki haram ve günah gibi sınırların ve çizgilerin özelden bireyin, genelde toplumun can, mal ve namus güvenliğini sağlama hikmeti vardır.
GÜNAHIN KENDİSİNDEN DAHA TEHLİKELİ OLAN, GÜNAHIN DEVAMIDIR
Bediüzzaman Hazretleri, bu konuda şu önemli tesbitlerde bulunur:
Günahların mahiyetinde ve özellikle devamında küfür (inançsızlık) tohumu vardır.
Yapılan her bir küçük günah kalbi siyahlandıra siyahlandıra bütün kalbi kaplar, istila eder. İmanın çıkmasına vesile olur.
Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır. Mesela, utandıracak bir günahı gizli işleyen bir adama meleklerin varlığı ağır gelir. Küçük bir delil ile onları inkar etmek arzu eder. Böylece büyük bir helâket ve felâket kapısı ona açılır.
Evet, günahlar insanı maazallah inkâra kadar götürür. Örneğin: Her zarar eden iflas etmez. Ancak iflasa giden yol zarardan geçer. Aynen öyle de her günah işleyen imansız olmaz. Ancak imansızlığa giden yol günahlardan geçer.
GÜNAHTA ISRARCI OLMAK BİR İNSAN İÇİN EN TEHLİKELİ OLAN DURUMDUR
Günaha devam eden bir insan müptela yani bağımlı olur. Sonra o davranışın günah olmamasını temenniye başlar. Temenni, zamanla itikada yani inanca dönüşür. Yani o kişi, yapmış olduğu haram davranışın günah olmadığına inanmaya başlar. Neticede gerek cezayı, gerek cezaevini (cehennemi) inkâr eder ve böylece imandan çıkar ve küfre düşer.
Halbuki en güzel çare, günahların tövbe ve istiğfar ile ima edilmesidir. Affetmesi için Allah’a iltica etmesidir.
GÜNAHKAR BİR İNSAN KÖTÜ ÇEVRESİYLE TESELLİ BULUR
Halbuki “Musibette beraber olmak demek olan teselli ise, kabrin öbür tarafında pek esassızdır.”
Kötü çevre ve arkadaş kabre kadar eşlik edebilir. Sonrasında insan yapayalnızdır. Yaptıklarıyla ve amelleriyle baş başadır. Günahlar ve haramlar ise kabir azabı gibi pek nahoş bir vaziyete dönüşürler.
Ölüm öldürülmez ve kabir kapısı kapanmaz. Öyleyse en iyisi, kabir hayatına ve ötesine hazırlanarak yaşamaya çalışmaktır. Unutulmamalıdır ki; “Her insan ölecek yaştadır.”
GÜNAHLARI İŞLEMEMEYE KARŞI SABRETMEK VE NEFSİN GAYR-I MEŞRU İSTEKLERİNE KARŞI DURMAK DA BİR ÇEŞİT İBADETTİR
Günah işlemek, nefsin iradeye galip gelmesi demektir. Halbuki “Kalbimiz ne kadar yumuşak olmalıysa, irademiz de o kadar sert olmalı.”. En büyük düşmanımız olan nefsin; arkadaşlarımız olan akıl, kalp ve ruhun mağlup etmemesi için nefisle mücadele etmeliyiz. Nitekim akılların muallimi olan Peygamberimiz (ASM) “En büyük Cihat, nefisle yapılan mücadeledir.” Hadis-i Şerifi bu konuya dikkat çekmektedir.
YALNIZLIK, BOŞ DURMAK VE VAKTİ DEĞERLENDİRMEMEK GÜNAHLARA BİRER DAVETİYEDİR
Böyle bir durumda insan nefsiyle baş başa kalır. Dolayısıyla bir insan, kendine iyi bir iş bulmazsa, nefis ve şeytan ona iş bulur ve o kişiyi maddi manevi perişan eder.
Bundan dolayıdır ki; Kalplerin sevgilisi olan Peygamberimiz (ASM) “Ey Allah’ım! Beni göz açıp kapayıncaya kadar bile olsa nefsimle baş başa bırakma” duasını dilimizden düşürmemeliyiz.
Helal dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye. Hiç lüzum yoktur.
İnsan kendine güzel bir iş bulmazsa, nefis ve şeytan ona bir iş bulur.
Tövbe Günahları Sildirir.
Tövbe eden! Hiç günah işlememiş gibidir.