TAKVA VE AMEL-İ SALİH

Yayınlama: 28.04.2026
Düzenleme: 24.04.2026 15:00
A+
A-

Kur’an-ı Kerim, iman esaslarından sonra en fazla takva ve amel-i salih konusunda ehemmiyet verir. Takva, yasaklardan ve günahlardan çekinmek anlamına gelirken, amel-i salih ise emir dairesinde hareket etmek ve hayrat kazanmaktır. (Kastamonu Lâhikası)

İsfehanî, takvayı, insanın kendisini günahlardan sakındırması anlamında kullanır. Bunu da sakıncalı olan şeylerin terki ile gerçekleştirebileceğini ifade eder.

Ameli ise canlıların istemli hareketleri olarak tanımlar. Hem iyi hem de kötü eylemler için kullanılabilir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Erkek veya kadın, mü’min olarak kim yararlı işler (salihât) işlerse, işte onlar cennete girerler. Kendilerine zerre kadar zulmedilmez.” (Nisa Sûresi, 4) ayetinde salih amel imandan sonra zikredilirken, “Kim kötü iş yaparsa cezasını görür.” (Nisa,4/123) ayetinde ise ameli’s-sû şeklinde kötü işler zikredilmiştir. (İsfehanî)

Maturidî, “İyilik (birr) ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın.” (Maide, 5/2) ayetini tefsir ederken ‘birr’in her çeşit hayrın adı olduğunu, buna karşılık takvanın da her türlü fenalığın terk edilmesi olarak izah eder. Birr (iyilik) kelimesinin karşısında ism (günah) ve takva lafzının karşısında da udvan (hadi açmak, kötülük) kelimesinin konulduğunu ifade etmiştir.

Buradan da birr lafzının her türlü hayrın ismi olduğunu, takvanın ise her nevi kötülüğe son vermek anlamlarını çıkarmıştır. (Maturidî)  Bir ve takva kelimeleri farklı olsa da manaları hakikatte aynıdır. Çünkü insan her türlü kötülükten ve masiyetten (Günahlardan) sakındığında her nevi hayrı ve iyiliği işlemiş olur. Hayır ve iyilikleri yaptığında da her türlü kötülük ve masiyetten sakınmış olur. (Maturidî)

Takva ile amel-i salih arasında bir ilişki kurabilmek için Bediüzzaman’ın ibadeti, müsbet ve menfi diye iki kısma ayırması göz önüne alınabilir. Müspet diye adlandırdığı kısmı, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi fiili ibadetler oluşturur. İkinci kısmı ise menfi diye adlandırdığı; aslında bazı fiilleri terk etmek suretinde yerine getirilen ve ibadet kapsamında değerlendirilebilen fiiller oluşturur. Mesela, musibetler ve hastalıklar  karşısında isyan etmeyip sabretmek veya günahlardan çekinmek gibi, kulluk şuuru içinde ifade edilen fiillerdir. Musibetzede insanlar, karşılaştıkları zorluklara karşı sabırlı bir tutum sergiler ve Allah’a karşı halis bir kulluk tavrına bürünürlerse, müsbet ibadetlerde olduğu gibi, belki daha fazla, ahirette kazançlı çıkarlar. (Lem’alar)

Kur’an-ı Kerim’de insanların korkuyla, açlıkla, mal ve canlarında eksiltilmesi suretiyle deneneceklerini, bu şekilde musibete uğrayıp da sabredenler ve “Allah’a aitiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” diyenlerin müjdelendikleri ve Rablerinin bol nimeti ile mağfiretine ulaşacakların da onlar olduğu bildirilmiştir. (Bakara Sûresi, 2/155-157)

Musibetlere karşı sabrı, menfi ibadetlere örnek olarak veren Bediüzzaman, ikinci olarak günahlardan çekinmeyi, yani takvayı menfi ibadet olarak önermektedir. Çünkü takva, yasaklardan çekinmektir. Yani, müspet bir hareketi yapmak değil, aslında olumsuz hareketleri yapmamaktır. Haramlara girmemek ve menhiyattan (yasaklardan) korunmak ise vaciptir. Bu şekilde bir günahtan kaçınmakla işlenmiş vacip ise kişiye yüzlerce nafile ibadet sevabı kazandırabilir. Dolayısıyla takva ile günahlara karşı koymak, kişiye bir nevi amel-i salih sevabı kazandırır. Özellikle günahların ve çirkinliklerin sel gibi inananların üzerine aktığı bid’at ve dalalet devirlerinde, “Def-i mefasit, celb-i menâfiden evlâdır. (Zararlı şeyleri defetmek, faydalı şeyleri getirmekten daha iyidir).” ile ifade edilen temel fıkıh kuralı her zamankinden daha önemli hale gelmiştir. İçinde yaşadığımız bu devirde tahribat ve menfi akımlar çok güçlendiği için takva, yıkımın karşısında en sağlam kalkandır. Bu devirde büyük günahları işlemeyen ve farzlarını yerine getirenler inşallah kurtulurlar.

Çünkü, bugünün müslümanı her gün yüzlerce günaha maruz kalıyor. Takva ve sakınmak niyetiyle günahlara karşı koyan kişi, yüzlerce salih amel işlemiş hükmündedir. Bu ise menfi ibadetten gelen önemli bir amel-i salihayı kazanma vesilesidir. (Kastamonu Lâikası)

Ayette, “Kim ittika eder ve kendini islah ederse, işte onlar için korku yoktur ve onlar hüzünlenmezler de.”. (A’râf Sûresi, 7/35) buyurulur. Dolayısıyla günahlardan çekinmek ve masiva’dan (günahlardan) temizlemekle birlikte salih amellerin işlenmesinin insanı, korku ve hüzünlerden koruyacağı vurgulanmış oluyor. İnsan ânı yaşamak yerine, zihninde bulunduğu ân ile birlikte geçmiş ve geleceği de yaşıyor. Bu şekilde, geçmişin hüzünlerini ve geleceğin korkularını da yüklenmiş oluyor. Halbuki ayet, kalbi Allah’tan başka her şeyden temizlenerek ânı yaşamayı ve amelini ıslahı öneriyor. Bu şekilde insan bulunduğu âna odaklanıp kısa zaman dilimini değerlendirerek hem dünyanın hem de ahiretin mutluluğunu yakalama fırsatını bulabilir.

İçinde yaşadığımız bu devirde, tahribat ve menfi akımlar çok güçlendiği için takva, yıkımın karşısında en sağlam kalkandır. Bu devirde büyük günahları işlemeyen ve farzlarını yerine getirenler inşallah kurtulurlar.

Ayette, günahlardan çekinmek ve kalbi masivadan (günahlardan) temizlemekle birlikte salih amellerin işlenmesinin insanı, korku ve hüzünlerden koruyacağı vurgulanmış oluyor…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.