logo

Yaşanılan Çağın En Etkili Hastalığı “EGO”


Mehmet Kızılkaya
mehmetkizilkaya@batmangapgazetesi.com

Yaşadığımız çağın en büyük ve en etkili hastalığı EGO’dur.

Freud’un sözüyle, “EGO, şahlanmış bir at üzerindeki şovalye gibidir.” EGO, bencilliğin anasıdır. Kişinin kendi çıkarını ve yaşamını göz önünde bulundurması durumudur. Kişi ve kişilerin rahatlığa ve doyuma ulaşması için her yolu mubah görmekte olanların durumudur. EGO sahibi insanlar, kendi hayatlarının her noktasında gereğinden fazla acılar ve omuzlarına gereğinden fazla yük bindirenlerdir. EGO, insan yaşamının her noktasında yıkıcı bir durum teşkil etmektedir.

EGO, yaşanılan çağın en etkili hastalığı olması sebebiyle, merhametli insanlardan olmanızı bile imkansız kılmakla beraber vicdandan yoksun insanlardan eyler.

EGO’ya sahip insanlar hiç kimselere güvenmezler ve onlardan da her zaman kötülük beklemekle beraber kendilerine her zaman itaat etmelerini isterler. Devamlı kendilerini savunmaya kalkarlar. Yalnızca kendilerine odaklı bir yaşam sürdürmek peşinde bir yaşam sürerler. EGO’ya sahip insanlar, dış dünyanın tümünü kendilerine düşman görürler. O sebeple her zaman kendilerinin olmasını isterler ve kendilerine itaat edilmesini isterler.

EGO, bir hastalık türü olmaktan ziyade bir kaybedişin habercisidir. EGO’su yüksek olan insanların hem bireysel, hem toplumsal hem de yaşamsal olarak her noktada kaybedişleri en üst seviyeye çıkmaktadır. EGO’su yüksek olanın kibirle eşdeğer bir noktada olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Kibir, insanların gerçeklerle yüzleşmesi durumudur. Bu sebepledir ki, gerçeklerle yüzleşmek istemeyen insanların tamamı yaşamlarından hiçbir tat almamakla beraber yaşamlarının hiçbir noktasından zevk almadan bir yaşam sürdürmek zorunda kalırlar.

EGO, insanları hedeflerinden uzaklaştıran en önemli durumun göstergesidir. Yaşamın en etkili hastalığı olması sebebiyle, yaşamının her noktasında kaybetmek onlara has bir durum olmaktadır.

Kendi varlıklarını devam ettirmek için EGO’yu bir amaç olarak kullanan insanların en büyük düşmanı EGO’ları olduğunu bilmezler.

İnsan yaşamının her noktasında EGO başrol oyuncu olarak kendi hastalığının lideri konumundadır.

EGO, sahibinin ruhunu, bedenini kemirip parçalayan durumun tam da kendisidir. EGO, her zaman emreder, kişi(ler) de kıvranarak onun emrine itaat etmek zorunda kalır(lar).

İş hayatında da bu böyledir. Altların ve üstlerin ilişkileri egoyu doyurmak için çok iyi bir araç haline gelir. Sizlerden üstün biri sizlere emreder sizlerde yaparsınız lakin kendi egonuz sizlere ne kadar da aşağılık olduğunuzu söylemekten asla ama asla vazgeçmez. Aşağılık hissi insanlığı rekabete sürüklemekle beraber hep bir üste çıkıp altındakileri ezme çabalarını oluşturur.

Kariyer yapan ve yapmak isteyen insanların en keyif aldıkları noktada kendi EGO’larını doyurmaktır.

EGO, insanların sizlerden uzaklaşmasına sebep olan en önemli durumun sebebidir.

EGO, insanların yalnızca kendilerini dinleme ve sadece kendi bildiklerini yapmalarına ve okumalarına sebebiyet veren bir durumdur. Bu durum siz insanları yaşamın hiçbir noktasında başarıya ulaştırmayacaktır. Neden mi? Çünkü başkalarının tecrübelerine kulak asmamak, başkalarını dinlememek, başkalarına sürekli olarak yükseklerden bakmak hem başarınızı elinizden alır, hem de yaşanılan çağın en etkili hastalığına yakalanmanıza sebep olur. O sebeple EGO’dan uzak bir yaşamı seçmeniz sizler için en doğru seçim olacağını bilmeniz ve öğrenmeniz gerekir.

EGO, yaşamınızın her noktasında mantıksız davranışları sergilemede ön ayak olur. Çünkü EGO, daima haklı çıkmak ister. İnsanların hiçbiriyle mantıklı ve faydalı bir iletişim kurmaz, önemsediği tek şey haklı ve galip çıkabilmektir. Bu uğurda da elinden geleni ardına koymaz.

Unutmayın!

EGO’nun sebep olduğu pişmanlık sizlerin pişmanlığıdır, sizlerden başka hiç kimse zarar görmez ve zarara uğramaz.

EGO’ya sahip insanlar kendilerini sağlıksız bir hırsın ve rekabetin içinde bulurlar. O hırs ve rekabet sahibi insanlar her şeye ulaşayım yeterdir düşüncesine sahip insanlardır. Bu hırs ve rekabet kendi sahibini de bitirecek bir noktaya gelmekle beraber kendi sahiplerinin yaşamına da son verebilmektedir.

EGO’su yüksek olup hiçbir zaman doymak bilmeyen insanlar her geçen gün daha çok açgözlü insanlar haline geliyorlar. Daha çok büyümek, daha fazla yücelmekle beraber dünyanın tümünü yutmak isteyen insanların yaşam şeklidir EGO.

EGO, yaşanılan çağın en etkili hastalığı olması sebebiyle insanları mutsuzluğa mahkum edilişine sebebiyet veren en önemli durumlardan bir tanesidir. Belirli bir noktadan sonra içerisinde bulunduğunuz yaşamınızı zindana çevirir. Kendinizi, kendi yaşamınızın içerisine kurduğunuz parmaklıkların içerisine hapseder ve sizleri seven insanları, sizlerle beraber olmak isteyen insanları kendinizden uzaklaştırırsınız.

Yaşanılan çağın en etkili hastalığı olan EGO’yu kontrol altına almadıkça yaşamınızın, ilişkinizin, kariyerinizin, sosyal yaşamınızın ve hayatınızın her alanında kaybetmeye ve de hayatınızın bir hüsranlar serisi şeklinde hissettirmeye mahkum olacak bir birey olarak yaşamınıza son vermek zorunda kalan insanlardan olursunuz.

O sebeple insan ruhunu kirleten EGO’dan vazgeçmelisiniz.

Önceliğiniz her zaman EGO’nuzu kontrol altına almalı ve onun sizlere kaybettirdiklerini tekrardan kazanmak için mücadele etmeli ve yaşanılan çağın en etkili hastalığı olan EGO’dan vazgeçmelisiniz ki, yaşamınızdan tat alabilesiniz.

Unutmayın!

İnsanın en büyük düşmanı kendi EGO’sudur. EGO’larını beslemekten kendilerini aç bırakan insanların yaşamı çağın en etkili hastalığıyla karşı karşıya kalışının en büyük belirtisidir.

“Egonu yenmeyi başardığı zaman, içindeki bütün karanlık aydınlığa dönüşecektir.” (Mevlana)

Bu vesileyle tüm insanlığa şunu söylemek isterim:

“Kendinizi çağın en etkili hastalığı olan EGO’dan kurtarmak istiyorsanız eğer, EGO’nuzu kendi yaşamınızın her alanında çıkarıp atmanız gerekir.”

EGO’su olmayan insanlardan olmanız dileğiyle,

Hepinize EGO’suz günler diliyorum.

Mehmet KIZILKAYA

Share
1041 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • Uyansa Kazanacak Ama Uyanmıyor Ölüm Uykusundan

    20 Eylül 2018 Yazar Makaleleri

    CHP Maalesef üyesinden örgüt yöneticisine, delegesinden PM üyelerine kadar kendilerini garip ve anlaşılmaz şekilde Kemal Kılıçdaroğlu’na, onun seçtiği MYK sına, kararlarına mahkum hissediyor. Bu garip, rüyasında kabus görüp uyanamayan bir çocuğun yüzü gibi korku içinde uyumayı sürdürüyor. Oysa CHP genetiği itiraz genetiğidir, giderek itiraz yerini  biata, sessizliğe ve korkuya bırakmış durumda. Son dönemde yönetim şekli ile giderek Ak Parti’ye benzeyen CHP’nin, tabanında Ak Partinin halkta yarattığı korkulara benzer korkular görünüyor....
  • Saâdet-i Ebediye: Sonsuz Mutluluk

    19 Eylül 2018 Yazar Makaleleri

    Hızlı yaşamayın ve boş yaşamayı bırakın! Durgunlaşın! Kutsal Kitap Kur’an-ı Kerim’in ayetlerinin ne dediğini biliyor musunuz? Nankörlük, küfürden daha kötüdür. Küfür içinde olan insan bile minnettar olmalıdır Cenâb-ı Allah’a. Bir bilselerdi… Gerçekten de bir bilselerdi, O’na minnettar olurlardı. Onlar; o ışığı ve hakikatı engellediklerini ve karşı koyduklarını düşünüyorlar. Halbuki onların içindedir o ışık, o hakikat. Geri çeviremezler. Sanki reddedebilirler gibi görünür, ama öyle değildir. Sadece üzerini örtebi...
  • “Felsefi Derinlik” Kriteri Uydurulmuş Bir Gerekçedir

    16 Eylül 2018 Yazar Makaleleri

    Kılıçdaroğlu iletişimde Ak Parti taktikleri kullanıyor açıkça. Bir yandan, partimizi tartıştırmayalım diyor ama diğer yandan her cümlesini keskin bıçak gibi kullanarak, sözcüklerini en derin yerlere çizik atmak için kullanıyor. Bu CHP Genel Başkanına yakışmıyor, partiyi, üyelerini, ayrıştırıyor. Genel Başkanın kurultayı entrikalarla yapmamasına eleştiriler getirdiğimizde deniyor ki, bunu partinin zeminlerinde yapın, dışarıda yapmayın. Partide zemin bırakmış mı bunu yapacak? Küçük kurultaylar, danışma kurulları kaldırılmış, partinin ...
  • Milli Eğitim Özüne Dönmeli…

    13 Eylül 2018 Yazar Makaleleri

    Yıllar önce ülkemizde yaşanan eğitim sorunlarının başında okulların fiziki yetersizliği, öğretmen eksikliği ve eğitimde yaşanan ideolojik davranışların sonuçlarıyla karşılaşır ve kendimizi bu sorunların içerisinde başarısızlıkla bulurduk. Tabi ki yıllar geçti ve özellikle son on yılda genelde ülkemizde özelde ise ilimizde fiziki yetersizliğin yerini modern okullar ve akıllı sınıflar alırken, öğretmen yetersizliğinde ise büyük bir eğitim kadrosu ile karşılaşır olduk. 2018/2019 eğitim ve öğretim dönemi başlarken ve geçmişi bugünle kıyaslark...