Yaratılmış ve insanlığın hizmetine verilmiş temiz ve helâl olan her türlü gıdada şüphesiz ki pek çok faydalar vardır. Şeker de bunların başında gelir. Fakat elbette ki kastettiğimiz rafine şeker değildir. Meyvelerde bulunan lif özelliği sayesinde kan şekeri seviyesinde mutedil bir etki sağlayan meyve şekeri tüm faydalı besinler gibi vücut için gereklidir. Hele ki ihtiyaç duyduğumuz şekeri daha da dengeli hale getirmeye vesile olan, şifa ve enerji özelliği ile olmazsa olmaz gıda bal, üzerinde uzun uzun tefekkür etmeyi gerektiren harikulade bir besindir. Kur’an’da adına Sûre indirilen Rabbin bal arısına vahyettiği ayeti ile mucizevi yönüne dikkat çekilen bal, Peygamber-i Zişan’ın sünneti ve ümmetine tavsiyesi olarak da karşımıza çıkar. Hatta öyle ki bir hadis-i şerifte Kur’an’la beraber zikredilerek şifalı yaratılışına ve Allah’ın özel bir ihsanı oluşuna dikkat çekilir. Resulullah (sav):
“Şifa veren iki şeye devam ediniz: Bala ve Kur’an’a” der.
Başka bir hadis-i şerifte “Kim her ay üç sabah yalamak suretiyle bal yerse birçok belâ (hastalık) ona dokunmaz” buyurulur ve hatta ölümden başka her derde şifa olduğuna dair şöyle bir rivayet vardır:
“Sina (Sinameki veya ona benzer bir ot) ve baldan yararlanın. Çünkü bu ikisinde ölümden başka her derde şifa vardır.
Bal, Kur’an-ı Kerim’in Muhammed Sûresi 15. ayetinde Cennet tasvir edilirken ‘asel’ adıyla geçer ve orada süzme baldan ırmaklar bulunduğu ifade edilir. Bal öylesine güzel yaratılmıştır ki; cennet ehlinin dahi rızkı olarak İhsan edileceği ayette belirtilmiştir.
Balın arı tarafından nasıl yapıldığı ise Nahl (Arı) Sûresi 68 ve 69. ayette şöyle anlatılmaktadır:
“Ve Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine yuvalar edin. Sonra her türlü besleyici ürünlerden ye. Rabbinin koyduğu kanunlara boyun eğerek çizdiği yollardan git! Onların karınlarından, farklı renk ve çeşitlerde şerbet (kıvamında bir sıvı) çıkar ki onda insanlara şifa vardır. İşte bunda da düşünen bir topluluk için açık delil bulunmaktadır.”
Evet bal Allah’ın kulları için yarattığı, şifalı ve harikulade güzellikte mucizevi bir besindir. Bir gıda maddesi olmaktan başka çeşitli rahatsızlıkları iyileştirici özellikleri sebebiyle Hz. Peygamber balın tedavide kullanılmasını tavsiye etmiştir.
Bir adam Resulullah Aleyhisselâtu vesselam’a gelerek: “Kardeşim İshal oldu, ne yapayım?” diye sordu. Aleyhisselâtu vesselam: “Ona bal (şerbeti) içir!” ferman buyurdu. Adam içirdi. Bilahire aynı şahıs tekrar gelip: “Ben bal (şerbeti) içirdim. Ancak, bu onun ishalini artırmadan başka bir şeye yaramadı” dedi. Adamın bu gidip gelmeleri üç kere tekrar etti. Sonunda Aleyhisselâtu vesselam: Allah doğru söyledi. Kardeşinin karnı yalan söyledi, hata etti” buyurdu. Sonra bir kere daha içirdi. Bu sefer kardeşi iyileşti.
Kaynaklara baktığımızda; balın çok eski devirlerden beri Yunanlılar’da, Mısırlılar’da, Asurlular’da hekimler tarafından kuvvetlendirici, tedavi edici ve tatlandırıcı olarak kullanıldığını görmekteyiz. Sindirim bozukluğuna iyi geldiği, besleyici ve kuvvet verici etkileri yanında bakterileri öldürdüğü, mikropların üremesini önlediği ve bazı yaraları iyileştirdiği bilinmekte. Hatta Hipokrat, balın kesiklere, çıbanlara, apselere ve yanıklara iyi geldiğini söylemektedir. İbn-i Sinâ da yarayı balla tedavi etmiş, hem kendisi hem de İbnü’n–Nefis şifalı bitkileri veya arpayı balla karıştırıp ezerek mesâne tümörü tedavisinde kullanmışlardır.
Besleyici bir gıda olmasının yanı sıra ilaç niyetine de kullanılan bu değerli nimet bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcıdır.
Potasyum ve formik asit içeriği ile antiseptiktir. Yaraların üzerine sürüldüğünde iyileşmeyi hızlandırır. Polenlerin toplandığı çiçek türüne bağlı olarak kalsiyum, Demir, fosfor, magnezyum, iyot, potasyum, manganez, çinko, silisyum, krom gibi mineraller, A, B1, B2, E, K vitaminleri içerir.
Vücudun ihtiyaç duyduğu enerji ve şekeri bal yolu ile almasının neticesinde hayatımızı işgal etmiş rafine şekere olan ihtiyaç (!) da böylelikle doğrudan azalacaktır. Bvalı Nebevi bir tavsiye olarak ölçülü ve düzenli kullanmak hem hastalıklarımıza şifa, hem de zararlı maddelere karşı bir önlem olacak. Neticede yalnızca maddi sağlığımız değil, dolayısıyla manevi sağlığımıza da katkı sağlayacaktır. Zira rafine edilmiş şeker kanı asidik hale getirip hücre ve sinir sisteminde harabiyete (zarara) sebebiyet verip, bedenin dengesinde sapmalara yol açmaktadır. Bedenimiz ise denge kurma konusunda çok hassas yaratılmıştır.
Yüklü bir şeker alımından sonra bozulan asit alkali dengesini yeniden korumak için vücudumuzdaki sodyum, potasyum, mağnezyüm, kalsiyum kaynakları kullanılır. Her gün şeker alındığında vücudun daha da derin kaynaklarından bu mineraller çekinmeye başlanır. Kanı korumak için dişlerden ve kemiklerden çekilen kalsiyum diş çürümesine ve genel olarak vücudun zayıf düşmesine neden olur.
Sözün özü bal. Allah’ın övgüsüne, Resulünün tavsiyesine ve ilm-i tıpta ihtisas sahibi pek çok bilginin iltifatına mazhar olmuş kıymetli bir gıda iken hayatımızdaki yerini gözden geçirip, sofralarımızda başköşeyi olmasına ehemmiyet vermeliyiz. Ta ki uhrevi bir ticaret için gönderildiğimiz şu dünya misafirhanesinde en büyük sermayemiz olan maddi ve manevi sağlığımız, ömrümüzün hitamına kadar daim olsun.