Lügatte ‘güzel olmak’ anlamındaki ‘hüsn’ kökünden türetilen ihsan kelimesi, ‘başkasına iyilik etmek ve yaptığı işi güzel yapmak’ anlamlarına gelmektedir. İhsanda bulunan kişiye ‘Muhsin’ denir.
İbnü’l-Arabî, ihsan’ın üç mertebesinden bahseder.
Birincisi, lügat anlamında olup gerekli olan işi, gereği üzere yapmaktır. Hadiste “Muhakkak ki Allah, her şey üzerine ihsan yazdı. Dolayısıyla (hayvanı); boğazlarken kesimi güzel yapınız…” (Müslîm)
denmektedir.
İkinci mertebede huzur-u tam ile kulun Rabbini görür gibi ibadet etmesidir. Nitekim hadiste “İhsan, Rabbini görür gibi ibadet etmendir.” (Buhari, İman,1) buyurulur.
Üçüncüsü ise, kulun Rabbini her şeyle beraber ve her şeyde müşahede etmesidir. Ayette “Ve her kim muhsin olduğu halde yüzünü Allah’a teslim ederse muhakkak ki, en sağlam kulpa sarılmıştır. Bütün işlerin akıbeti Allah’a dönecektir.” (Lokman, 31/22) Yani, kendini ve kalbini teslim ettiği zaman Allah’ı (tecelliyatını) müşahede eder. (Konuk, 2017)
Yapılan bir işin ihsan seviyesine ulaşması için, o işin nasıl yapılacağının bilinmesi ve en güzel biçimde yapılması gerekir. Bu bakış açısının, marangozdan mühendise, öğrenciden öğretmene, memurdan amire, hastadan doktora her seviyedeki mesleğe ve işe tatbiki mümkündür. Hz. Ali, “Her insanın değeri, güzel yaptığı şey kadardır.” derken işlerin mükemmel yapılması yoluyla insanların değer kazanacaklarına işaret etmiştir. Toplumda değer üretmenin yolu, yapılan işin doğru ve kusursuz yapılmasından geçer.
Kişi her an Rabbinin huzurunda olduğu, gizli ve aşikâr her şeyi bildiği ve kalbinin en derin hatıratına mülaki olduğu bilinciyle ibadetlerini yapması da ihsan kapsamındadır. Çünkü Allah her an mahlukatı üzerinde Rakîb’tir. Bütün kâinat O’nun gözetimi altındadır. Ve O, her şeyden haberdar olan Habîr’dir. Kul, O’nu görmese de O’nun gördüğünü bilir ve ona göre davranır. Başkalarını memnun etmeye değil. O’nun rızasını kazanmaya, yani ihlasa ermeye çalışır.
Bediüzzaman, huzur bilincinin ihlasla oluşturabileceğine dikkat çeker. Bu kapsamda ihlası kazanmanın ve muhafaza etmenin bir yolunun da tefekkür olduğunu ifade eder. Cenab-ı Hakk’ın sanatlı eserlerinin tefekkürü ile Marifetullah’ın kazanılacağını, O’nun hazır ve nazır olduğunun düşünüleceğini ve dolayısıyla her an O’nun huzurunda olduğunu idrak edilebileceğini vurgular. Bu şekilde riyadan kurtulup ihlasın elde edileceğini belirtir. (Lem’alar)
Tefekkürün ayrı bir boyutu daha var ki o da müminin nereye bakarsa baksın her şeyin üzerinde Cenab-ı Hakk’ın isimlerinin tecellisini görmesidir. Şairin, “Her şeyde O’nun olduğunu gösterir deliller vardır.” dediği gibi baktığı her yerde Allah’ın varlığına ve birliğine delil çıkarır. (Mektubat)
Yine Şair Lebîd’e nispet edilen şiirde olduğu gibi, varlıkları birer mektup gibi okur: “Kâinatın satırlarını dikkatle mütalaa et, zira onlar sana mele-i âlâdan birer mektuptur.
Huzur bilincine varmanın bir yolu da Hz. Peygamberin sünnetine uygun yaşamaktır. Kişi gündelik hayatında sünnete uygun davrandıkça Hz. Peygamberi hatırlayacak, bu hatırlama ise onu doğrudan Hz. Peygamberi gönderen Zatı hatırına getirecektir. Böylece hayatını sünnetle örgüleyen mümin daima şuurlu bir şekilde Allah’ın huzurunda (huzur makamı) olduğunu hissedecektir. (Lem’alar)
Kur’an’da “Hayır, kim ‘İhsan’ mertebesine yükselerek yüzünü (kendini) tastamam Allah’a teslim ederse işte ona Rabbi katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.” (Bakara, 2/112) buyurulmuştur. Çünkü gelecekten endişe duymayan korkuyu bilmez. Geçmişte kaybettiklerini önemsemeyen de mahzun olmaz. İçinde bulunduğu âna odaklanan saadete erer.
Hayatı gafletten ârî, huşû içinde ve yakîn üzere yaşamak elbette bir çaba gerektirir. Hayat boyu bir mücadele zorunludur. Yüce Allah, “Bizim uğrumuzda mücadele edenlere gelince, elbette biz onlara yollarımızı gösteririz ve şüphesiz ki Allah her halde Muhsinlerle beraberdir.” (Ankebût, 29–69)
Ayet-i kerimesinde, ihlasla cihad edenlere hidayet yollarını açacağını güçlü bir şekilde belirtmiş ve bu Muhsin kişilerle beraber olacağını bildirmiştir. Açıkça, maddi ve manevi cihatla Allah yolunda ceht edenlerin (çabalayanların) Muhsinler olduğu, hidayet yollarının gösterildiği ve o kutlu yolcuların yardımcısının Allah olduğu müjdesi verilmiştir.
Yapılan bir işin ihsan seviyesine ulaşması için, o işin nasıl yapılacağının bilinmesi ve en güzel biçimde yapılması gerekir. Bu bakış açısının, marangozdan mühendise, öğrenciden öğretmene, memurdan amire, hastadan doktora her seviyedeki mesleğe ve işe tatbiki mümkündür.