ÇOCUĞUN ELİNDEKİ YUMURTA

Yayınlama: 18.02.2026
Düzenleme: 15.02.2026 02:20
A+
A-

Bazen küçük bir hareket, büyük bir gönlün aynası olur. Küçük bir şey, büyük bir şükür taşır ve küçücük bir hediye, sonsuz bir sevgiye tercüman kesilir.

Hastanın yalnız tedavi etmekle kalmayan, onun kalbine de dokunan bir hekim, tedavi etmiş olduğu küçük bir çocukla kapıda göz göze gelir. Çocuk elinde küçük bir yumurta tutmaktadır.

“Buyur evladım” der doktor gülümseyerek.

“Bu yumurtayı size getirdim,” der çocuk, gözlerinde mahcup bir sevinçle.

Doktor biraz takılır:

“Beni bu yumurta kadar mı seviyorsun?”

Çocuk bir an durur, sonra yavaşça başını kaldırır ve şöyle der:

“Bu, benim büyüttüğüm civcivin ilk yumurtası…”

****

Bu, çocuk yüreğinden kopup gelen saf bir teşekkürdür. Çocuğun niyetinin büyüklüğü, hediyenin maddesini aşmıştır. Küçük bir yumurta, büyük bir gönlün tercümanı olmuştur. Bu, ne bir borç ödemesidir ne de bir yükümlülük. O küçük yumurta, samimi bir minnettarlığın zarfı olmuştur.

****

Bu hikâye, aslında insanın Rabbiyle olan ilişkisini hatırlatır bizlere. Bizler de Allah’ın paha biçilmez, sayısız nimetlerine, hediyelerine karşı, kırık dökük ve kusurlu bir ibadetlerimizle O’na yöneliyoruz. Ne veriyoruz? Birkaç kelime, birkaç rekat, biraz sabır, belki azıcık infak… Ama bu ibadetlerimizin yanında, kalbimizde, Rabbimize minnet ve teşekkür duygumuz varsa, hatta ibadetlerimizin ne kadar yetersiz kaldığı duygusu taşıyorsak, işte bu duygumuz yaptığımız o kusurlu ibadetleri de değerli kılar ve belki kabulüne vesile olur.

Evet gönlümüzdeki samimiyet, şükür ve minnet duygumuz Rabbimize hediye olarak sunduğumuz ibadetlerin de kusurlarını örter ve onları kabul edilebilir yapar. Tıpkı normalde değersiz olan fakat çocuğun gönlündeki duygulara tercüman olmasıyla değer kazanan yumurta gibi… Gönül değerli olduğu için, gönlün dokunduğu her şey de değerli olur.

Hatta insan bazen gönlünden öyle bir niyet eder ki, yapamadığı ibadet bile yapmış gibi kabul görür. Kalbindeki samimiyet, yapmadığı eylemin boşluğunu doldurur. Çünkü Allah cömerttir. Kulun niyetine bakar ve yapmak için taşıdığı samimi niyetini kabul eder, onu yapmış gibi karşılığını verir.

Bu hakikati namazda tahiyyat duasında yaşıyoruz aslında. Yaratılmışların bütün tâ’zimleri, tesbihleri sanadır derken, aynı zamanda derin bir hakikat olan şunu da ifade ediyoruz.

“Ey Rabbim!  Keşke elimden gelseydi de Sana, büyük mahlukatının bütün ibadetlerini, tesbihlerini, hamdlerini yapsaydım ve sana sunabilseydim…” Bu ifade, büyük bir niyeti barındırır. Bütün mahlukatın tüm ibadetlerini yaparak Rabbine kulluk etmek isteyen bir gönlün büyük niyetlidir bu. Fakat yapabildiği, bu niyetin yanında hiç hükmündedir. Ancak bu niyet, namazı, Allah’a sunulan tüm ibadetleri içine alan bir büyüklüğe mazhar eder.

****

İnsan, kısa bir ömrü, sınırlı ve kusurlu kulluğuyla sonsuz bir cenneti kazanamaz.  Ne yapsa eksik ve az gelir. Ama Allah, kullarına rahmet eden ve samimi bir niyeti amelden hayırlı sayan bir merhamet sahibidir. Zira Rabbimiz, “Biz yaptıklarınıza en güzel şekilde karşılık vereceğiz” buyurarak, cennete koymak için baha değil bahane aradığını belirtmiş olur. Tıpkı bir öğretmenin öğrencisine baktığında,  yazılı kağıdındaki eksik cümlelere rağmen “Bu öğrenci gayret ediyor” diye düşünüp onun çabasını takdir ve ödüllendirmesi gibi…

İşte bu yüzden az da olsa amellerimizi küçümsemeyelim. Her duamız, her niyetimiz, her iyiliğimiz; bir yumurta gibi, eğer Allah dilerse büyük bir değer taşıyabilir. Yüreğimizdeki samimiyeti diri, niyetimizi temiz tutalım. Çünkü cenneti kazanmak amelin büyüklüğünden değil, kalpteki niyetin büyüklüğünden geçer.

Niyet kabul görürse, yaptığın bir iyiliğin cenneti meyve verebilir.

İnna Mel Â’melû. bînniyet. Âmeller, niyete göredir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.