‘UYDURULAN DİN, İNDİRİLEN DİN’ UYDURUKÇULARINA REDDİYE – 21

Yayınlama: 20.04.2026
Düzenleme: 17.04.2026 01:26
A+
A-

Kur’an’ı hüküm ve ibadetler hususunda çok farklı yorumlarda bulunarak kafaları karıştırıyorlar. Namaz, namazın şekil ve vakitleri; Oruç ve zamanı, gün sayısı; Hac, Zekât, Tesettür… Her biri hakkında onlarca farklı görüşler ileri sürmektedirler. Çok farklı ve çelişkili yorumlarla kafaları bulandırılan Müslümanlar, şüpheler içinde ümitsizliğe itilmektedir. Bunlardan etkilenenler artık Allah, din, Kur’an için “hiçbir şeyden emin değiliz” diyebiliyor. Dün Ayet ve hadislerle örnek veren insan, “bana Kur’an ve ayetlerden bahsetmeyin” diyecek hale gelmiş. Adam artık Kur’an’ı konuşmak, ölçü olarak görmek istemiyor. Bu insanlar dünyaya düşkünlüklerinden veya başka bir dine imanlarından dolayı bu hale gelmediler. Sadece kafa karıştıran bu tür çelişkili yorum ve iddialarla güven ve umutlarını yitirdiler.

Kur’an’ı bir delil ve inandıklarını makul bir üslupla dile getirenleri tenzih ederek; Gaye kafaları karıştırmak ve tefrika olunca, çok farklı görüş ve maskelerle ortaya çıkarılmış, ileri sürülmüşler. Bunlar toparlayıcı ve inşa edici değil; ancak ihtilafları körüklüyor, zan ve şüphe saçıyor, suçluyor ve parçalıyorlar.

‘Peygambersiz Kur’ancılar’ kitabının yazarı, bunların görüşlerini kendi ağızlarından ve kitaplarından aktardıktan sonra şöyle yazmış: “Onların görüşlerini tanımlamak istersek şöyle diyebiliriz: Bu, ihaleye çıkarılmış bir projedir. Herkes bu projenin gerçek şeklini alması için teklifini sunuyor. Şüphesiz bu, Sünneti inkâr etmenin ve onu Allah’ın dininde teşri kaynağı kabul etmemenin bir sonucudur.” (P. Kur’ancılar S-334)

1961 yılında Pakistan, Hindistan, Şam ve Hicaz bölgesinden 1000’den fazla âlimin katıldığı toplantıda sorulan soru üzerine, “Bu fikirleri ve inançları benimseyen bir kimsenin küfrü ve İslam ile bağının koptuğu yönünde görüş bildirildi. (P. Kur’ancılar S-46)

“Kur’ancıların araştırıcısı (tercüme hatası olmalı. Doğrusu, ‘bu iddia sahipleri’ olmalıydı. Çünkü her Müslüman Kur’an’ı araştırmalı. İ.P.) önceden kendi kafasından bir sonuç uydurur. Sonra uydurduğu bu sonucun deliline benzeyecek bir ayeti Kur’an’da araştırmaya başlar. Okuyucu bu ayetlerin sadece siyak ve sibaklarına bakarak bu çürük istidlal örgülerini kolayca ret edebilir.” (age. S-335)

Kur’an’ı anlamaya çalışmıyorlar, aldıkları sipariş veya kendi istediklerini Kur’an’a söyletmeye çalışıyorlar. Bunun için de her türlü çarpıtma, saptırma ve hilelere başvuruyorlar. Ve ne yazık ki büyük çoğunluk da meselenin hakikatini ve vahametini bilmeden, taklitçilikle suçladıkları mezhep ve tarikatlar gibi bir araştırma içine girmeden, akıl ve vicdan muhasebesi yapmadan hocalarını taklit ederler.

Rivayet ve sapmalara itirazla başlayan tepkiler, daha sonra hadis ve sünnete yöneldi. Hadis ve sünnetten sonra da Kur’an’a yönelmektedir. Mısırlı Taha Hüseyin, Kur’an hakkında şüpheler oluşturulması ve Kur’an’ın normal bir kitap gibi eleştirilmesini savunur ve bu düşüncesini öğrencilere aşılar. Benzer düşüncelerin Mısır ve Arap dünyasında yayılmasına öncülük edenlerden Zeki Mübarek, aralarına ihtilaflar girince arkadaşı Taha Hüseyin’e nispet edilen görüşlerin içyüzü için şunları söylemiştir:

“Ayrıldım ve müsteşriklerin görüşlerini dikkatlice inceledim. İncelemeyi derinleştirdim ve misyonerlerin delillerini kaydettim. Sen de (Taha Hüseyin’e) biliyorsun ki, senin gayret ve araştırman sonucu ulaştığın kendine ait tek bir görüşün yoktur.” (P. Kur’an’cılar S- 121)

İşte itirazımız bunadır. Müslümanlar arasında tefrikalara sebep olan birçok fikrin, ajan müsteşrikler kanalıyla üretildiğine ve beslendiğine inanıyoruz. Kendi akıl, bilgi ve imanı bir sorumlulukla değil; batının güç ve şatafatlı hayatı karşısında eziklik kompleksiyle, egosunun okşanması veya çıkar sebebiyle, batı kültürüne özenti zaafıyla, onların destek ve yönlendirmeleriyle, sipariş üzerine fikirler ileri sürmek ve girdiği bu yolda ilerledikçe kendi hezeyanlarına inanmaya başlamak.

Yanınızda ve belki de ortama göre direk olarak resulün hadis ve sünnetine saldırmazlar. Ama sosyal medyada hakaret, kin ve iftira kusarlar. Bağlandıkları hocalarının çoğu, alıştıra alıştıra Hindistanlı akıl hocalarını taklit ediyor, tabi taklitçiler de hocalarını.

Dengesizliklerini, gayri İslami söylem ve ithamlarını görmek isteyenler, sosyal medyada bunların akıbetlerini ve gerçek yüzlerini görebilirler. Din, sünnet, âlim ve Müslümanları aşağılıyor, alaya alıyorlar. Eleştiriden ziyade itham ettikleri Müslümanlara küfrün üslubu hakaretlerle saldırmakta, karalamaktadırlar. İddialarına delil gösterdikleri hemen hemen bütün ayetleri asıllarından saptırarak, Müslümanlara saldırmak için malzeme olarak kullanmaya çalışıyorlar. Allah’ın ayetlerini bilerek çarpıtmaları, haklarındaki hüsnü zannı ortadan kaldırmaktadır. Tıpkı ırkçı, mezhepçi söylem ve tavırlara, tarikatlardaki abartı ve yanlışlara, şirke ve uyduruk rivayetlere karşı insanları uyarmak görevimiz olduğu gibi; Müslümanları parçalayan, tefrikalara sebep olan gayri İslami bu tavırlara karşı da insanlarımızı uyarmalıyız. Şimdi konumuza ve bu kitabı yazmamıza sebep olan ‘Uydurulan Din ve Kur’an’daki Din’ kitabındaki (çoğunun dillendirdiği) bazı iddialarına bakalım.

DEVAM EDECEK…

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.